Medyada, yara-bere içinde, üstleri kan içinde, altı kişinin portresi.
Alnı topuz çıkıntılı gibi hal almış, yüzü şişti birinin. Birinin kaşı yarılmış, kan sızıntısı, apak gömleğini "sor belek" etmişti. Ötekinin burnuna tampon tıkalıydı. Beriki mendilini, kanayan kulağına tutmuştu.
Meydan dayağının bu yaralıları, takımlarını Ankara’ya getirmiş Amedspor yöneticileriydi. Ankara Gücü ile maçı tribünde seyretmiş, aldıkları galibiyetin huzurlu coşkusuyla stattan ayrılmak üzereyken, olan olmuştu.
Olayın dibacesindeki ırkçı damarı anlamak için, meraklısına perde gerisi bilgisi:
Ankara Gücü Spor Kulübü, patronajı sıradan birileri değil, "MKE" rumuzuydu. Bu rumuzun açık adı Makine, Kimya Endüstrisi’ydi ve Kürdistan’da ölümü simgeliyordu. Yer yüzünü yıkan, yangınlar yağdıran tank, top gülleleri üreten kurumun rumuzunu…
Yerin derinliklerine çakılıp orada patlayan kazan ve düşünce misketler saçan Napalm bombaları, füzeler ve bu arada katillerin yakın mesafe silahı tabanca mermileri de MKE rumuzluydu.
Kısacası, MKE Kürdistan’da ölüm çağrıştırandı. Yangın, yıkım yağmuru…
Türklerin, futbolda Kürdistan temsilcisi olarak gördükleri Amedspor, bu markanın takımı ile maçtaydı. Geçtiğimiz yıl, kolundaki "AZADÎ" dövmesi ile "soyu yüce" Türk’e kafa tutmuş, attığı gol yetmiyormuş gibi "Bijî Azadî" diyerek, Türklüğün gururunu kırmış, bu yüzden, Türk futbol yönetimi tarafından 12 maç saha dışında tutulmuş Deniz Naki de "şanlı, kanlı" MKE takımına karşı oynuyordu.
Ve dahası, Deniz Naki adındaki kendini bilmez Kürt, haddini aşarak ölümlerin efendisi takımına gol de atmış, "olanlara sebebiyet vermiş"ti.
Amedspor yöneticileri, maç bitiminde çıkışa yönelirken, Türk güvenlik güçlerinin de aralarında yer aldığı bir kalabalığın saldırısına uğruyor, ruhları alınma hırsıyla yere yıkılıp tekmeleniyorlardı.
İyi niyetli kimileri, "ölüm olmadığına göre, büyütülecek bir şey yok" diyebilir. "Türklerin önemli bir ölümü futbol karşılaşmalarını, zaten oyun değil, şehirler, ırklar, ülkelerarası savaş olarak biliyor. Yenilgi ile sonuçlanan pek çok maçtan sonra, böylesi galeyan olayları yaşanıyor. Türk ruhu hassastır da…"
Ancak, kazın ayağı, suyun akışı, "galeyan"ın sebebi hiç de öyle değildi. Bu yaşananlar, Kürde duyulan ezeli garezin anbe an kalıbından çıkmasıydı.
"Abi Kürtleri görünce, şehitlerimiz aklıma geldi ve kendim galeyana geldim" demeleri de, ırkçı yargılayana "hamili, yakinimdir" yazılı torpil kartıdır.
Onun için, Kürtçe müziğin nağmesi veya sözün kelimesini duyan, "abi kendim galeyana geledim" savunmasıyla yalnız beraat değil, takdir de alıyordu.
Kesintisiz "galeyan" yüzünden Kürtler kendi yurtlarında esir ve rehine arası, ne idüğü belirsiz, azaplı bir hayat sürüyorlardı. Türk orduları gazaba gelince yıkım ve yakmaya çıkıyor, tuttuğunu katlediyor, çok kızdıklarını diri diri yakıyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan toplu kararı açıklıyordu:
"Teröristleri indirdik!.."
Kürtlere siyaset, "serbest"ti kağıt üstünde. Ama kimliğini, köklerini inkar etmeyen, sosyal hayatın içinde etkin rol üstlenenler tutuklanıyor, suçun uydurulması arkadan geliyordu.
Türk şehir ve kasabalarında çalışanların işten kovulmaları için, sebep şart değildi. Kürt olmak yeterli nedendi.
Kürtlerin topluca yaşadıkları mahallelerin talana uğraması, insanların dövülerek, kurşunlanarak öldürülmesi, Türk ırkçılığının normal galeyan hallerindendi.
2014 Ekimi, ardından 2015 Ekiminde yaşanan "galeyan" hallerinde yaklaşık 60 Kürt katledilmiş, yüzlerce evleri, işyeri soyulmuş, talana uğramış, ancak talancılar, hırsız ve katiller hakkında işlem bile yapılmamıştı.
Oysa, o coğrafyada her üç kişiden biri Kürttü. Kürtler, dünyanın bir yerinden kıtlık ve kuraklıktan kaçan sığıntı, "insan değişimi" ile Yunan adaları, Balkanlardan kopup gelmişlerden, kokudan dinini ve ırkı, soyunu değiştirip Türk-İslam olmuşlarda da değillerdi.
Onlar, ülkelerinin taşı, toprağı kadar yerli ve suçları da kendilerini inkar etmemeleriydi.
Ama her nedense, inkarcıların "galeyan" hallerine hep vurdum-duymazdılar. Başlarına gelenleri sinek vızıltısı sanıyor, karşılık verme dürtüsüyle hiç "galeyana" gelmiyorlardı.
Oysa, kendi yurtlarında da, dört bir yanları galeyancılarla doluydu. Kurşun atan, top, tank gümleten, insanları diri diri yakanlar, Kürdistan’da galeyan nedir bilmeden dolaşıyor, alış-veri ediyor, hatta kucaklanıyorlardı. Politikacı kılıklı "Kürt"lerin pek çoğu, aslında yerel istihbarat şefleriydi. Kırım, kıyım, yangın planlamasında görev yapıyor, ajan devşiriyor, sonra katledilmişlerin yakınları, yangına, yıkıma uğraşlardan alkış ve oy alıyorlardı.
Kürtlere has, tuhaf bir durum, bu. Derin uyku hali işte…
Buna rağmen, Şorologiller ya Kürtler de uyanıp katillerin, soyguncu, talancı, yangın ve yıkımcılara galeyana gelirse diye korkuyorlar. Sahi, ya gelirlerse, nice olur halleri!..