"İmralı tecridi zaten savaş nedenidir."
Devamı var.
Rojava Devrimini "yüzyılın devrimi" olarak değerlendiren Cemil Bayık: "…halk olarak meşru savunmasını geliştirmeli. Tüm halkımız silah almalı, bu temelde kendini eğitmeli ve örgütlemeli" diyor.
On yıl öncesinde, söylenseydi bu sözler, önemi olurdu.
Ancak, etkisi olur muydu?
Bunun cevabı, Kuzey Kürdistan Hareketi’nin son beş yıldaki gelişiminde saklı.
Eskilerde, Kandil’den gelen "tehdit" Gerilla Komutasıyla sınırlıydı.
Şimdilerde buna yığınlar eklendi.
Böylece, Kandil’den gelen her açıklama, Türkiye’de basın ve siyaset belleğine yazılıyor.
Kandil’deki her hareketlenme, Güney Kürdistan’daki Hükümet’in politikasına ortaklığı yükseltiyor.
Kandil-Rojava hattındaki gelişmeler, Ankara’da deprem etkisi yaratıyor.
Birkaç ay önce Duran Kalkan’ın: "Kürdistan’ın Hewler’den yönetilemeyeceği"yle ilgili açıklaması, KDP ve PKK arasındaki ilişkilerin yeniden dizayn edilmesinin zeminini oluşturdu.
Mesud Barzani, Kalkan’ın "Türk" olduğunu ima etmesi, politikadaki "gerici pozisyona" işaret etmişti.
Ancak, aksesurdaki bu "kavga", asıl rotayı değiştirmedi.
Geçmişteki "Kürt Partileri", kaçınılmaz olarak, "Kürdistan Partileri"ne dönüştüler ve Kürdistan’da her halkın siyaset yapma hakkı var, Türkler, Araplar, Asuriler, Ermeniler’in de.
Türkiye’ye gelince:
Daha daha önceleri, Kürdistan’ı bölünmüş parçalanmış bırakılması için "sihirli değneğe" sahip olan Türkiye’nin forsu tükenmiş durumda.
Bundan dolayı da, historyal histerik nöbet geçiren "son Gladyo Erdoğan": "Kürt sorunu yoktur" demişti.
Bunu, paradoks söylem, Kürtler ve Kürdistan açısından yanlış değil.
Gelinen noktada, bu savın doğru olduğu anlaşılıyor.
Kuzey Kürdistan Hareketi, Güney Kürdistan Hükümeti ve Rojava Devrim’i Kantonları, Ankara’nın tehdidinden kurtulmadılar.
Kuzey Kürdistan semaları, Türk savaş uçaklarına serbest alan.
Kürtler, Türk militer ve paramiliter güçlerinin tehdit alanında.
Ancak, Ankara’da ilan edilen her kanun, Kürdistan’da uygulama alanı bulamıyor.
Kuzey Kürdistan halkı, Ankara’nın tayin ettiği istikametin yolcuları değil.
O zaman demografik ve coğrafik bir sorun sok.
Kürtler var.
Kürdistan var.
Böyle olunca da, mutlak var olanın, bir sorun olduğunu varsaymayalım.
Gelinen noktada, Kürt/Kürdistan sorunu yoktur!
Kürtler’in, Kürdistan‘ın kendilerini yönetme sorunu vardır.
Sorun Devlet/Kanton/Kendi kaderini tayin etme sorunudur.
Düşünün, toplantı yapıyorsunuz, alyıldızlı bayrakların gölgesinde değilsiniz.
Yollarda yürüdüğünüzde, mehmetçik dipçiği ensenize dayalı değil.
Nefes alıp verirken, Türk askerinin namlusundan çıkan barut kokusunu solumuyorsunuz.
Böyle olunca, Kürt ve Kürdistan olarak, bir sorununuz kalır mı?