Tayyip Erdoğan ve şürekası, istediğini yaptığını sanıyor. Fethullahçıları ve 15 Temmuz Askeri Darbe girişimini bahane ederek; kendi sivil darbesini, diktatörlük uygulamalarını kurumsallaştıracağını düşünüyor. Gazeteler, Tv'ler kapatılıyor, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, sendikacılar tutuklanıyor. Kürt kentlerindeki ablukalar, soykırım için tehçir ve katliamlar devam ettiriliyor. Belediyelere el konuluyor, belediye başkanları tutuklanıyor.

Halk üzerinde korku politikaları ile baskı uygulanıyor. İçeride bunu yapan Tayyip Erdoğan'ın en büyük destekçisi Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP ve Ergenekon'un kılıç artıkları.  Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP ise, Tayyip Erdoğan'ın bu politikalarına meşruiyet sağlayacak pozisyonda kalarak hem Erdoğan diktatörlüğüne, hem muhaliflerin ezilmesine hem de örgütlü mücadelenin zemininin muğlaklaştırılmasına hizmet ediyor.

Dışarıda ise Tayyip Erdoğan'ın direkt destekçisi yok denilecek kadar az. Rusya, Türkiye'den istediğini alacak kadar ittifak geliştiriyor. ABD ve AB, Türkiye'de alternatif olmadığını düşündüğü için Türkiye'nin bu zayıflıkta Erdoğan ile yürümesini istiyor gibi görünüyor. Oysa bölgede özellikle Suriye, Irak bağlamında Rojava, Musul vb alanlarda Türk devletinin ve Erdoğan'ın politikası büyük ölçüde çökmüş durumdadır. Türkiye bağırıp çağırarak sadece Türk devletinin Kürtlere karşı olan herkes ile bir araya gelmeye çalışmakta; bu politika da bile istediğini alamamaktadır.

Rojava ve Kuzey Suriye'de demokratik güçler, Kürt Özgürlük Hareketinin bileşenleri kendi öz politikalarında planladıkları gibi ilerlemekte ve Demokratik Suriye'nin temelini sağlam bir zeminde inşa etmeye devam etmektedirler. Bu mücadeleye Suriye'nin öz demokratik güçleri, bölgesel güçler ve küresel güçler de destek vermektedir. Pratik taktik süreçlerde bazı pürüzler çıksa da seküler, demokratik ve çoğulcu sistemin temelinin Rojava Devriminin karakteri üzerinden şekilleneceği görülmektedir.

Irak'ta ve Musul'da da Türk devleti iflas yaşamakta ve bu iflas daha derin bir hal almaktadır. Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli'nin zorlaması ile bu alana girerek, Kürtlerin stratejik kazanımlarını ve PKK gerillalarının üslendiği alanları Kandil diye tanımlayarak işgal etmek istemektedir. Ancak burada da Tayyip Erdoğan'ın tek destekçisi bazı yerel Kürt işbirlikçiliği ile MHP'li faşistlerdir. Yani Türkiye Musul, Telafer ve Sincar ile gerilla alanları üzerinde de istediğini yapamayacaktır.

Türkiye içinde ise Tayyip Erdoğan'ın faşist politikalarının sonucu olarak istikrarsızlık ve kaos sürekli bir hal almış durumda. Böylesi süreçlerde kimin ne zaman ne yapacağı ise belirsizdir. Her an yeni bir sürpriz ile Türkiye daha fazla alt üst olmak durumunda kalmaktadır. Erdoğan içeride ve dışarıda kendisini ayakta tutacak politikalarda sona doğru gelmiş bulunuyor.

Erdoğan gelinen bu durumu kendi siyasi istikbali için "kurtarıcı zaman" olarak değerlendirmekte ve "Başkanlık sistemi"ne geçerek kendisini sağlama alacağını zannediyor. İster "başkanlık" ister "mevcut sistem" olsun, isterse de başka bir sisteme geçilsin. Bu sistemler içinde Tayyip Erdoğan'ı ve destekçilerini iyi bir son beklemiyor. Çünkü, Erdoğan ve ekibi için suç birikimi fazlasıyla artmış durumda. Savaş suçu, insanlık suçu, hırsızlık, başka ülkelerin topraklarını işgal, DAİŞ’e destek, paramiliter yapılanmalar, mafya ile ilişkiler bağlamında Tayyip Erdoğan ve ekibi büyük bir suça bulaştı. Bunu da bilinçli yaptı. Ve bu suçların mağduru her insan, her toplumsal kesim Tayyip Erdoğan ve ekibinden nefret ediyor. Bu nefret ve öfke her an her yerde öyle bir patlar ki, ne Tayyip Erdoğan'ın çevresindeki çeteler, ne darbe artığı Türk ordusu, ne işkenceci polis örgütü ya da başka bir güç Erdoğan ve yanındakileri kurtaramaz. Kurtaramayacak da... 

Kimsenin endişelenmesine gerek yok. Erdoğan ve ekibi bu suçları daha fazla işleyemez. Çünkü söz konusu suçun sosyolojisi Erdoğan'ı psikolojik ve siyasal olarak bitişe götürmektedir. Bir zamanlar, örneğin 1990'larda Türkiye'de var olan bütün gazeteler ve tvler, yargı ve siyasi güçler Ergenekon-JİTEM'i destekliyordu. Sonra aynı güçler bu yapılara en büyük darbeyi vurdular. Fethullahçılar ellerinde olan imkanları 2000'li yıllarda kullandı. Ve yakın zamanda ortaya çıkan sonuçlar da gösterdi ki aynı yapılar şimdi Fethullahçıları yok etme aşamasına getirdi. Ve şimdi 3. perde Tayyip Erdoğan ve AKP'liler için devrededir. Şu an Tayyip Erdoğan ve AKP şakşakçılığı yapan televizyonlar, gazeteler, darbe artığı ordu, polis teşkilatı, yargı ve bürokrasi bizzat Tayyip Erdoğan ve AKP'lilerin kırbaççısı olacak. Yağlı kırbaçları ile Tayyip Erdoğan ve ekibini kırbaçlayacak. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Deniz bitti kara göründü. Başkan da olsa, saray sultanı da olsa Tayyip Erdoğan asla başarılı olmayacaktır. Dikkat ederseniz Kürt Özgürlük Hareketi'nin, özellikle gerillanın ve Kürt halkının tarihi sonuçlar doğuracak direnişinin yaratacağı sonuçları belirtmedim. Ama PKK'nin 40 yıllık mücadelesinin yarattığı sonuçlara bakıp kararı siz verin...