St.Pölten kentinde 1’inci Avusturya Kürt Kültür Festivali’ne katılan Aslan gazetemize verdiği demeçte şu hususlara dikkat çekti: “Türkiye’de şu anda olup bitenlerin hepsi demokrasi adı altında dünyaya sunulmaya çalışılıyor. Bunun böyle olmadığını göstermek lazım. Ortaya çıkan suçların rapor ve delillerle uluslararası mahkemelere götürülmesi gerekiyor. Mevcut durum  bir kader değil. Kürtler, yüzyıl önce yakaladığı fırsatı kullanamadı. Şimdi de aynı durum olmamalı.”

Avrupa’daki sağ partilerin yükselişinde DAİŞ’in, AKP’nin ve AKP’ye yakın lobi organizasyonlarının büyük payı olduğunu vurgulayan Aslan “Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmenler, kendilerini içinde bulundukları Avrupa ülkelerinin toplumlarından uzaklaştırdı. Türkiyeli göçmen toplum, AKP’ye yapılan en ufak bir eleştiriyi, Türk ya da Türkiye düşmanlığı olarak algıladı. Böylece uyum şansı da yok oluyor. Türkiye’den ihraç edilen bu politik yaklaşım, buradaki göçmenlere çok zarar verdiği gibi, sağcı, ırkçı partilerin ekmeğine yağ sürdü” şeklinde konuştu. 


 Göçmenler sandık başına gitmeli

Aslan, Avusturya’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerini de değerlendirdi. 2 Ekim’de yapılacak olan seçimlerin zarfların iyi yapışmadığı gerekçesiyle 4 Aralık’a ertelendiğini hatırlatan Berivan Aslan devamla şu ifadeleri kullandı: “Avusturya’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri tekrarlanıyor. Adaylardan biri  Yeşillerin eski Parti Başkanı Alexander Van der Bellen, diğeri ise aşırı sağcı Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) adayı Norbert Hofer’dir. Yeşiller Partisi her zaman göçmenlerin haklarını savunan parti olarak bilinir. Ancak buna rağmen Türkiye’deki demokrasi, insan hakları ve basın özgürlüğü konusunda bu parti eleştiri yaptığı için, Van der Bellen’e yönelik karalama kampanyası başlatıldı. Bu tabii ki absürd bir yaklaşım. Avusturya’da göçmen haklarını savunmak ve Avusturya hükümetini eleştirirken iyi ama Türk hükümetini eleştirirken çabucak “Türk düşmanı“ ilan ediliyorsunuz. Ancak Kürtler ve demokratik tüm kesimler kaderini başkasının eline vermemeli, gidip oylarını kullanmalıdır. Bu seçimlerde göçmenler, potansiyelini göstermek zorunda. Göçmenler Avrupa’daki kazanımlarını gözönünde bulundurmalıdır. Bunun için de ne Avrupalı sağcıları, ne Türk sağcılarını ne de radikal İslami kesimleri dinlemeli. Tüm bu kesimlerin kendilerine yönelik kısıtlamalarına izin vermemeli. Avrupa’daki siyasete duyarsız kalmamak gerekiyor.”