Antik Çağ oyun yazarı Sophokles "Oidipus Üçlemesi"nin son oyunu olan Antigone'de her insanın gömülme hakkı olduğunu dile getirir. Oyunda Antigone, cezası diri diri gömülmek bile olsa kardeşlik vazifesini yerine getirir ve günlerce dışarıda bırakılmış kardeşini toprağa gömer. Çünkü Antigone, "her ölünün gömülmeye hakkı olduğuna" inanır.
Ne yazık ki Sophokles’in antik çağda yazdığı tragedya bugün Cizre’de, Sur’da ve Silopi’de gerçek oluyor ama bir farkla çünkü onlara yurttaşı oldukları Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticileri gömülme hakkı vermiyor. O illerde nefes alan herkese terörist muamelesi uygulanıyor. Açlıkla susuzlukla, ölümle cezalandırılıyorlar.
Yüzyıllardır aynı toprakları paylaş ama böyle kin duy! Bu kin ve nefretin altında ne var diye sormayın? Çünkü ben de bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var o da "Kobanê Sendromu" fena dokunmuş ki bölge kan revan içinde. Ve öyle sanırım ki Rojava’nın düşmemesini hazmedemeyen bir kesim intikam için insanların gömülme haklarını elinden alıyor. "Kıyamete kadar" naraları ile "Dünyayı onlara dar edeceğiz" deyip bütün kinlerini kusuyorlar.
Ne yazık ki bu trajedinin ortasında Kürtlerin bölük pörçük durması ve hatta kendi soyundan olanların gömülme haklarını ellerinden alanların saflarında yer alması da ayrı bir trajedi. Elbette beyin hasarı olanların yaşayanlara ve ölülere saygı duymak gibi bir zorunlulukları da yok.
Cemil Meriç; "Aydınların aydınlatamadığı halkı, soytarılar aldatır" diyerek aslında son bir yılda yaşadıklarımızı özetliyor. Kendi adıma bu ülkenin yurttaşı olmaktan utanıyorum artık. Çünkü her gün sosyal medyadan farklı düşünenlere ağız dolusu küfürler duyuyorum. Bunları yadırgamasam da bu tarz yaklaşımlardan dolayı utanıyorum.
Kobanê yenilgisinin yarattığı aşağılık kompleksi yüzünden sistemin gösterdiği bunca kan zulüm refleksi anlaşılır gibi değil... Bugün Rojava Kürtleri’nin ve onların bileşenleri olan, diğer halkların mücadelesi güçlendikçe Cizre, Silopi ve Sur’daki yıkım da o derece artıyor. Bunun en trajik örneği ise ölülerin sokak ortasında bırakılması ve gömülmelerine izin verilmemesidir. Bodrum katlarına hapsedilen yaralıların imdat çığlıklarını duymazlıktan gelmektir.
Buna vahşet ya da ne derseniz deyin ama bu durum bir gerçeği gösteriyor o gerçek de sistemin artık Kürtlere kendi yurttaş hukuku ile yaklaşmaması ve onları düşman güç olarak algılamasıdır. Yine PYD’nin Cenevre toplantısına katılmaması için sürdürülen diplomatik çabalar da cabası. PYD kurtlar sofrasına dahil edilmeyince Türkiye zafer kazanmış gibiydi.
İşte tam da bu durumlardan sonra Kürtlerin oturup düşünmesi gerekir ve bu konuda da soracakları tek bir soru var. Biz nereye ve kiminle gideceğiz? Ya da alanlarda kazandığımızı niye masalarda kaybediyoruz. Ve içimizdeki Diyap Ağalar, Rehberler ve Şeyh Saidi ihbar eden Kasım Bey’ler niye bitmiyor?
Öyle sanırım ki problem Kürt Politik mücadelesinin kendisini hem kendi insanlarına hem de dünya politik arenasına kendisini yeterince anlatamaması olsa gerek. Kürdistan illerinde aylardır yaşanan savaşta bile neredeyse bazı Kürtler kendilerini suçluyorlar. Daha hendek ruhunu algılamamışlar, nasıl birlik beraberlik olacak merak ediyorum açıkçası.
Tarihe bakıyorum Kürtler hiç bu kitlesel yıkıma yok saymaya ve ölüme tabi tutulmamıştır. Bu barbarlığa karşı örülecek duvarda bütün Kürtlerin tuğlası olmalıdır. Bu yaşanan zulüm belki o zaman Kürdün son trajedisi olur.