
Kürt iradesini teslim almak, halkı korkuya mahkum etmek, kentleri yangın yerine çevirmek için Ordu’nun yetkilerini arttıran, karanlık güçleri devreye sokan Türk devleti, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın defalarca uyarısını yaptığı “darbe mekaniğini” yeniden devreye sokmuş oldu. Kürt’e yönelen silahlar, döndü, devletin kendisini vurdu!
Kürt düşmanı darbe, kentkırım ve toplumkırım politikalarıyla sınırlı kalmadı. Halkın seçilmiş iradesi, saldırıların odağına yerleşti. Halen DBP’li 22 belediye eşbaşkanı tutuku, 8’i aranıyor. 28 belediye eşbaşkanı ise görevden alındı. Bugün “Hakimiyet milletindir” diyenler, bahse konu Kürt milleti olunca zulmü alkışladı.
AKP hükümeti, 7 Haziran öncesinde almış olduğu savaş kararını seçimlerden çıkan sonuçlarla birlikte adım adım hayata geçirdi. Topyekûn bir savaş kararı alarak savaşı daha da derinleştiren hükümet, geniş bir saldırı konseptiyle de bunu pratikleştirdi. Bir devlet politikası olarak geçmiş iktidarların yıllarca savunduğu “Kürt sorunu yoktur” politikasından “Kürt sorunu benim sorunumdur”a gelerek iktidar olan hükümet, sonrasında “Kardeşim neyiniz eksik” deyip yürütülen çözüm sürecini rafa kaldırarak yeniden savaş politikalarına sarıldı. Buna karşı ise Kürdistan’da “öz yönetim” talepleriyle halk, kendi çözümünü geliştirip savunduğu modeli hayatta geçirme kararı aldı. Ancak halkın bu yöndeki çözüm iradesi de siyasi iktidarca görmezden gelindi.
“Bedelini öderler” tehdidinin ardından girişilen saldırı, kuşatma ve katliamlar, geride kalan bir yılın en ağır tablosu oldu.
Hükümet, her ne kadar savaşın 24 Temmuz’daki hava saldırısıyla başlatıldığını söylese de, bu tarihin öncesinde yaşananlar bu iddiayı boşa çıkarmaya yetiyor. 30 Haziran’da Medya Savunma Alanları’na dönük gerçekleştirilen bombardıman ile savaş kararı pratik olarak devreye konulmuştu. Bu bombardıman ile aylarca tüm provokasyonlara rağmen sürdürülen ateşkesin altına dinamit konuldu.
KCK: Ateşkes anlamsızlaştı
Bombardıman sonrasında geçici hükümetin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “İki tane bombardıman uçağı, orada ne var, ne yok hepsini yok etti” diyerek, ateşkesi tehlikeye sokan bu girişimi hükümet adına üstlendi. Bunun üzerine ise KCK’den “ateşkes anlamsızlaştı” açıklaması geldi. Bu olay sonrası yaşananlarla birlikte AKP’nin adım adım savaşı pratikleştirmesi sonucu KCK’den 11 Temmuz günü ateşkesin bütünüyle sonlandığı açıklaması geldi. Açıklamada, devam eden baraj yapımları, hayata geçirilen siyasi soykırım operasyonlarına karşı hükümete ciddi uyarılar yapılarak, “Barajlar ve baraj yapımında kullanılan araçlar gerilla güçlerimizin hedefinde olacaktır. Her tutuklama artık gerilla için bir misilleme nedeni olacaktır. Özgürlük Hareketimiz artık ateşkes tutumunun istismar edilmesini kabul etmeyecek, oyalama yaparak Kürt sorununu çözümsüz bırakan politikalara karşı da tutumunu koyacaktır” denildi.
Suruç Katliamı
Bölgedeki askeri hareketlilik her geçen gün artarken bir yandan da siyasi soykırım operasyonları hız kesmeden devam ediyordu. O günlerde dayanışma amacıyla Kobanê’ye gitmek için Pîrsus’ta (Suruç) bulunan gençlere dönük 20 Temmuz günü devletin bilgisi dahilinde gerçekleştirilen bombalı saldırıda 33 genç yaşamını yitirirken, artık aylar önce alınan savaş kararı da farklı bir konsepte bürünecekti. Katliam sonrası bombalı intihar saldırısından devletin haberdar olduğu ve bombalı saldırıyı gerçekleştiren kişinin de Emniyet’te kaydının olduğu ortaya çıktı.
Ceylanpınar bahanesi!
Bu katliamdan iki gün sonra Ceylanpınar’da polis memurları Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar’ın sabaha karşı yataklarında uyurken infaz edilmeleri ise yaşananların seyrini bütünüyle değiştirdi. Halen aydınlatılmayan ve PKK tarafından da reddedilen bu infaz olayı, PKK’ye mal edildi. O dönem açıklamalarda bulunan KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit, “Bizim, yaptığımız bir şeyi üstlenmekle ilgili çekincemiz yok. PKK/HPG olarak yapılan bir eylem varsa bunun izahatı, gerekirse özeleştirisi yapılır” diyerek, eylemin PKK tarafından gerçekleştirilmediğini savundu.
Ancak hükümet halen soru işaretleriyle dolu olan bu olayı aylar önce başlattığı savaşın ilanı olarak gördü ve 24 Temmuz günü Kandil’de onlarca savaş uçağıyla en kapsamlı bombardımanı gerçekleşti. Bombardımanda HPG Komuta Konseyi üyesi Şervan Varto yaşamını yitirirken, KCK tarafından yapılan açıklamada, “24 Temmuz, AKP ve Erdoğan’ın en büyük hatası olarak tarihe geçecek” denildi. Bu tarihten sonra da bölgenin birçok yerinden çatışma ve ölüm haberleri ardı ardına gelmeye başladı.
Halkın çözüm modeli: Öz yönetim
AKP hükümetinin çözüm yerine yeniden savaşı devreye koymasıyla birlikte halk da, kendi çözüm iradesini geliştirmeye girişti. Kürdistan kentlerindeki halk, kendi çözüm modellerini “öz yönetim” olarak formüle etti. İlk olarak 10 Ağustos’ta Silopi’de Şirnex Halk Meclisi’nce “öz yönetim” ilanı yapıldı. Öz yönetim ilanı KCK tarafından da olumlu karşılanırken, 12 Ağustos’ta buna ilişkin yapılan açıklamada, “Kürdistan halkı için öz yönetimden başka bir seçenek kalmamıştır” denildi.
Şırnak’ın Silopi ilçesinde yapılan öz yönetim ilanını sonrasında Cizîr, Nisêbîn (Nusaybin), Hêzex (İdil), Colemêrg (Hakkari), Êlih (Batman), Gever (Yüksekova), Mûş’un Gimgim (Varto) ve Kop (Bulanık), Wan’ın Artemêt (Edremit) ve Riya Armûşê (İpekyolu), Amed’in Sûr, Farqîn (Silvan), Licê, Agirî’nin Bazîd (Doğubayazıd), Bedlîs’in Xîzan (Hizan) ilçeleri ve İstanbul’un Gülsuyu ve Gazi Mahalleri takip etti.
Halkın talebiyle gelişen bu sürece karşı geliştirilen saldırılar ise sivil katliamlara doğru evrilirken, bir yandan da belediye eş başkanlarından başlamak üzere yeniden bir siyasi soykırım operasyonu dalgası başladı. “Öz yönetim” ilanlarının yapıldığı kentlerde belediye eş başkanları bir bir gözaltına alınıp tutuklandı. Aynı belediye eş başkanları, İçişleri Bakanlığı’nca görevden alındı. Halen DBP’li 22 belediye eş başkanı tutuklu olup, 8’i hakkında yakalama kararı bulunmakta. 28 belediye eş başkanı ise görevlerinden alınmış durumda.
HDP’ye 300 saldırı oldu
7 Haziran seçimlerinden çıkan sonuçların “yok hükmünde” sayılıp 1 Kasım’da seçimlerin yenilenmesi kararı alınmasından sonra siyasette de sıcak günler yaşanmaya başlandı. Bu kez HDP’nin baraj altı kalması hesaplanan seçimlerde HDP’ye dönük kapsamlı saldırılar organize edildi. Colemêrg’in (Hakkari) Çelê (Çukurca) ilçesinde yaşanan çatışmada yaşamını yitiren askerler bahane edilerek tek elden devreye konulan saldırılar, HDP Genel Merkezi’ne kadar uzandı. 7-8 Eylül tarihlerinde genel merkez binası da dahil olmak üzere 300’e yakın HDP binasına saldırı oldu, birçoğu yakıldı. Yine birçok merkezde Kürtlerin işyerleri yakıldı, lince varan saldırılar yaşandı.
10 Ekim Katliamı
Saldırıların ve çatışmaların dozajı her geçen gün artarken, bir kesim sivil toplum örgütleri, yeniden çözüm masasının gelişmesi için sorumluluk üstlendi ve 10 Ekim’de Ankara’da Barış, Emek ve Demokrasi Mitingi adıyla bir miting düzenleme kararı aldı. Mitingin düzenlenmesinin planlandığı saatlerde de KCK tarafından tüm saldırı konseptlerine rağmen yeniden bir “ateşkes” kararı açıklanması bekleniyordu. Ancak mitingin toplanmaya başladığı saatlerde Kürtlere ve dostlarına bir mesaj olarak değerlendirilen ve Türkiye’nin en kanlı saldırısı olarak tarihe geçecek olan bir katliam yaşandı. Katliamda 100 kişi yaşamını yitirirken, yüzlerce kişi de yaralandı. Katliamdan birkaç saat sonra ise KCK’den beklenen o açıklama geldi. KCK, “Türkiye içinden ve dışarıdan gelen çağrıları dikkate alarak silahlı güçlerini eylemsizlik konumuna çekme kararı aldığını” açıklarken, gereken duyarlılığın gösterilmesi ve uluslar arası güçlere de “Türkiye’deki çevreler bu süreci yakından takip ederek rollerini oynamalı, gereken duyarlılığı göstererek yerinde çağrılar yapıp müdahalelerde bulunmalıdır” çağrısı yapıldı. 1 Kasım seçimlerinden sonrasına kadar devam eden bu pozisyona rağmen saldırılar yoğunlaşarak devam etti ve hükümet bir kez daha fırsatı heba etti.
Seçimlerin arifesinde yaşanan Ankara Katliamı ardından HDP, miting yapmama kararı aldı. Sadece salon etkinlikleriyle gerçekleştirilen seçim kampanyasında HDP, saldırılara rağmen yeniden barajı aştı, AKP ise “istikrarsızlık” üzerindeki geliştirdiği seçim kampanyasından tek başına hükümet kuracak bir oranla çıktı.
Bin 461 gün sokak yasaklandı
Seçimler öncesinden öz yönetim ilanlarının ardından hükümet yetkililerinden gelen “bedelini öderler” tehditleri artık şehir merkezlerinde ayları bulan saldırı ve kuşatmaları beraberinde getirdi. İlk olarak Muş’un Varto ilçesinde 16 Ağustos’ta ilan edilen “sokağa çıkma yasağı”, diğer kentlere taşınıp ayları bulan süreçlere evrildi. Bugüne kadar 2 şehir merkezi ve Amed, Şirnex, Êlih (Batman), Colemerg (Hakkâri), Mêrdîn (Mardin), Mûş, Xarpet (Elazığ), Sêrt’in (Siirt) 23 ilçesinde onlarca mahalleyi kapsayacak şekilde 67 kez ilan edilen sokağa çıkma yasakları, toplamda bin 461 günü buldu. Yasak ve kuşatmalar halen Nisêbîn, Şirnex ve Sûr’da sürmekte.
821 kişi yaşamını yitirdi
Sokağa çıkma yasakları sürecinde yasağın ilan edildiği ilçelerde katliamlar devreye konuldu. Bugüne kadarki yasaklar sürecinde sivil toplum örgütleri tarafından tutulan raporlara göre, halen kimliği netleştirilmeyen 202 kişi bulunmakla birlikte 821 kişi yaşamını yitirdi. Saldırıların en yoğun yaşandığı Cizîr’de ise 100’e yakın kişi “vahşet bodrumları“nda hükümet yetkililerinin de bilgisi dâhilinde yakılarak katledildi.
335 bin kişi zorla göçertildi
Kuşatma altındaki ilçelerde, tespit edilen rakamlara göre, 15 bin ev top ve tank atışlarının ardından kullanılmaz hale getirildi. Bunlardan büyük bir bölümü yasak sürecinde alınan “riskli alan” kararıyla da yıkılırken, binlerce kişi evsiz kaldı. 50 bine yakın ev ise hasar gördü. Bu süre içerisinde TİHV raporlarına göre 1 milyon 642 bin kişi ciddi hak ihlaline uğradı. 335 bin kişi, kuşatma altına alınan kentini terk etmek zorunda bırakıldı.
CHP, ‘kaldıraç’ oldu
AKP, savaşla birlikte demokratik siyaseti tasfiye etmeyi de önüne koymuştu. İlk olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, 29 Temmuz 2015’te Çin’e yapacağı ziyaret öncesinde havaalanında yaptığı basın toplantısında HDP’yi kast ederek, “Bu partinin yöneticilerinin bu işin bedelini dokunulmazlık zırhından arındırmak suretiyle ödemesi gerekir” demesinin akabinde Ankara’da “dokunulmazlıkların kaldırılması” gündemi yoğunca tartışılmaya başlandı. Bu açıklamadan sonra da HDP’liler hakkında düzenlenen fezlekeler artmaya başladı. Erdoğan’ın sık sık “dokunulmazlıkların kaldırılması” yönünde AKP’ye verdiği talimatlardan sonra AKP grubu hazırladığı teklifi imzaya açarak 12 Nisan 2016’da Meclis’e sundu. Bu konuda gözler siyasi partilerin tavırlarına çevrilirken, CHP ilk günden tavrını açık bir şekilde ortaya koydu ve Anayasa’ya aykırı bu değişikliğe “evet“ diyeceğini açıkladı. “Dokunulmazlıkların kaldırılmasını” sağlayacak olan Anayasa değişikliği teklifi iki tur şeklinde yapılan oylamayla 20 Mayıs’ta CHP, AKP ve MHP’nin verdiği 376 oyla kabul edildi. Anayasa değişikliğinin Meclis’ten geçtiği günlerde HDP’li 55 milletvekili hakkında 511 fezleke hazırlanmıştı. Düzenlemeyi daha ilk günden “siyasi darbe” olarak değerlendiren HDP, değişikliğin yürürlüğe girmesinin ardında da ifadeye gitmeme kararı aldı ve çağrılan HDP’li milletvekillerinin hiçbiri ifadeye gitmedi.
Çözümsüzlük hükümeti götürdü
Kürt sorunundaki çözümsüzlük ve gelişen savaş süreciyle birlikte politikadaki gelgitleri, hükümetin bir yılını doldurmadan görevden almasını da beraberinde getirdi. 58, 59 ve 60’ıncı hükümetlerde Dışişleri Bakanlığı ve 62, 63 (seçim hükümeti) ve 64’üncü hükümetlerde Başbakanlık yapan Ahmet Davutoğlu’nun hem Suriye politikası çöktü hem de “Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı” kazanacağına dair söylemleri yarıda kaldı. Davutoğlu, Temmuz 2014 yılında başlayan savaşı bizzat kendisinin başlattığını dile getirip her fırsatta “PKK’yi bitireceğim” demesine rağmen 1984’ten beri sorunu ağırlaştırarak giden 15’inci başbakan, 19’uncu hükümet oldu.
Öcalan defaatle uyardı
Kasım 2015’teki bir görüşmede Öcalan, “Demokrasiyi korumak demek Başbakan’ı da korumak demektir. Başbakan’ın demokratik işleyişe ihtiyacı var. Demokrasiyi yerleştiremezsek hepsi Menderesleşir. Darbeleri önleyemez” uyarısında bulunurken, bu uyarıları sık sık yeniledi. Mart 2014’teki bir başka görüşmede doğrudan hükümete darbe uyarısı yaptı. Öcalan, o günlerde, “Mevcut hükümetin karşısındaki darbe gerçeğinin esas nedeni Kürt sorunu (genelde de demokrasi sorunu) olduğu gibi, kalıcı aşamasının yolu da demokrasi ve Kürt sorununa kalıcı ve radikal çözümle mümkündür” uyarısında bulunmuştu.
‘Sıfır sorun’dan sıfır komşuya
İçerde çözümsüzlük yerine yeniden savaşa başvurulmasıyla sıkışın politika, dışarıda da Türkiye’yi iyice yalnızlaştırdı. “Komşularla sıfır sorun” diyerek iktidarını sürdüren AKP, gelinen aşamada Türkiye’yi “sıfır komşu” seviyesine indi. 2015’te Rus savaş uçağının düşürülmesi, Suriye’de Kürt karşıtlığı üzerinden izlenen yanlış politikalar, Türkiye’nin sorun yaşamadığı ülke bırakmadı. 24 Kasım 2015’te Rus savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesinin ardından bir anda gerilen ilişkiler, “özür dilemeyeceğiz” açıklamalarına rağmen yalnızlaşmadan kaynaklı en sonunda yeniden özür dileme noktasına geldi. Oysa uçağın düşürülmesinin ardından önceden planlanan bir program kapsamında Rusya’ya giden HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “vatan haini” olarak bile suçlanmıştı!
Kürt karşıtı ittifak
Rusya’nın yanı sıra Davos’ta “one minute!” denilen, defaatle “çocuk katili” gibi ağır ithamlarla suçlanan İsrail’le de ilişkiler tamir edilmeye çalışıldı. Hatta Erdoğan, bu konuda paydaşlarını “sattı“, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili “Günün Başbakan’ına mı sordunuz?” diyerek çıkışmaktan geri durmadı.
Rusya ve İsrail’in yanı sıra özellikle Rojava’daki kazanımları boşa çıkarmak amacıyla Kürt karşıtlığı üzerinden arayışlar da bu döneme damga vurdu. Kendi vatandaşı olan Kürtlere karşı ise “sonuna kadar savaş” içerisinde olan Türkiye, Selefi siyaseti nedeniyle ters düştüğü Suriye, İran ve Irak yönetimleriyle de ilişkileri yeniden düzenleme arayışına girdi. Bir zamanlar “Katil Esed” diye tanımladığı Esad yönetimi ile Cezayir’de toplantılar gerçekleştirdi. Bu görüşmelerin esası, Kürt karşıtlığı, Kürt statüsünün engellenmesi arayışıydı.
Savaş ve çözümsüzlük darbeyi getirdi
Bir yıl boyunca içeride Kürt’e karşı geliştirilen savaş ve dış politikada baş aşağı giden ilişkilerin doğurduğu en önemli sonuç ise 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişimi oldu. Çözüm süreci boyunca PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “demokratikleşme gelişmezse darbe mekaniği devreye girer” uyarılarını dikkate almayan AKP’nin yeniden savaş üzerinden geliştirdiği bu süreç, tam da Öcalan’ın işaret ettiği darbe mekaniğinin devreye girmesiyle bir yılını geride bıraktı.
HAYRİ DEMİR/DİHA/ANKARA