Osmanlı son demlerinden Cumhuriyete miras bırakılan Kürt Sorunu, Cumhuriyet tarihinin en büyük ve en derin sorunudur. Türk-sömürgecilik literatüründe Doğu-Güney Doğu denen, Kürt-özgürlük literatüründe ise Kürdistan denen coğrafyayı, kurtuluş savaşı boyunca savunan ve cumhuriyetin düşmanlarına karşı koruyan ve kurtaran tek unsur Kürtlerdir. Burası Kürtlerin evi olduğu için, Kütler burayı savunmuştur. Tıpkı bu günkü gibi… Tıpkı tarihte olduğu gibi. O yüzden Kürtler, bu cumhuriyetin “kapıcısı” değil, ev sahibidirler. “Cumhuriyetin kurucu unsurudurlar”. Cumhuriyetin ilk yıllarında, böyle yürümüştür işler. Kürt Mebuslar var kurucu meclis içerisinde. Özerk bir yapı olma sözü var kendilerine… 

Sonra ne oluyor? 

Uzun hikaye… 

İnkar ve imha siyaseti…

Şeyh Said, Seyid Rıza şahsında gelişen itirazlar… arka arkaya gelen katliamlar… sürgünler… Türkleştirme ve soykırım… İsyanlar… idamlar… kızıl kıyamet kısacası…

Ve cumhuriyetin kör-topal yürüyen 94 yılı… 

94 yaşındaki Türkiye Cumhuriyet tarihinin son yarısı, PKK’li bir tarih olarak yaşandı. PKK, cumhuriyet tarihinin inkar edilemez bir gerçeğine dönüştü. Türkiye’de; fiili olarak 73’le başlayan, resmi olarak 78’de kimlik ilanı yapan bir PKK gerçeği var. 73’te PKK, grubunu örgütlemeye başlarken, cumhuriyet ellili yaşlarındaydı. Şimdi cumhuriyet 94 yaşında ve PKK her gün daha da büyüyerek, güçlenerek, tüm Ortadoğu’ya yayılmış durumda. Türkiye’de birçok hükümet, birçok başbakan ve cumhurbaşkanı geldi-geçti. Askeri ve sivil darbeler yaşandı. Sayısız sınır içi ve sınır ötesi operasyonlar yapıldı. Sayısız insan öldü. Kürtler’in de Türklerin’de sayısız genç evladı bedel verildi. Kan kokusu, barut kokusu, ölüm kokusu hiç bitmedi bu topraklarda…

Sonuç; Kürtlerin lehine, demokratik ve özgür bir yaşama doğru ilerleyen bir zaman akışı… Bütün bu zaman Kürtlerin lehine aktı ve öyle de akmaya devam edecek. Kürt Özgürlük mücadelesi lehine kartopu gibi durmadan büyüyen bir gidişat var. Ve dağılmakla yüz yüze gelmiş bir cumhuriyet var. Cumhuriyetin demokratikleşerek yeniden toparlanması, Kürt Sorununun çözümünde yatıyor.

Uluslararası hegemon güçler, PKK’yi ve Önderliği küreselleşme kapsamındaki büyük Ortadoğu projeleri önünde ciddi engel olarak görüyordu. Bu güçler, 15 Şubat 1999’da Kürt Halk Önderini Türk devletine teslim ederek, Kürt Özgürlük mücadelesini kim vurduya getirmek ve bitirmek, tasfiye etmek istedi. Kürt Halk Önderi, Kürtleri geçmiş trajik kaderlerinden kurtardı diye, tam 18 yıldır İmralı’da, esaret altında. İmralı cezaevinde uygulanan politikalar sistemli politikalardır. Normal Türk cezaevi politikası gibi ele almak yanılgı olur. Kürt sorununda çözümsüzlük ve güncel çatışmaya yol açan da, zaten budur. Çünkü Kürt halkı, artık Önderinin özgür olmasını istiyor. Bu esarete artık tahammül edemiyor. Bunu kendi esareti olarak görüyor. Kürt halkı, bu davanın kendi tarihsel trajedisiyle bağını çok iyi kavradı. Kurtuluşunun bu trajediyi bozmaktan geçtiğini bilerek Önderliğini sahipleniyor. Bu esareti, Özgür Kürdün esareti olarak görüyor. Nitekim, demokrasi ve özgürlük yanlısı Kürtlerin bir kısmı otuz yılı aşkındır dağlarda direniyor, önemli bir kısmı özellikle sorunu Demokratik Siyasetle çözmek isteyen kısmı şu anda zindanlara kapatılmış durumda, zindanlarda direniyor, bir kısmı yıllardır diasporada direniyor. Direniş bitmiyor. Bitmeyecek. Kürtler, özgürlüğe uyanmış bir kere. Ve bu gerçek görüldükçe, Kürtlerin dostları artıyor. 

Hal bu iken; Kürtler Önderliğin özgürlüğünü dünyayla tartışıyorken, AKP faşist hükümeti Kürt Halk Önderini özel tecrit  koşullarında tutuyor. Keyfi uygulamalar altında tutuyor. Tam altı yıldır avukat görüşmesi yapılmasına izin vermiyor. TBMM’deki HDP milletvekilinin soru önergesine, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, göz göre göre yalan cevaplar verdi. Bu yalanın da izahını yapmalıdır. Türkiye kamuoyunun ve Kürt halkının bu konudaki gerçekleri bilmeye hakkı vardır. Halkı ve kamuoyunu yalanla kandırmak suçtur. Toplum dilinde ise ahlaksızlıktır. Türk devlet yönetiminin içine girdiği çapsız durum, işte böyledir. Ülkeyi yalanla sahtekarlıkla yönetmektedir. Bunu artık herkes görmeli ve kabul etmemelidir.