
Ülkeden yeni geliyorsunuz, Türkiye ve Kürdistan ile Irak’a gittiniz. Ortadoğu ve Kürdistan’daki durumu nasıl gördünüz?
Ortadoğu, tarihinde belki de hiç görülmeyen bir değişim-dönüşüm sürecinin içinden geçmektedir. Kürtlerin son yıllarda örgütlü mücadele sayesinde tarih sahnesine çıkan ezilen-mazlum bir topluluk olarak, kendi kaderini tayin etme ve hatta diğer komşu toplulukların özgürleşmesinin de önünü açma potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. Altını çizerek söylemek gerekir ki, ortaya çıkan bu olanak, nesnel ve genel faktörlerin sayesinde ortaya çıkmamış, aksine Kürt Özgürlük Hareketi’nin örgütsel-öznel mücadelesinin ve doğru stratejik yaklaşımının sonucunda tezahür etmiştir. Özgürlük Hareketi’nin içinde bulunduğu koşulları kısa bir süre içinde de olsa yerinde görme, bazı arkadaşlarla tanışma ve değişik konular üzerinde konuşma imkanım oldu. Edindiğim izlenim, bu hareketin çok derin felsefik, ideolojik, politik, örgütsel ve pratik donanıma sahip olduğudur. Hareketin üyelerinde sarsılmaz ve tarifi belki sosyolojik-psikolojik olarak da hayli zor olan bir inancın ve kararlılığın hakim olduğunu açıkça gördüm. Ortadoğu’da devrimci demokratik dönüşüm sürecine Kürt Özgürlük Hareketi’nin bütün yönleriyle öncülük edebilecek profile sahip olduğu, özellikle felsefik-ideolojik bir zemin sunduğu söylenebilir.
Peki buna rağmen uluslararası alanda Kürt Özgürlük Hareketi neden ‘terörist’ olarak lanse ediliyor?
Bunun birçok sebebi var. Devletlerin çıkar olgusu, ideolojik-politik boyut, siyasal konjonktür ve hareketin diplomatik ayağının yeterince işletilememesi temel nedenler olarak sayılabilir. Ancak en çok önemsenmesi gereken boyut, halkların sempatisini kazanmak ve böylelikle iktidarlar üzerinde demokratik baskı mekanizmasını yaratmaktır. Bu harekete belki yapılmış ve halen yapılan kötülük, bu hareketi tanımamaktır veya bu hareketin kendisini tanıtamamasıdır. Bunun ivedilikle aşılması ve kalıcı mekanizmaların oluşturulması gerekiyor.
Son dönemlerde Kürtlerin gündeminde PKK ve hükümet arasındaki barış süreci, Rojava’da El Nusra gibi örgütlerin Kürtlere yönelik saldırıları, Kürtlerin statüsünün tanınması için girişimleri ve mücadelesi ile dört parçadan Kürtleri bir araya getirecek olan Ulusal Kongre’nin Kasım ayında Hewlêr’de toplanması var. Bu konularda ne düşünüyorsunuz?
Kürt hareketi ile Türkiye arasında sorunu demokratik ve barışçıl bir şekilde çözme sürecinin başlatılmış olması çok olumludur. Ancak öyle görünüyor ki Türk devleti sorunu adil ve kalıcı bir şekilde çözme istemi ve kararlılığında görünmüyor. Bunun yerine, süreci palyatif ve dekoratif müdahalelerle geçiştirme ve hatta hareketi tasfiye etme umudu taşıdığı belirtileri var. AKP Hükümeti’nin gerek Bakur’da Kürt sorununa yaklaşım tarzı gerekse de Rojava’ya yönelik tavrı maalesef hiç de olumlu değil. Türk devletinin El Nusra gibi Kürtleri bir bütün olarak hedef alan, sürgün, talan ve katliamları mübah sayan faşizan örgütleri himaye etmesi, direkt ve dolaylı destek sunması barış ve diyalog sürecinin önünü açmıyor aksine büsbütün tıkıyor. Klasik metodlarla Kürtler ve onların örgütlü gücü nasıl tasfiye edilememişse ‘entegre stratejiler’le de tasfiye edilemez. AKP’nin son kozlarını denemeye çalıştığı görülüyor. Kürt ulusal kongresinin oluşturulma kararı ve bu yönlü çalışmalar kader tayin edici ve tarihi öneme sahiptir. Ne var ki bazı güçler buna stratejik değil, konjonktürel-dönemsel ve pragmatist yaklaşmaktadır. Umarım burada büyük bir kararlılık ve süreklilik sağlanır ki, nihayetinde gerçekten de mazlum Kürt halkının birliği elde edilir ve bölgede bir resmi statüye kavuşması sağlanır. Güney hükümetinin Rojava’ya yönelik tavrı trajikomiktir. ‘Sınır açıktır, oradan insan girişi daha doğrusu göç etme özgürlüğü vardır’ deniliyor. Ancak Rojava’ya giriş ve lojistik desteğin sağlanmasına izin verilmiyor. Kürtleri aç bırakarak ve El Nusra’nın operasyonlarından medet umularak siyasal etkinlik sağlamaya çalışmak, birlik ruhuna tamamen terstir. Bir yandan ulusal kongre çalışmaları yürütmek öte yandan bir parçaya yönelik bu denli olumsuz tutum takınmak kesinlikle etik değildir ve kabul edilemez.
Gelelim Almanya’daki seçimlere. Kürtler şimdiye kadar hemen hemen tüm seçimlerde Sol Parti’yi oylarıyla desteklediler, ancak buna rağmen partinizin ezilen Kürt halkının sorunlarına eğilmede siyasi bir eksiklik içinde olduğu yönünde eleştiriler var? Örneğin aday listelerine baktığımızda az sayıda Kürt adayın olduğu görülüyor. Katılır mısınız bu eleştiriye?
Varolan birçok eksikliğe rağmen bu tespite katılmam mümkün değil. Mevcut partiler içinde ezilen Kürt halkının mücadelesine sıcak bakan, yeterli olmasa da destek sunan, Kürdistan’a delegasyonlar gönderen, açıklamalar yapan, Meclis’e önerge-soru önergeleri sunan ve parlamentolarda sorunu tartıştıran tek parti bizim partimizdir. Buna ilaveten Kürt halkının örgütlü gücüne karşı en çok karşı olan ve hatta düşmanlık derecesinde karşıt olan diğer partilerdir. Bizim parti içinde de maalesef pragmatist-çıkarcı anlayıştan, yersiz ve gereksiz korkudan ve belki de iktidara eklemlenme güdüsünden de hareketle Kürtlere karşı temkinli kimi zaman da tepkili olan çevreler vardır. Çoğulcu bir parti içinde böylesi çevreler de olacaktır. Ancak parti içinde Kürdistan Çalışma Grubu kurulmuştur. Kürtlerin örgütlü gücüne yakın olan Kürdistanlı milletvekillerin hepsi istisnasız bizim parti içinden seçilmiştir. Dolayısıyla bu tezin kısmen anlaşılır yönleri olsa da neticede doğru bir tez değildir. Ayrıca unutmamak gerekiyor Sol Parti listesi üzerinde bir adayımız seçilebilir listelere girmiştir. Bunun da dikkate alınması ve gelecek 22 Eylül’ deki seçimlere mutlaka gidilmesi ve oy kullanılması gerekiyor.
PKK yasağının sona ermesi ve Kürtlerin örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin tamamen ortadan kaldırılması yönünde parti yönetiminde ve özellikle Eşbaşkanlar düzeyinde ciddi bir politik söylem ve net bir siyasi tutum göremiyoruz. Bu konuda Kürtlerin Sol Parti’ye eleştirileri var. Bunun nedeni nedir?
Sol Parti’nin kendisi de Anayasayı Koruma Örgütü tarafından takip edilmektedir. Takibatın sebeplerinden bir tanesi Sol Parti’nin güya ‘PKK ile ortak çalışması’dır. Belki de Sol Parti’yi korkutmak ve üzerinde psikolojik baskı oluşturmak için bilinçli olarak başvurulan bir yöntemdir. Maalesef bundan korkan bazı milletvekilleri ve hatta parti yetkilileri de yok değildir. Bu sorunu aşmak karşıdan cephe almakla olmaz, tam aksine içine girip ikna etmek ve dost kazanmakla olur. Bir de Kürt Özgürlük Hareketi üzerine geniş ölçekte bir bilgisizlik ve hatta bilgi kirliliği mevcut. Bunların giderilmesi için çalışmak gerekiyor. Elbette ki Sol Parti içinde enternasyonalist ve demokratik-dayanışmadan kaçan ve karşı duranları eleştirmek ve teşhir etmek hepimiz için bir görevdir. Bu kesimlere yerine getirmeleri gereken görevleri ve ödevleri sürekli hatırlatmak gerekiyor.
Partinizden seçim dönemi ve sonrasında PKK yasağına karşı daha net bir çıkış görebilecek miyiz?
Yasakla ilgili bizim çalışmalarımız oldu bunu daha da etkin hale getirmek gerekiyor. Demokratik-barış süreci bu konuda bir zemin ve imkan sunmuştur. Maalesef bu tam kullanılmadı. Kürt Hareketi’nin de artık çok sistematik ve kalıcı bir diplomatik hamle başlatması gerekiyor. Koşullar bunun için çok uygundur.
Sol Parti, Rojava ve Kürt sorununun siyasi çözümü konusunda daha aktif bir politika içinde olur mu ya da bu yönlü bir çabası var mı?
Sol Parti bu konuda maalesef yetersiz kalmaktadır ama Kürt diplomasi çalışması da yeterince Rojava’daki durumu ve oradaki sorunların bağlantılarına Avrupa kamuoyuna anlatmamıştır. Burada Sol Parti’yi gerek parlamentolarda gerekse parlamento dışında etkin olmaya, duyarlı kılmaya, aksiyon geliştirmeye sevk etmek gerekiyor.
Göçmenlerin sorunlarına yönelik daha kapsamlı projelere imza atacak mısınız?
Göçmelerin daha özgür ve demokratik bir ortamda eşit bir yaşam sürdürmeleri için mücadele eden ve tutarlı olan tek parti Sol Parti’dir. Sol Parti’nin söyledikleriyle yaptıkları arasında gerçekten de bir harmoni vardır. Bilgisizlikten kaynaklı bazı eksiklikler vardır. Bunları süreç içinde gidermemiz gerekiyor.
MURAT MANG/BİELEFELD