100 yıllık özlem 2.Bölüm

Rojan HAZIM


Artık klasik, geleneksel yapılaşmalarda birlik aranmamalı, döneme, zamana, yeni sosyolojik şekillenmeye uygun birlik modelleri üzerinde yoğunlaşılmalıdır. Bunun için ortak düşünülmeli, ortak davranılmalı ve ortak çareler üretilmelidir.


Sömürgeci devletler boş durmadılar, tüm imkanlarını seferber ederek Kürtlerin, Kürdistanlıların temsil kabiliyetini sabote etmeye çalıştılar, birlik sürecini zehirleyip tahrip etmeye uğraştılar. Özellikle Kürdistan’ın kuzey yakasında 1999 Belediye seçimlerinde Kürtlerin elde ettiği başarı ve yerel yönetimleri kazanması, ardından 2003 Nisanı’nda Saddam rejiminin alaşağı edilmesiyle birlikte Kürdistan mücadelesinin Irak içinde kazandığı anayasal resmiyet, 21. yüzyılın başlarından itibaren ileriye doğru seyri değişen Kürdistan kurtuluş mücadelesinin etkisini arttırdı ve Kürtlerin, Kürdistanlıların bu savaşımı ve kazanımları bölgesel değişimin motor gücü haline geldi.

2010’ların başlarından itibaren uluslarası desteğin artması ve Kürdistan ulusal kurtuluşçu güçlerin savaşımlarını daha geniş alana yaymaları beraberinde yeni kazanımları getirdi. Sömürgeci rejimlerden Suriye yönetiminin katliamcı baskıları dış demokratik dinamiklerin de harekete geçmesine neden oldu. İçerde Kürt dinamiği, dışardan demokratik dinamikle paralel ve dayanışma temelinde geliştikçe Kürdistan’ın batı yakası da özgürleşme ve özerkleşme sürecine girdi. Elbette gerici sömürgeci devletler, yönetimler Kürtlerin, Kürdistanlıların bu muazzam gelişimini etkisizleştirmek, hiç değilse sınırlamak için çok yönlü faaliyete geçtiler. Aralarındaki tüm çıkar çelişkilerine karşın bazen gizli bazen açık ama paralelce anti Kürt ve anti Kürdistan politikalar geliştirdiler ve uyguladılar. Bu konuda İran ve Türkiye farklı kulvarlarda, değişik eksenlerde yer alsalarda Kürtleri bertaraf etmede dirsek temasının ötesinde eylem beraberliği yaptılar ve halen de yapıyorlar.

Gelinen bu yeni aşamada Kürdistan’ın güney ve batı yakalarının elde ettiği mevcut statü [federal] ve bunun daha ileri formatlara, örneğin bağımsızlık ve konfederal yapıya dönüştürülme çabalarına karşı özellikle Türkiye ve İran aktif bir saldırı içindeler. Birbirinden farklı gibi görünse de aslında eylemsel bir dayanışma içindeler. Türkiye’nin alan hakimiyeti saldırganlığına paralel bir şekilde İran’da sızmacı bir taktikle aynı amaç içinde hareket ediyorlar. Türkiye’nin Kürdistan’ın batı yakasına yönelik bu aleni askeri işgaline karşı İran’ın geliştirdiği maskeli işgalcilik de Kürdistan kazanımlarını tasfiye etme hamleleridir. Bir yandan nüfuz rekabeti öte yandan alan olarak Kürdistan’da operasyonel eylemlilik Türkiye ve İran’ın anti Kürt ve anti Kürdistan niyetini açığa vuruyor. İran doğu cephesinden, Türkiye geniş güney cephesinden Kürdistan’ın güney ve batı kazanımlarını tahrip etmeye çalışıyorlar. Kürdistan’ın kuzeyi ve doğusunda zaten bu işgalci devletler Kürt halkına göz açtırmıyor, nefes aldırmıyorlar. Velhasıl komplo derin, tehlike büyük. Yeni sürecin özeti budur Kürt ve Kürdistan bakımından. 


O halde ne yapılmalı 

Bunun cevabının doğru bir biçimde aranması gerekir. Yeni süreç beraberinde yeni birlik modellerini getirecektir. Bugüne kadar yapılan birlikler önemsiz değildir, aksine yararlanılması gereken deneyimlerdir. Kürtler Kürdistan’ın nüfusça en kalabalık halkı ve coğrafyaya adını veren etnik topluluktur. Kürdistan’daki etnik homojenlik giderek değişim gösteriyor ve bir etnik heterojenleşme var. Kürtlerin dışında Kürdistan’da yaşayan etnik topluluklar var ve bunlarında demokratik hakları sözkonusudur. 

O nedenle elbette Kürtler homojen bir etnik topluluk olarak kendi kurumsal temsiliyeti olan ulusal birliklerini, organlarını, kongre, meclis veya parlemento ya da bir başka model şeklinde oluşturabilirler. Ancak bir de diğer Kürdistanlılar var. Onlar da kendi öz etnik kurumlarını kurabilirler. Kürtler ve Kürdistanlılar bu öz kurumlarının toplamından oluşan demokratik bir çatıyı federal veya konfederal olarak örgütleyebilirler. Ya da Kürt ve Kürdistanlıların demokratik temsiliyetini ifade eden delegasyonların biraraya gelmesiyle bir üst temsil organı kurabilirler. 

Ortak kurumun ismi de önemlidir. Tüm Kürdistanlıları temsil edecek bir birlik organının ülkesel ifadesinin olması gerekir. Kürdistanlıları biraraya getiren üst organın adında “ulusal” değil “ülkesel” kavramı olmalıdır. Örneğin eğer tüm Kürdistanlıların birliği hedeflenecekse ve model ve isim olarak da “kongre” tercih edilecekse “Kürdistan Ülkesel Kongresi” [Kongreya Niştimanî ya Kurdistanê - Kongreya Welatî ya Kurdistanê] ya da sadece “Kürdistan Kongresi” [Kongreya Kurdistanê] olmalıdır. Yok eğer sadece Kürtlerin birliği amaçlanıyorsa o zaman “Kürt Ulusal Kongresi” [Kongreya Neteweyî ya Kurdistanê] denebilir.

Bugünlerde Kürdistanlıların büyük birlik konusu tekrar gündemde ve konuşuluyor. KNK bu konuda aktif bir insiyatifle davranıyor. Haziran ortalarından itibaren Kürdistan’ın güney ve batı yakalarında etraflı görüşmeler yapıldı KNK tarafından. Yine Kürdistan’ın kuzey ve doğu yakası örgütleriyle konuşuldu. Bu çok yönlü görüş alışverişlerinden her zaman olduğu üzere yine “birlik hemen şimdi” gibi fazla iyimser bir sonuç çıktıysa da yine de hiç şüphesiz olumlu bir adım ve girişimdi. Bu arzu edilen en geniş ulusal ve ülkesel birliğin nasıl gerçekleştirilebileceğini tartışmak üzere 15-16 Temmuz [2017] da iki günlük bir danışma toplantısı yapıldı Süleymaniye’de. Katılım, ilgi iyiydi ancak yine de ısrarla istenen mutlak toplam katılım sağlanamadı. Dolayısıyla bileşimde yıllardır arzu edilen tam genişliğe, belirleyici yeterliliğe ulaşılamadı.

Kaldı ki bu durum, mevcut gerilimli iç politik atmosfer dikkate alındığında çok şaşırtıcı da olmamalı ve bir pesimizme de yol açmamalıdır. Tabii bu görece sınırlılık toplantının önemini eksiltmez. Her şeye karşın verili şartlarda katılım sağlayanlarca farklı görüş ve düşünceler, eleştiriler dile getirildi ve geleceğe dönük yeni projeksiyonlar için yararlı öneriler sunuldu ki zaten KNK’nin bu geleneksel danışma toplantısından amaçladığı da buydu.


Temmuz 2013 Hewlêr deneyimi

Bu toplantının da ortaya çıkardığı gibi, bundan böyle birlik konusunda yaşanan süreçlerin ne denli girift, sancılı, ne kadar zorluklarla dolu olduğu bilinerek hareket edilmeli, daha rasyonel davranılmalı, toplam koşullar ve dinamiklerin genel ve özel pozisyonları dikkate alınarak hedef belirlenmelidir. Özellikle Temmuz 2013 Hewlêr [Erbil] başarısız deneyimi hatırdan çıkarılmamalı, sonuçları sağlıklıca analiz edilmeli ve eğer bugün yeniden bir ulusal ve ülkesel birlik için kollar sıvanmışsa, o zaman geçmiş tüm deneyimlerden ders çıkarılmalıdır. İyi, doğru ve isabetli bir muhasebe yapılmalıdır. Geçmişte her ne, bu arzu edilen büyük birliği engelleyici olmuşsa, o tüm çıplaklığıyla ortaya konmalı, bilinmeli, söylenmeli ve tekrarından kaçınılmalıdır.

Yine birlik derken eskide ısrar edilmemeli, yeni örgütsel tabu ve dogmalar yaratılmamalı, yeni sürece uygun yeni örgütsel modeller bulunmalıdır. Büyük ulusal ve ülkesel birliklerde hakimiyetçi değil demokratik davranılmalı ve tüm dinamikler hesaba katılarak sadece politik örgütlerin oluşturduğu bir birlik değil, diğer sivil kişi ve kurumları da kapsayan bir birlik amaçlanmalıdır. Birliklerden maksat sadece matematiksel toplam olmamalı, düşünsel verimliliği ve pratik işlevselliği olan bir doku örülmelidir.

Yine mevcut statüko içinde  arzulanan büyük Kürdistan dinamiklerinin birliği kurulamıyorsa [çünkü Türkiye ve İran şiddetle karşı çıkıyor, kendileri engelleyemiyorlarsa da başka müttefiklerini devreye sokarak sabote etmeye çalışıyorlar], parçalar düzeyinde cephe, kongre, meclis ya da ortakça bulunan bir modelle birlikler kurulabilir ardından bunlar arasında ortak bir koordinasyon mekanizması oluşturulabilir.

Bugün Kürdistan politik ve örgütsel dünyasına egemen olan iki merkezlilik [PKK ve PDK eksenli], -ki bu durum bu Süleymaniye danışma toplantısında da açıklıkla görüldü- ve her merkezin etrafında oluşan preferi realitesi, her şeye ve tüm zorluklarına karşın bir avantaja çevrilebilir, amaçlanan büyük birlik zeminine evriltilebilir, ortak platforma kanalize edilebilir ve bu yönde ciddi ve yapıcı bir çaba içinde olunmalıdır. Yaşanan deneylerden yola çıkarak ve tabii Süleymaniye toplantısının da tekrardan ortaya çıkardığı gibi, birliklerde şablonlarla hareket edilmemeli, strüktür ve isim dahil olmak üzere beraberce uygun, makul ve işlevsel bir model bulunmalı ve artık büyük birlik için istisnasız toplam dinamikler hedeflenmeli ve bir şekilde sonuca ulaşılmalıdır. 


Zamanın ruhu

Yeni süreç, yeni zaman aynı şekilde yeni bir ruh gerektirir. Yeniyi seçme, yenileşmeyi hedefleme eskiyi red ve inkar değildir. Eskinin yanlışlarından, eksikliklerinden kurtulmak ve gelişme diyalektiğini doğru bir biçimde okuyarak, sağlam bir biçimde analiz ederek, gelişme trendini iyi yakalayarak daha güçlü ve daha etkili, daha donanımlı yola devam etmek demektir. Zamanın ruhunu iyi okumak gerekir. Bu okuma, gerçeği doğru değerlendirip ona uygun donanmak ve davranmak demektir. Zamanın ruhuna uygun düşünce sistematiği oluşturulmalı ve bu zamanın ruhuyla sürdürülecek mücadelenin gereksinim duyduğu araç gereçlerle donanılmalıdır. 

Nihayetinde örgütler, kurumlar amaç için birer araçtır ve doğru olan yapılmalıdır. O nedenle yeni ulusal veya ülkesel birlik için demokratik, yatay ve koalisyonel modeller tercih edilmelidir. Yaşadığımız zamanın ruhuna en uygun ve modern dünyada da uygulanan ve sonuç alıcı işlevselliği olan demokratik birlikler koalisyonlardır. Büyük küçük katılımcılar, bireyler özgür iradeleriyle ama ortak amaçlar için ve anlaşmalı olarak bir arada oluyorlar ve bu demokratik özellik çok önemlidir. Büyüklerin kolu kanadı altında oluşan birliklerden esasen o büyüklere de fayda gelmez, gelmiyor ve kaldı ki bu yaşanan pratiklerde de görülüyor.

 O nedenle artık bu klasik, geleneksel yapılaşmalarda birlik aranmamalı, döneme, zamana, yeni sosyolojik şekillenmeye uygun birlik modelleri üzerinde yoğunlaşılmalıdır. Bunun için ortak düşünülmeli, ortak davranılmalı ve ortak çareler üretilmelidir. Örgütler 80’li yıllarda hem birbirlerine hem de etkili bireylere karşı acımasızca kullandıkları vetocu, ambargocu, boykotçu ve by pasçı yaklaşımlardan uzak durmalıdır. Büyükler küçüklere akıl verme, yönlendirme ve tavsiyede bulunmaktan vazgeçmeli, onlarla birlikte ve eşitçe bu ortak iradeyi örgütlemeye çalışmalı ve kolektif liderlik modeli olan rotasyon sistemiyle yönetim görevi yerine getirilmelidir.


İmtihan

Kürtler, Kürdistanlılar bugün yeniden olması gereken birliklerini yaratmak için adım atıyorlarsa hesabını kitabını iyi yapmalıdırlar. Kürtler, Kürdistanlılar hep söylüyorlar; “birlik olamadık kaybettik!” O halde yapmaları gereken kaybetmek için değil kazanmak için enerji sarfetmektir. Birlik kazandıracaksa, ona inanılıyorsa gereği yapılmalıdır. Bu aşamadan itibaren birlik hedefinden sapmanın mazereti olamaz kimse için. 

Bu bakımdan Kürtler, Kürdistanlılar büyük bir imtihanla karşı karşıyadırlar. Bu hakikaten kıyamet imtihanıdır. Kürdistan’ın etrafında tam bir kıyamet senaryosunu yaşama geçirmek için Türkiye ve İran, Bağdat ve Şam’ın Arap şovenisti yönetimlerinin de desteğiyle saldırı halindeler. Kürdistan’ın güney ve batı kazanımlarını sömürgeciler, Türkiye ve İran, anlaşmalı ve dayanışmacı bir plan dahilinde tehdit ediyor ve sende korumak ve daha ileri mevzilere mi taşımak istiyorsun, o halde güçlerini birleştircek ve bu birlik içinde kendini, yurdunu, kazanımlarını savunacaksın. Kürdistan’ın kuzeyinde, doğusunda bu iki sömürgeci devletin baskılarına karşı hak, hukuk savaşımı mı veriyorsun, vereceksin, o halde tüm güçleri biraraya getirici politikalar planlayacak ve hayata geçirerek işgalcilere karşı başarıyı elde etmeye çalışacaksın. Bunun başka yolu yoktur. Sömürgeci devletler ayrı dursalarda Kürde, Kürdistanlıya, Kürdistan’a ortak vuruyor. O halde, Kürt ve Kürdistan özgürlük dinamikleri de yapısal olarak birbirinden ayrı durabilirler ancak kendi otonom yapılarını bir koalisyonel zemin içinde biraraya getirerek düşmana ortak vurabilirler ve bunun gereğini işte bu birlik çabalarını ete kemiğe büründürerek yapmalıdırlar.

Sonuç itibariyle; birliğin oluşamaması günahından hiçbir Kürt, Kürdistanlı muaf değildir. Bu pay sorumluluk düzeyiyle orantılıdır elbette. Lakin bugün Kürtler, Kürdistanlılar bu günahlı geçmişten dolayı birbirlerine fatura çıkaracağına, kararlılıkla yeni sürece odaklanmalı ve büyük birliğin oluşturulmasına yoğunlaşmalıdırlar ve bunun da tam zamanıdır. Güney yakasında 25 Eylül’de [2017] yapılacak referandum zamanlama olarak iyi bir fırsattır ve o bölge halkımızla tam anlamıyla dayanışılarak bu süreç büyük birlik rotasına yönlendirilebilir.

Ne diyor Kürtlerle dayanışma içinde olan dostlar: Kürtlere tarihi fırsat doğdu, birlik olurlarsa kazanırlar, olmazlarsa kaybederler.

Hiç kuşku yok ki, tümden kaybetmez Kürtler. Çünkü yok edilemeyecek kadar güç biriktirdi Kürtler. Ne ki, ya muazzam bir birliktelik yaratarak kaderimizi, statümüzün çapını, kapsamını biz belirleyeceğiz veya arzularımıza yakın bir sonuç alacağız ya da dağınık kalarak egemenlerin, sahadakilerin kendi çıkarlarına yettiği kadarıyla bize sundukları statüye razı olacağız!

Kürtlerin, Kürdistanlıların birlik ile imtihanı var. Kalmakta, geçmekte bizim elimizde. Kalmak kaybettirir, geçmek kazandırır. 

Ne yapalım, evet ne yapalım!


Not:

1. Bu yazıda “Birlik” konusunu işlerken genelleme yaptım. Amaç birliğe hizmet eden dili kullanmaktır. Özellemenin bir yararı yoktur, kaldı ki yeri de başkadır. O nedenle kimse alınganlık yapmamalı ama hepimiz, herkes payı derecesinde düşünmelidir.

2. Bu yazı, KNK’nin 15-16 Temmuz 2017, Süleymaniye toplantısından önce yazıldı ve planlamaya göre toplantı sürerken gazetede yayınlanacaktı. Ne ki, gazetenin 14 Temmuz ile ilgili yoğun gündeminden dolayı yazı gecikmeli yayınlanıyor. O nedenle, yazının KNK’nin Süleymaniye toplantısı ile ilgili kısmını toplantı sonrası zaman kipine göre düzelttim. Yazıyı gazeteye tekrar gönderirken toplantının sonuç bildirgesi henüz yayınlanmamıştı.





Kürdistan Ulusal Kongresi’nin (KNK) Süleymaniye’de 15-16 Temmuz tarihlerinde düzenlediği ulusal birlik çalıştayına katılan Güney Kürdistanlı siyasi partiler, Kürt halkının dört parçada sömürgeci güçlere karşı ortak tavır içinde olması gerektiğini ifade ettiler. ANF’ye konuşan İslami Hareket (Bizûtneweyî İslami) Başkanlık Konseyi Üyesi Aram Kemal, Kürdistan Gelecek Hareketi Genel Sekreteri Semet Xoşnav ve Kürdistan Komünist Partisi Politbüro üyesi Ebû Tara, ulusal kongre sürecinin bir an önce başlanması gerektiğine dikkat çektiler.



Birlikte güçlüyüz

İslami Hareket Başkanlık Konseyi Üyesi Aram Kemal: “Ulusal birliğin sağlanması durumunda Kürt halkının kazanımları garanti altında olacaktır. Bizler Bizûtneweyî İslami olarak KNK’nin çalışmasına çok büyük değer veriyoruz. Burada birliğin yanı sıra siyasi partilerin birbirine yakınlaşması da yaşanıyor. Ümit ediyorum ki hiçbir gücün dışarıda durmayacağı ulusal kongre süreci başlar. Sorunlarımızı ancak diyalog yoluyla çözebiliriz. Kürt güçlerinin bir araya gelmesini ve diyalog sürecini başlatmasını istiyoruz. Çünkü tüm sorunlarımızı ancak ve ancak diyalogla çözülebiliriz. Kürt halkı ne parça düzeyinde ne de siyaset düzeyinde birbirinin düşmanı değil. Bizler birlikte güçlüyüz. Birlikte olursak başaramayacağımız hiçbir şey yok.” 


Dört parçada ortak tavır

Kürdistan Gelecek Hareketi Genel Sekreteri Semet Xoşnav:“Kürt güçlerinin birbiriyle olan çelişkilerinden Kürt düşmanları istifade ediyor. Bizim askeri güçlerimiz aynı amaç için mücadele ediyor. Bizim de aynı amaç için mücadele ederek, güçlerimizi ulusal kongre çatısı altında birleştirmemiz gerekir. Ulusal kongre sadece bir parti ya da gücün gayesi olmamalı. Her gücün temel hedefi olmalı. Düşmanlarımız birimize saldırırken aslında hepimize saldırıyorlar. Mesele bugün güzelim Efrîn’e bakalım. Türk devleti sadece orada Efrîn’e ya da Rojava’ya mı saldırıyor? Hayır; Kürdistan’ın dört parçasına saldırıyor. Bizim de dört parçanın bu saldırılar karşısında aynı tavrın sahibi olması lazım. Ortak tavır da ulusal birlik ve ulusal kongre ile gerçekleşebilir.”


Rojava büyük şereftir

Kürdistan Komünist Partisi Politbüro üyesi Ebû Tara: “Rojava halkımız büyük bedeller ödeyerek büyük kazanımlar elde etti. Bu hepimiz için büyük bir şereftir. Bakûr’da ise Türk devleti halkımızı katlederek; köylerini, şehirlerini yakıyor. Bunun böyle sürdürülmesi imkansızdır. İran’da da Rojhilat üzerinde Türk devletinin Bakûr üzerinde uyguladığı politikaların benzeri var. Başûr’da da partilerimiz arasında sorunlar yaşanıyor. Bizim tüm bunları tek tek ele alıp ortak projeler geliştirmemiz gerek.

KNK’nin başlatmış olduğu ulusal birlik çalışmalarına hem siyasi partilerin hem de halkın büyük ilgi göstermesinin nedeni birliğe duyulan özlemdir. Ama unutmamamız gerekir ki KNK bir parlamento değil, bir devlet de değil. KNK’yi bizler tüm siyasi güçlerimizi bir araya getirip buluşturmak ve ortaya ortak projeler çıkarması için kurduk. Bu çalıştayda da görüyorum ki KNK şunu yapsın, bunu yapsın diye çok yüksek bir talep var. Bu da aslında halkımızın birliğe olan özlemidir.”