Kürt halkına neler yapmadılar ki…
Kürtleri hiç olmamış, analarından doğmamış, Mezopotamya medeniyetinin yaradılış ve gelişiminde rol üstlenmemiş göstermek için, ne taklalar atmadılar ki…
“Nuh Nebi’den beri, kendi yurtlarının halkı" olan Kürtleri, bir anda yok sayıldılar. Onları, tarih kütüğünden silmek için, hiç bir barbarlıktan çekinmediler.
Onlardan söz ederken, içinde Kürt kelimesi yer almayan deyimler icat edip kullandılar.
Kürt ve Kürdistan, yasak kelimelerdi. Kürdistan yerine, “Şark" diyorlardı. Kürt de “Şarklı" olmuştu. Sonra dilde de Türk ırkçılığı akımında, Doğu ve Güneydoğu oldu. Kürtler de Doğulu ya da Güneydoğulu…
“Çirkin, kendini beğenmezse kahrından ölür" diye bir atalar sözü vardır. Kürt yurdunun işgalcileri, kendini beğenmiş biri olarak, her devir ve dönemde “medeniyeti de olan medeni"ydi. Buna karşılık onların dilinde Kürtler, hep “vahşi"ydi ve günümüzün de “ilkelleri" oldular.
Gel gelelim, sonradan peydalayıp “ecdat" diye dört elle sarıldıkları Osmanlı, insanın bütün evrim aşamalarını es geçmiş, tarihte iğne ucu kadar da olsa iz bırakmadan kayıp gitmişti.
Çünkü, insanın keşifler, teknolojik icatlarla meşgulken onlar hala, sürülerin hareketini takip eden kurt sürüleri gibi soygun, hırsızlık ve talan kokularının peşinde, oradan oraya savrularak, kasık biti gibi onun, bunun kanıyla geçinmeye çalışıyordu.
Günümüzde ise torunları Kürdistan’da Irak’ta, Suriye ve Kıbrıs’ta işgalci, özgürlük gaspçısı diye yuhalanıyordu.
Ancak buna rağmen, kendileri “medeni", buna karşılık Kürtler “vahşi", hem de özgürlüklerini çekip, ayaklarının altından kurtarmaya çalıştıkları için de “terörist"ti.
Bunu hep yapıyorlardı. Hizmet servisiyle ona, buna sığınıp güç aldıklarında, kendileri, medeni olmuş oluyorlardı.
Geçmişte onlar Britanya ve ardından da Almanya’nın himayesindeyken Kürtler, özgürlük savaşı meydanına çıktıkları için, “eşkıya" ya da “şaki" diye adlandırılıyordu.
Sonra efendileri değişti. NATO’nun gölgesine sığındılar. Bu kez Kürtlerin dilini kesen, sedalarını yasaklayan, renklerini tehlike ilan edendi, onlar. Kürtleri, diri diri yakanlar ama yine de onlar “medeni", Kürtler bu kez “terörist"ti.
Oysa, teröristler belli, Ermeni Soykırımı ile Hitler’e rol modeli olanların torunları, çağımızın dehşet yaratıcılarıydı. Torunlar, kesik insan başları ile kameralara poz verme, insanları diri diri yakma, ölülerin kulağından tesbih dizme ile İslami terör çarkı IŞİD’e ilham veriyordu; ve de yer yüzündeki bütün Kürtler, ırkçının nişangahındaydı.
Güney Kürdistan, “dostluk, tarihin doğurduğu kardeşlik" adına, 11 ayrı tepeye yerleştirilen tank, top ve füze rampalarıyla işgal edilmeden önce, halkına Kürt dememek için, “peşmerge" diye adlandırılıyordu. Ülke de, bugünkü gibi yine Kuzey Irak’tı. Günümüzün “sadık kardeşi Barzani" de “aşiret reisi" diye küçümseniyordu.
İşgaldeki Güney, günümüzde tek dost ve kardeş ülke. Kuzey Kürdistan ile Rojava da hedefteki Kürt bölgeleri…
Ancak, düşmanlıkta da kumarbazın “dubaracı" numaraları.
Kuzeyde, Kürtler “kardeş" ama, kardeşlerin özgürlük mücadelelerini başkaldırı ile sürdüren hareket (PKK) kötü ve can düşmanı…
Oysa, PKK sonuç değil, kangren olmuş yaranın sonuç aşaması, kanamadır. Onu yaratan ve besleyen de halktır. Zaten, yer yüzünde halk desteğini almamış ulusal kurtuluş hareketi yaşayabildi ki!..
Nitekim, 1990’larda hareketi halktan soyutlayıp gövdeden koparmak için, Türk aklı ile Kürdistan’ın neredeyse yarısın yakıp yıktılar. Korkuyu efendi yapmak için, faili meçhul adıyla, ama faili devlet olan 18 bine yakın cinayet işlediler. Hapishaneler, Nazi toplama kamplarına dönüştü.
Terör devleti, dört bir yandan hayatın ana damarlarına saldırdı. 4000 bine yakın köyü, yakıp yıkarak yok etti. 4 milyonluk bir kitle, bir anda aç ve açıkta kaldı. Kendi ülkelerinde mültecileşenlerin, Türk şehir ve kasabalarına sığınanları, oralarda insanlık görmediler. Sövgüyle karşılandılar. Ye yer dövüldüler. Kiralanacak ev, paralarıyla satın alacak ekmek bulandılar. Aşağılanarak sürüldüler. Ölülerine, mezarlık yeri vermediler.
Kimileri Avrupa yollarında soğuktan dondu, denizler, nehirlerde boğuldu.
Ama terör devletinin eli boşlukta kaldı. Özgürlüğün paha biçilmez değerde olduğunu bilen halkı, terör devletine teslim olmadı..
Buna rağmen, The Economist dergisinin anlatımıyla, “günümüz Türk devleti enerjisini, Kürtlerin yer yüzünde varlık olmamasına" harcıyor. 2015’de Kuzeyde şehirlere, kasabalara saldırdılar. Şehirlerin enkazını bile taşıdılar.
Rojava’ya saldırmak için de, kurt gibi dişlerini çak çak birbirine vuruyorlar. Öbür yanda dolandırıcının kandırmacasıyla “Kürt kardeşlerim" diye yaltaklanıyorlar.
Kendince, halk desteğini kesmek için Kürtleri “makbul" yerine koyuyor, PKK, PYD’yi düşman hedefe oturtuyor. Oysa Kürtler iyi ama PKK ve PYD kötü ayırımı kalpazanlık oyunuydu. Çünkü, Maganda anlamıyor, ama baş sebep, Kürt ve Kürdistan’ın özgürlüğü idi. PKK ve PYD ise sadece sonuçtu. Sebep yerinde dururken, sonuç baki kalıyordu.