PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Kürtlerin ‘demokratik özerklik’ deyip ortak yaşamı istediklerini ama tepelerine vurulduğu müddetçe bunun olamayacağını söyledi.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, AKP-MHP faşizminin artık çöküş noktasında olduğunu söyleyerek, şunu herkesin görmesi gerektiğini vurguladı: “Bedel ödeyebiliriz, zorluklar yaşayabiliriz fakat biz kazanacağız.”
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber TV’de yayınlanan Ülkeden programına katılarak, soruları yanıtladı. Kalkan ile yapılan söyleşinin bazı bölümlerini paylaşıyoruz:
Şimdiden başardılar
Öncelikle Leyla Güven ve Nasır Yağız şahsında zindanlarda ve dışarıda açlık grevi direnişi içinde olan, yine ‘Tecridi kıralım faşizmi yıkalım devrimci hamlesine’ katılan, eylem yapan herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Özellikle durumları önemli bir noktaya gelmiş olan Leyla Güven ve Nasır Yağız’a özel selamlarımı ifade ediyorum. Başardılar, zafer kazandılar. Şimdiden insan bunu net olarak söyleyebilir. Bütün saldırılara, baskılara, zorluklara karşı amaçta tam bir tutarlılık ve ısrar var. Tecridin kırılmasını istiyorlar. İmralı işkence ve tecrit sistemi diye bir sistem var ve bu bütün Türkiye toplumunu içine alıyor ve yönetiyor. Leyla Güven de açık söyledi. “Tecrit şimdi değil, 20 yıldır devam ediyor” dedi. Bu da 15 Şubat Komplosu oluyor. Önder Apo “Kürt Soykırım Günü” olarak ilan etti. Halkımız 20 yıldır “kara gün” diyor. 20 yıldır “Güneşimizi karartamazsınız” şiarı temelinde Önder Apo etrafında ateş çemberi olan bir fedai direnişçilik sürüyor.
20 yıllık direnişin zirvesi
Bugünkü direniş, bu 20 yıllık direnişin zirvesinde seyretmedir. Artık Kürt halkı, Kürt kadınları İmralı tecrit ve işkence sistemiyle yaşamak istemiyor. Leyla Güven net ifade etti. “Hiç bir zaman beynime ve yüreğime bu komployu, İmralı işkence sistemini yedirmedim, yedirmeyeceğim de” dedi.
Artık şunu demek istiyorlar: Biz 15 Şubat komplosuyla İmralı tecrit ve işkence sistemiyle yaşamak istemiyoruz, bu son bulacak. “Güneşimizi Karartamazsınız” direnişçilerinin tutumu böyleydi. Bu temelde hareket ve halk olarak 20 yılda 10 binden fazla şehit verdik. Kürt halkı en dinamik, en cesur kızlarını ve oğullarını bu mücadelede şehit verdi. Dört parça Kürdistan’da çocuktan yaşlıya kadar, kadın-erkek binlerce insan şehit düştü. Bunlar tecridi kabul etmemişlerdi. İmralı tecrit ve işkence sistemini reddettiler, meşru görmediler. İmralı duvarlarının parçalanmasını istediler. Komployu kabul etmediler. Bu sistem 15 Şubat komplosuyla ortaya çıkartılmış sistemdir, bunu da çeşitli pazarlıklar çerçevesinde ABD-TC anlaşmasıyla yaptılar. İşin içerisinde ABD var.
Leyla olma gerçeği
Komplonun 7. yıl dönümünde Şubat başında Viyan Soran yoldaş benzer tutumu takındı. “Ben bir daha İmralı tecrit ve işkence sistemi altında 15 Şubat’ı yaşamak istemiyorum” dedi ve bedenini ateşe verdi. Başta yoldaşları, kadınlar, Güney Kürdistan halkı olmak üzere tüm Kürt halkını gençlerini ve kadınlarını Önder Apo’yu daha çok sahiplenmeye, İmralı işkence ve tecrit sistemine karşı daha güçlü mücadele etmeye çağırdı. Partimizin yeni inşa komitesi üyesiydi. Şehadetinin 13. yıl dönümünde parti yönetimimiz, Merkez Komitemiz adına saygı ve minnetle anıyorum; amaçlarını başarma, anısını yaşatma sözümüzü bir kere daha yineliyorum. Güney Kürdistan kadınlarını, gençlerini Viyan Soran gerçeğini –ki onun da ismi Leyla’ydı- Kürdistan’da Leyla olma gerçeğini doğru anlamaya ve bu öncülerinin izinden yürümeye, özgürlük mücadelesine daha güçlü katılmaya çağırıyorum.
Bu nasıl bir bilinç ve inanç?
8. yıla girerken bir Leyla, 15 Şubat komplosuyla, onun ortaya çıkardığı İmralı tecrit ve işkence sistemiyle yaşamayacağım, dedi. Şimdi sürgüne götürülmüş asimile edilmek istenmiş, kültürel soykırıma tabi tutulmaya çalışılmış bir başka Leyla. Leyla Güven bu sefer aynı şeyi söylüyor. Devrimci duyarlılığın, yurtseverliğin, kadın duyarlılığının en üst zirvesini ortaya koyuyor, gösteriyor. “Tecritle yaşamak istemiyorum” diyor. “Yaşanmaz” diyor. Neden? Çünkü böyle bir şey gerçekten de yaşanır gibi bir durum değildir. TC, 12 Ocak’ta özel savaş kapsamında oyun oynamak istedi, bu oyunları bozdu. Tedavi edelim diyorlar, baskı uyguluyorlar, hepsini reddediyor. Lime lime olmuş hücre hücre erimiş ama amacında tutarlı, o fiziğe hakim bir irade var, bilinç var, inanç var. Bu nasıl bir bilinç, nasıl bir inanç? Bunu görmemiz lazım. Esas üzerinde durulması gereken noktalar bunlardır. Bu nasıl bir cesaret, fedakarlık? Nasıl bir inanç, iradedir? Özgür kişilik böyle bir kişilik olsa gerek. Örgütlü kişilik buna deniyor. Ne mi yapmamız gerekli? Önce böyle bir kişilik edinmemiz gerekiyor. Onun için de bu mücadeleyi doğru anlamak lazım. Mazlumlar, Kemaller, Ferhatlar ve Hayriler’i doğru anlamak lazım. Bu kahramanlık, 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu Direnişiyle başladı. Diyarbakır zindanında 12 Eylül faşist askeri rejimini yenilgiye uğratan büyük direniş ortaya çıktı. Direnme kararı Diyarbakır zindanında verildi. Ulusal onur günüydü. Onur kararıydı. Özgür kimliğiyle bir ulus olarak Kürtlerin yaşama kararıydı. Bugün de İmralı işkence ve tecrit sistemini kırarak böyle bir özgürlüğü sağlamayı istiyor Leyla Güven ve yüzlerce tutsağın zindandaki haykırışları.
Kürtler özgür yaşamak istiyor
Elbette Diyarbakır, Kürdistan’ın kalbi ve beynidir. Yurtseverliğin de bütün mücadelenin de esas alanıdır. Direnişin de merkezi olması çok doğal ve anlaşılır bir durumdur. Bütün toplumlar açısından böyledir. Kürtler de bir toplumdur. Böyle merkezleri var. Bu biçimde bir toplumsallıkları var. Belki de herkese ders veren toplumsallıktır. Eğer “toplum nedir?” diye birileri sorup incelemek, anlamak isterse ben Kürtleri incelemelerini, Amed’e, Serhat’a gitmelerini; Botan’a Zagros’a gitmelerini; Garzan’a, Urfa’ya gitmelerini öneririm. Yani toplum gerçeğinin ne olduğunu anlamak isteyen bilim insanları, toplum bilimciler varsa en iyi toplum gerçeğini buralarda bulurlar. Böyle bir toplumun elbette ki merkezleri gerekli tutumu gösterecekler. Kısaca şimdi artık İmralı tecrit ve işkence sistemi, buna yol açan inkar ve imha sistemi yok olsun, diyorlar. Kürt soykırımı artık bitmeli, Kürt toplumu özgür yaşamak istiyor. Demokratik haklarını kullanmak istiyor. Devlet Bahçeli ve Tayyip Erdoğan “vururum kırarım, bana hizmet edeceksin” diyor. Öyle diyemezsin, sana hizmet etmez. Belli bir gücü toplamış başka bir güce de yalvar yakar ediyor, ondan sonra vurarak despotlukla kendine bağlarım, diyor. Ama bu toplum kabul etmez, etmiyor. Çünkü hakkıdır özgür yaşamak istiyor. Daha fazlası; senden ayrılıyorum da diyebilir. Türk devleti de toplumu da herkes dikkat etmelidir. Kürtler “Demokratik Özerklik” dediler ve halkların bir arada yaşamasını doğru buluyorlar, istiyorlar. Ama tepelerine vurulduğu müddetçe olmaz. Zorla güzellik olmaz, bunu da herkes bilmelidir. Öyle bir noktaya gider ki, senin yaptığın bir arada kalınmayı ortadan kaldırmıştır, diyebilirler. Böyle bir noktaya gidiyor.
Amacı anlamak lazım
Burada şunu söylemek istiyorum: Mücadeleyi ve bu kişilikleri anlamak için amacı anlamak lazım. Ne istiyorlar? Özgürlük ve demokrasi istiyorlar. Ağzını açtığında sözde dünyada hiç kimse özgürlüğe ve demokrasiye karşı değil ama Kürtlerin özgürlüğünü ve demokrasisini kimse kabul etmiyor. Bu ne biçim özgürlükçülük ve demokratlıktır. Böyle olmaz. Onun için bu iradeyi gösteriyorlar. Demek ki; özgürlük iradesi, demokrasi iradesi en güçlü iradeymiş. Bunu edinmemiz lazım. Böyle bir kişilik olabilmek için de çok güçlü amaç bağlılığı gerekiyor. Bu da özgür yaşama bağlılıktır. Demokrasiye, ortak yaşama, kardeşliğe, toplum olmaya bağlılıktır. Bunlar böyle bir mücadeleyi ortaya çıkartıyor. Her şeyden önce herkesin bu gerçekleri iyi anlaması ve kendisini bu çizgide devrimcileştirmesi, yurtseverleştirmesi, demokratlaştırması en doğrusudur.
Böyle olursa gerisi ne olur? Leyla Güvenler, Nasır Yağızlar geçmişte Mazlumlar, Kemaller, Hayriler nasıl direndilerse özgürlük ve demokrasi için nasıl mücadele ettilerse “yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz” diyerek 12 Eylül faşizminin bütün çabalarına rağmen fiziki olarak yaşatamadıysa, inançlarıyla, amaçlarıyla özgürlüğe ve demokrasiye; Önderliğe ve partiye bağlılıklarıyla yaşadılarsa öyle yaşarsın, ona göre mücadele edersin. Bunun için de herkesin mücadele etmesi lazım, herkesin bir şeyler yapması gereklidir. Mücadele, mevcut durumda önemli bir noktaya geldi. Gerçekten de dört parça Kürdistan’da yurtdışında Kürt toplumunu, dostlarını, bütün demokratik güçleri, halkları, kadınları, gençleri uyardı. Zindanın o tecrit ortamında şimdi bütün dünya Leyla Güven’i, Nasır Yağız’ı duyar hale geldi, -ki bunu kendileri de biliyorlar. Bu temelde selamlarını da iletiyorlar. Büyük bir coşku yaşadıkları görülüyor- Bu mücadeleyi daha çok yaymak gerekiyor. Sürekli kılmak gerekiyor. Böyle bazı günler değil, geçici eylem değil, artık bir çok yerde sürekli eylem haline getirmek lazım.
Herkes harekete geçmeli
Daha çok yaygınlaştırmak gerekiyor. Herkesi harekete geçirmek lazım. Özellikle bazı uluslararası çevreler, bilim insanları tutum koydular. Sanatçılar, aydınlar devreye giriyorlar. Bu çok değerlidir. Bunların hepsini selamlıyorum. Partimiz adına da çabalarından dolayı teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum. Görev yapıyorlar, onun bilincindeyiz. Onlar da insan olmanın, demokrat olmanın gereğini yerine getiriyorlar, çok daha fazla da getirmeliler. Bu tür çevrelerin hepsine gitmek gerekiyor. Her yeri harekete geçirmek lazım. Mazlum Doğan “Direnen gür sesimiz her yere ulaştırılmalı” diyordu. Şimdi Leyla Güven “Bu direnişimiz herkese her yere ulaştırılmalı” diyor. Gerçekten de herkese ulaştırılmalıdır. Herkese anlatılmalı, iyi taşırılmalı ve daha güçlü bir direnişe dönüştürülmelidir. Bu direniş bir zafer direnişidir. Basitten başladı, karmaşığa gidiyor; küçükten başladı, büyüyor, giderek keskinleşiyor ve sonuca gidecek. Yani bu tecrit şahsında AKP-MHP faşizmi yıkılacak. Bu kesindir.
Diktatörler bir günde düşer
Ankara ve İstanbul’da, Türkiye topraklarında Devlet Bahçeli ve Tayyip Erdoğan’ın borusu ötmeyecek, sonları geliyor. Bunu çok iyi görmeliler. Sözde seçim yaparak iktidarı gasp edebilirler, kendilerini büyük saraylarda tutuyor olabilirler, şimdi yanlarında yardakçıları dolu olabilir ama diktatörler bir günde düşüyorlar. Öyle zirvede olurken birden bire gümbür gümbür düştüklerini görüyoruz. Bazı diktatörler düşmeye çalıştıkça “kardeşlerim iyi direnin” diyorlar. Tayyip Erdoğan da öyle söylüyor. Kimse direnemez. Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin yaşadığı korkudur. Çünkü hesap verecekler. 50-60 yıldır bizzat Devlet Bahçeli’nin kendisinin Türkiye toplumuna yapmadığı kalmadı. Bölmediği, parçalamadığı, çatıştırmadığı kalmadı. Bütün kanda eli var. Eli kanlı bir kişidir. Biliyor ki, hesap sorulacak. Onun korkusuyla şimdi vampir gibi “daha fazla kan emecem, nerede Kürt varsa bitirilmelidir” diyor. Her yere saldırıyorlar. Bunun sonu yoktur. Artık bu bir diktatörlüktür, deniliyor. Bunu herkes söylüyor. Böyle bir diktatörce duruş karşısında gördüler ki, Kürtler direniyor, Kürtler de PKK olarak direniyor. Herkes “PKK terör örgütüdür” diyerek bir sürü provokasyon yaptılar. 1986’dan beri Avrupa’da terör örgütü ilan ettirebilmek için uğraştılar. Şimdi herkes, bir çok devlet yöneticisi de “PKK bu mücadelenin sahibidir, öyle terör örgütü filan değildir. Aslında karşıda faşist bir diktatörlük var. Faşist diktatörlüğün kararlarıyla, yargılarıyla biz hareket edemeyiz” diyor.
Faşizmin sözü geçmiyor
Dolayısıyla artık AKP-MHP faşizminin sözü geçmiyor. Kimse ciddiye almıyor, dinlemiyor. İstedikleri kadar kendilerini pazarlasınlar, yalvar yakar etsinler, çok fazla itibar kazanma durumları yoktur. Biraz bazı çıkarcı çevreleri harekete geçiriyorlar, o kadardır. Bu direniş onları çökertecek. Böyle bir noktaya geldi. Onun için de çok daha güçlü bir direniş yürütmeye, hamle yapmaya, mücadele geliştirmeye ihtiyaç var. Kimse bundan geri durmamalıdır. Kürt halkı, kadınları ve gençleri ‘hepsini biz mi yapacağız’ dememeliyiz. Herhangi tereddütte kapılma olmamalı. Bedel verebiliriz, açlık grevleri o noktaya gitti. Bunu büyük bir başarı görmeliyiz. Çünkü biz her gün beş, bazı günler on şehit veriyoruz. Bu halk en değerleri kızlarını ve oğullarını 15 yaşında, 20 yaşında, 25 yaşında her gün şehit veriyor. Çoğunun mezarı yok. Mücadele gerçeğimizi iyi anlayalım. Dolayısıyla direnişi kayıp görmek, en büyük yanılgıdır. Direniş yaşamdır, var olmadır. Ozan ne dedi? “Direnmektir sana can veren” dedi. Amed’de direnen Mazlum Doğan ne dedi? “Direnmek yaşamaktır” dedi. “Teslimiyet ihanete direniş zafere götürür” dedi. “Pasifizim çökertir, direniş büyütür” diyor. Leyla Güven de “direnmek var olmaktır, yaşamaktır” dedi. Dolayısıyla direnenler en büyük değerlerdir. Direnişte bu noktaya geldiler, şimdi özgürlük mücadelesini, Kürt halkının, demokrasi davasının en büyük değerleri oldular, oluyorlar. Leyla Güvenler, Nasır Yağızlar, Strasbourg’da, Galler’de, cezaevlerinde direnen, her yerde dağda taşta faşist saldırılara karşı mücadele eden gerilla güçleri gerçekten de en büyük değer haline geliyorlar. Bizim değerlerimiz bunlardır. Bundan kopmamak gerekiyor.
Yayılacak, derinleşecek, keskinleşecek
Direnmek geliştirir, pasifizm öldürür. Dolayısıyla bizi var eden, yaşatan değerler direniş değerleridir. Direnişin sonuçlarını, direniş gerçeğini böyle sahipleneceğiz. Yanılgı içinde olmamak gereklidir. Bu temelde herkes doğru bir yaklaşım içinde olmalı. Böyle olursa sonuç alacağız. Yani süreç ilerliyor. Gittikçe eylem yayılacak, derinleşecek, keskinleşecek, kimse bundan korkmamalı, çekinmemelidir. Özellikle her alan kendi özgünlüğüne göre geliştirmeli. Örneğin Bakur seçim de yapıyor, direniş mücadelesi de yapar. Çok iyi yürür. Rojava zaten TC saldırganlığına karşı 7’den 70’e kendini savunmaya hazırlanıyor ki, bunu 24 saat direniş halinde yürütebilir. Başûr, güçlü bir biçimde geliştirebilir, geliştiriyor. Yurt dışındaki halkımız önemli bir gelişme sağladı. Kadın-gençlik hareketleri daha aktif olabilirler. Gerilla kış koşullarına rağmen öldürücü darbeler vuruyor, önümüzdeki süreçte daha fazla da vuracak. Topyekûn bir direniş halindeyiz, bu bir zafer direnişi, bütünlüklü bir direniştir. Süreklidir, öyle kopuk ve parçalı değildir. Geliştireceğiz, geri durma kesinlikle yoktur. Leyla Güven’in ısrarı doğrudur. Herkes de “hepimizin kararıdır” diyor. Onlar başlattılar, bize düşen sahiplenmek, layık olmak ve gereğini yapmak. Onların ardından, onların izinden elimizden ne geliyorsa, bulunduğumuz ortamda mücadeleyi ne kadar geliştirebiliyorsak, hangi yöntemle ilerletebiliyorsak o yöntemle ilerletmektir. Şimdi yapılması gereken budur. Hiç kimse durmamalıdır. “Gün mücadele günü” derler ya, öyle bir gündür. An mücadele anı, gün mücadele günü, herkes olduğu yerde imkanlarını, fırsatlarını azami şekilde kullanarak bu tecridi kırıp faşizmi yıkacak, Kürdistan’ı özgür, Türkiye’yi demokratik yapacak direniş hamlesini zafere götürmek için katkı sunmalı.
Düşman gerçeği gözardı edilmesin
Açlık grevleri, mevcut hamlemiz içerisinde önemli bir yer tutuyor. Oldukça etkili olmuş durumdadır. Çözümü dayatıyor. Gittikçe yayılıyor. Leyla Güven, Nasır Yağız da öyle giderek diğer zindandaki direnenler de 40 günü aşıyor. Hepsi kritik noktadadır. Önemli bir durum ve dayatıcı oluyor. Oldukça etkilidirler. Onu söyleyebilirim. Düşmanı zorladığı kesin ama bu böyle hemen kolay çözüm bulacak düşüncesine de kapılmamak lazım. Düşman gerçeğini doğru anlamak gerekiyor. Direnişi bu anlamda doğru kavramak lazım. Başarı için ne kadar cesaret ve fedakarlık gerekiyor, onu görmek gereklidir. Biz her mücadelede bedel veriyoruz. Bellik ki, böyle bir mücadele de bedel alacak. Hareket olarak da halk olarak da bunu vermekten de çekinmiyoruz, buna açığız ve hazırız. Hepimiz baştan bu mücadeleye böyle girdik. Mücadeleye karar verip açlık grevlerine başlayanlar zaten başlangıçta “biz bu çizgideyiz” diye ilan ettiler. Doğru olan tutum budur. Herkes böyle yaklaşmalıdır.
Direniş faşizmi teşhir etti
Şu görülüyor: Etkilidir. Şu an inisiyatif, “Tecridi kıralım faşizmi yıkalım Kürdistan’ı özgürleştirelim” direniş hamlesindedir. İnisiyatif kesinlikle bu hamlededir. Eğer AKP-MHP faşizmi hala Rojava’ya saldıramadıysa bir çok güç tarafından alaya alınıyorsa, destek bulamıyorsa bu direnişin sonuçları nedeniyledir. Direniş gerçek yüzünü açığa çıkardı. Nasıl bir faşist soykırımcı saldırı var, onu ortaya koydu. Bir milletvekili halk seçmiş, hiçbir suçu yoktur. Sadece siyasi nedenlerle cezaevine konmuş ve orada tutuluyor. Bunu herkes görüyor. Milletvekilini hapse koyup siyasi nedenlerle ezmeye çalışan bir rejim var. Bunun adı faşist diktatörlüktür. Bu bakımdan çok ileri düzeyde AKP-MHP faşizminin gerçek yüzünü açığa çıkardı, maskelerini düşürdü, faşizmi teşhir etti. AKP-MHP faşizminin yaptıkları konusunda, Kürdistan’da uygulanan soykırım konusunda, Türkiye genelinde yürütülen faşist baskı ve terör konusunda bir çok gücü uyardı. Bütün bunlar önemli gelişmelerdir.
Direnişçilere de saldırabilir
AKP-MHP faşizmi bunun zorlaması nedeniyle çok zayıf ve sıkışık duruma geldi. Eğer bazı yerlere saldıramadıysa bunu içindir. Fakat daha çok zorlanınca ne yapabilir, saldırabilir. Bunu bilelim, direnişçilere de saldırabilir. Buna herkes hazır olmalıdır. Açlık grevinde, zindanlarda saldırılar yapabilirler. Dışarıda halka dönük zaten her zaman saldırı oluyor. Herkes tedbirli olmalıdır.
Rojava’ya saldırabilir. Başûr’a sadırıyor. Reşava’yı vurdu. Köyleri ve sivilleri vuruyor. Tehdit ediyor. İrade kırmaya çalışıyor. Kürtlere ‘nerede olursanız sizi vururuz, kimse de bize bir şey diyemez’ demek istiyor. Kürt toplumunda böyle bir zayıflık psikolojisi oluşturmak istiyor. Bunu görmeliyiz. Bu oyuna gelmemeliyiz. Bu bir psikolojik savaştır. Hiç kimse bu psikolojik savaşın oyunlarına gelmemelidir. Evet, zalimdir zulmediyor ama yalan ve hileyle yapıyor. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış” derler. Hileyle bir yere kadar gidersin, zalim zulmü arttırdığı yerde çöker. Şimdi AKP-MHP faşizminin zulmü o kadar yükseldi ki, artık çöküş noktasındadır. Çökmesi için “zulmün artsın” derlermiş. Bütün faşist diktatörlükler zaten böyle çöktü. Şimdi AKP-MHP faşist diktatörlüğü de benzer diktatörlükler gibi çöküş sürecine geldi. Artık çöküş yaşanacak. Bunu herkes görmelidir. Bedel ödeyebiliriz. Zorluklar yaşayabiliriz. Fakat biz kazanacağız. Faşizm çöküş sürecindedir. Önümüzdeki haftalar ve aylar AKP-MHP faşist diktatörlüğünün çöktüğü süreç olacak. Öyle çok şatafatlı gösterişler yapmalarına bakılmasın, bunu bütün diktatörlükler yapıyor, en şatafatlı olduğu yerde bir de bakıyorsun gümbür gümbür düşmüştür. Böyle bir düşme noktasına çıktı. Onun için en zayıf konumundadır. Çökecek, çözülecek.
Çökmez, mücadeleyle çökertilir
Zaten 24 Haziran seçimini hileyle, baskıyla bir de CHP’nin tutarsızlığıyla kazandı. “Kazandık” dedi ama kazanmadı da. 1 Kasım 2015 de benzerdi. Baskı ve hileyle aynı sonucu almışlardı. Yani bunu görelim. O nedenle zayıf konumdadır. Elbette kendiliğinden çökmez, mücadeleyle çökertilebilir. Mücadele edildikçe çökerteceğiz. O bakımdan daha çok mücadele etmek, daha sonuç alıcı mücadele etmek gerekiyor. Mücadelenin istediği cesaret ve fedakarlığı göstermek, bedeli ödemek gerekiyor ama mücadele eden, direnin kazanacak. Direniş bizi başarıya götürecek. Bunu herkes görmeli ve inanmalıdır. Direnmek zafere götürür, direnmek yaşamaktır. Mazlum Doğan nasıl ki 82’de Newroz’da böyle bir çizgi başlattı ve 40 yıldır bu çizgi temelinde kazandıksa şimdi de büyük zaferleri bu çizgi temelinde kazanacağız.
ANF/BEHDİNAN