Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik için müzakere sürecine girmesinden bu yana, EUTCC tarafından her yıl düzenli tekrarlanan “AB, Türkiye ve Kürtler” konulu uluslararası konferans serisini devam ettirmesi ve Türkiye – Avrupa Birliği ilişkilerinin sivil bir bakış açısıyla takip edilmesi, takdir edilmesi gereken önemli bir girişimdir. 15. konferansın ana tema’ sının Ortadoğu’da Kürtlerin değişen konumları ve sorunların aşılmasında bir istikrar unsuru olarak ortaya çıkmaları, Ortadoğu da yaşanan sorunların çözüm tartışmalarına katkı sunacağı açıktır. Bu değerli çalışmalarında EUTCC’ye, AP Sol Gruba, AP Sosyalist Demokrat Gruba, AP Yeşil Gruba ve katkı sunan herkese teşekkürlerimle beraber başarılar dilerim.
100 yıl önce bugün savaş bitti
Ben de konuşmamda konferansın ana teması ve panel başlığına uygun olarak, Türkiye – Avrupa Birliği ilişkileri, Türkiye ve Ortadoğu da savaş, istikrar, değişim ve demokrasi, konularında Kürtlerin rolü üzerine görüşlerimi dile getirmeye çalışacağım. Daha çok Türkiye eksenli olarak Kürt tarafı, mevcut durumu nasıl değerlendiriyor, bu yaşananlara karşı nasıl bir tavır alıyor, neler öneriyor, biçimindeki sorulara cevap vermeye çalışacağım.
Bugünden 100 yıl öncesine baktığımızda, 1. Dünya savaşı tam da bugünlerde sona ermişti. Savaştan sonra Sykes – Picot, Sevr ve Lozan antlaşmalarıyla Ortadoğu bölgesine, yeni bir şekil verildi. Haksız ve rastgele çizilen sınırlarla ülkeler, halklar, aşiretler, aileler bölündü ve yüz yıllık sorunlar yaratıldı. 100 yıl sonra bugün de, bölgede yine bir Dünya savaşı yaşanıyor. ABD ve Avrupa ülkeleri, Rusya, Türkiye, İran, Arap ülkeleri, İsrail, Kürtler ve daha adını saymadığımız birçok devlet ve güç bu savaşın içindedirler. Bu savaşın daha ne kadar süreceği ve savaş sonrasında bölgenin nasıl bir şekil alacağı, henüz belli değildir.
Böl-parçala sınır modelleri
Birinci Dünya Savaşının galiplerinin (İngiltere ve Fransa) Ortadoğu çözümü; bölge gerçeklerinin göz önüne alınmadığı, sınırların galipler lehine çizildiği, böl-parçala ve kendilerine bağlı yönetimlerin işbaşında olduğu, ulus devletçi çözüm modeliydi. Bu model baştan itibaren sorunlar üretmeye başladı. Halen de sorunlar üretmeye devam ediyor. Bu model birçok sorunun yanı sıra, halen içinden çıkılamayan İsrail – Filistin ve Kürt sorununu çözümsüz bıraktı. Her iki soruna da, yüz yıldır bir türlü uygun bir çözüm bulunamıyor. Her iki sorun da tüm bölgeyi ilgilendirdiği gibi, uluslararası alanı da ciddi bir biçimde etkiliyorlar.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Batılı devletler tarafından kurulan statüko, baştan sona kadar hep sorunluydu. Kurulan statü bölge halklarının taleplerine cevap vermediği gibi, dünya çapında sorunlar da üretti. İran da, dünya sistemiyle karşı karşıya gelen ve etrafında sorunları derinleştiren, tekçi İslami totaliter bir rejim yarattı. Irak’ta Baas rejimi ve Sadam gibi bir diktatöre zemin hazırladı. Hakeza Suriye de bugünkü kaosun ortaya çıkmasına yol açan, Esat ve Baas rejimini yarattı. Uzun yıllar örnek veya model ülke diye öne çıkarılan Türkiye’de, Erdoğan’ın tekçi ve baskıcı rejimini yarattı. Bunlar bölgenin önde gelen ülkeleridirler. Bölgedeki diğer ülkelerin sorun üretme kapasiteleri, adı geçenlerden daha az değildir.
Bu model, bölgede yalnızca sorunlu rejimler yaratmadı, aynı zamanda çok sayıda sorunlu örgüt de yarattı. El Kaide, Taliban, El Nusra, DAIŞ ve daha nice selefi örgütler, bu sürecin ürünüdürler. Eğer El Kaide, büyük bir uluslararası terör networku oluşturabildiyse, eğer DAIŞ kısa bir süre içinde Irak ve Suriye topraklarının çoğunu ele geçirebiliyorsa, eğer halen bu tür selefi örgütler bölge ülkelerinde cirit atabiliyorlarsa, eğer halen bu örgütler dünyanın önemli merkezlerinde saldırılar düzenleyebiliyorlarsa, bu Birinci Dünya Savaşı sonrasında bölgede kurulan sistemin sorunları çözümsüz bırakan uygulamasının sonucudur.
Dışarıdan müdahale Ortadoğu’ya çözüm getirmez
Batılı güçler bölgeye ilişkin müdahalelerini hep sürdürdüler. Önce, başı İngiltere çekiyordu, İkinci Dünya Savaşından sonra ABD başat rol aldı. ABD’nin 1990 ve sonrasındaki müdahaleleri çok kapsamlıydı. Irak ve Afganistan da askeri müdahalelerle iktidarlar değiştirildi. Büyük Ortadoğu Projesi diye bir proje ilan ettiler. Bu proje temelinde bölge bir bütün olarak hem değişecek hem de demokraside büyük aşamalar kaydedilecekti. ABD, halen her yönüyle bölgeye müdahalelerde bulunuyor. Ancak bu müdahaleler çözüm üretmekten uzaktır. Bu müdahaleler çözüm üretemedikleri gibi, eski sistemi restore etmeye de yetmiyor ve beraberinde yeni sorunlar da üretiyor. ABD dahi artık kimse Büyük Ortadoğu Projesinden bahsetmiyor. Herkes günü kurtarmaya çalışıyor.
1.Dünya savaşının en büyük mağduru Kürtler
Başta Kürt sorunu olmak üzere, bölgenin çözüm bekleyen devasa sorunları orta yerde duruyorlar. Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan statükodan, en çok Kürtler zarar gördü. Kürdistan, Kürt halkının rızası hilafına dörde bölündü. Son yüz yılda, Kürdistan coğrafyası hep isyan, katliam, savaş ve askeri operasyonlarla anıldı. Türkiye, İran, Irak ve Suriye, Kürtleri hep sorun, susturulması gereken asiler, asayişi bozan ve bölgeyi istikrarsızlaştıran bir güç olarak gördüler. Çoğu zaman Kürtleri bastırmak için birlikte hareket ettiler. Bazen de Kürt kartını birbirlerine karşı da kullandılar.
Bölgeye müdahale eden dış güçler açısından da, bölge ülkelerinin Kürt korkusu, çok kullanışlı bir faktör oldu. Doğrusu bu kartı çok iyi kullandılar. Zaten sorunu büyük ölçüde kendileri çözümsüz bırakmışlardı. Bu ülkeleri korkutmak, onlara kendi isteklerini kabul ettirmek ve o ülkelerden çeşitli ödünler almak için, bundan daha iyisi bulunamazdı. Bu politika gereği, Kürtlerin zaman zaman az da olsa desteklenmeleri gerekiyordu. Ama başarıya ulaşmamaları lazımdı. Yani ne tam yenilmeleri ve ortadan kalkmaları, ne de tam bir başarıya ulaşmamaları gerekiyordu. Yani “tavşana kaç tazıya da tut” siyaseti uygulanıyordu. 2000’li yıllara kadar bu politikalarını, başarılı bir şekilde uyguladılar.
Kürtler, artık eski Kürtler değil
Bu politika halen de uygulanmıyor mu, halen de uygulanıyor. Ama Kürtler artık eski Kürtler değiller. Ayrıca bölgede sorunlar o kadar büyüdü ki, artık dünyayı zorluyor. Eskiden sorunlar bölgede kalıyordu, Avrupa ve Amerika’yı doğrudan etkilemiyordu. Şimdi krizden dolayı milyonlarca mülteci batı ülkelerinin kapılarına dayanabiliyor. Bölgede oluşan terör yuvaları, tüm dünyaya terör ihraç edebiliyor. Kriz derinleştikçe sorunlar da büyüyor. Sorunlar büyüdükçe, çözüm ihtiyacı da o kadar aciliyet kesp ediyor. Bu ağır sorunların çözümünde kim neyi öneriyor veya ne yapıyor ona bakalım.
Mezhepler ve inançlar, çatışma alanlarına dönüştürüldü
Türkiye, bölgenin önemli bir gücüdür ve NATO üyesidir. İç siyasetinde otoriter ve baskıcı, dış siyasetinde Sünni İslam’ı esas alan Müslüman Kardeşler çizgisinde, yayılmacı bir politika izliyor. Bu çizginin Suriye, Mısır, Libya ve Tunus başta olmak üzere, bölgede yaptıkları ortadadır ve çözüm üretmekten uzaktır. İran, iç siyasetinde en ufak bir muhalefeti dahi kabul etmiyor, dış siyasetinde Şii mezhebini esas alarak hegemonya peşinde koşuyor. Bu çizginin kısaca Suriye, Lübnan, Filistin, Irak ve Yemen pratiğine bakıldığında, nelere sebebiyet verdiği çok aşikâr olarak ortaya çıkıyor. Suudi Arabistan’ın başını çektiği Sünni blokun da, mevcut statükoyu devam ettirme dışında bir yaklaşımları yoktur.
Bunların yanında İslami grupların yaklaşımları da sorun üretmekten öteye gidemiyor. Selefilerin El Kaide, Taliban, DAIŞ, El Nusra ve benzerlerinin, bölge insanına yönelik vahşi uygulamaları ve dış dünyaya terör ihracı herkesin gözü önündedir. Bir zamanlar ılımlı İslam diye Türkiye’deki AKP ve Mısır’daki Müslüman Kardeşlerin (İhvan) çokça propagandaları yapıldı. İhvan’ın Mısır pratiği ortadadır. AKP de ürete ürete Recep Tayip Erdoğan gibi bir diktatör ortaya çıkardı. Erdoğan rejiminin DAIŞ, El Nusra ve benzeri selefi örgütlere olan desteği ve ilişkisi ayrıca ele alınması gereken bir durumdur. Bölgenin laik ve demokrat hareketleri ise hem güçsüzdürler hem de derli toplu bir değişim programına sahiplik edebilecek konumda değiller. İş bu saydıklarıma kalsa, bölge kendi sorunları içinde debelenmeye devam edecektir.
Kürtler, birlikte yaşamın savunucusu ve kurucusudur
Yukarıda Kürtlerin eski Kürtler olmadığını belirtmiştim. Kürdistan da gelişen dinamik, 2000’li yıllarla birlikte hem güçlendi hem de alternatifini ortaya koydu. Kürdistan Özgürlük Hareketi, ortaya koyduğu yeni paradigmasıyla, bölgenin sorunlarının çözümünde anahtar rol oynamaya adaydır. Buna göre toplumda kadın söz ve karar sahibi olacak, farklı etnik gruplar özgünlüklerini kuruyarak demokratik ulus perspektifiyle eşit haklar temelinde bir arada yaşayacak, farklı inanç ve düşünceler demokratik bir ortamda kendilerini hem özgürce ifade edecek hem de inancına göre yaşayacaktır. Bu şekilde toplum kendi içinde iç barışını sağlarken, aynı zamanda ekolojiyi de koruyarak, doğayla da barışık bir biçimde yaşayacaktır.
Burada Kürt hareketinin Rojava ve Kuzey Suriye pratiği göz önündedir ve öğreticidir. Kuzey Suriye de etnik olarak Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler, Ermeniler, Çeçenler ve Türkmenler, dini inanç olarak Müslümanlar, Hristiyanlar, Yezidiler ve Aleviler, kurulan bölge yönetiminin bileşenleridirler ve dış güçlerin tüm tahriklerine rağmen barış içinde birlikte yaşıyorlar. Kadınlar başta yönetim olarak hayatın her alanında söz ve karar sahibidirler. Kadınların savunma alanında başta DAIŞ olmak üzere, tüm saldırılara karşı ortaya koydukları direniş ve fedakârlık, dillere destan olmuş durumdadır. Kuzey Suriye de kurulan yönetim, savaş ortamına ve ekonomik ambargolara rağmen, gerek ekonomik gerekse demokratik yapılanma temelinde, istikrarlı bir şekilde yoluna devam etmektedir. Yeni Suriye’nin kurulmasında elle tutulur ve örnek alınabilir en uygun pratiktir.
Kürtler alternatif değil, demokratik bir seçenektir
Kobanê savaşıyla birlikte, uluslararası güçler Kürtleri, DAIŞ ve Selefi gruplara karşı askeri bir alternatif olarak gördüler ve ona göre yaklaştılar. Bu doğru bir yaklaşım olmakla beraber yeterli değildir ve eksik bir yaklaşımdır. DAIŞ ve benzeri güçlerin vahşi saldırılarına karşı, Kürt hareketi yalnızca askeri bir alternatif değildir. Aynı zamanda ideolojik, siyasi, toplumsal ve yönetsel yaklaşımlarıyla da, en uygun alternatiftir. Şimdi yeni Suriye’nin inşasında ve siyasal süreçte görülmesi gereken en önemli yandır. Özellikle ABD ve Avrupalı güçlerin bu yanı görerek öne çıkarmaları gerekir.
Kürtler yalnızca Suriye de göz önünde bulundurulması gereken bir alternatif değiller. Kürtler, ortaya koydukları çözüm modelleriyle, örgütlülükleriyle, nüfus ve ekonomik potansiyelleriyle hem Türkiye hem İran hem Irak hem Suriye de, demokratik değişimin öncü ve motor gücüdürler. Kürtler bu konumlarıyla, bölgede sorun çıkaran değil, bölgenin ağır sorunlarının çözümünde öncü bir rol oynayabilirler. Kürt sorunu çözüldüğünde, bütün sorunlar çözülür demiyorum, ama sözü edilen ülkelerde bu sorun demokratik bir temelde çözüldüğünde, bölge büyük nefes alır ve diğer sorunların çözümüne de büyük katkısı olacağı gibi, bölge de istikrarın sağlanmasında da önemli bir adım olur. Bu konumlarıyla Kürtler, bölgede demokrasi ve istikrarın sağlanmasında önemli bir aktör olarak ortaya çıkmış durumdadırlar.
ABD, kararını geri almalı
Baştan belirttim, batılı güçlerin genel olarak bölgeye yaklaşımları, hep sorunlu oldu ve beraberinde yeni sorunlar da getirdi. En sorunlu alanlardan biri de Kürlere yaklaşımdı. Halen bu sorunlu yaklaşım, hem ABD de hem Avrupa da devam etmektedir. Önce bütün Kürtler reddediliyordu, pek makul karşılanmıyorlardı. Sonra Irak’ta Saddam’la sorunlar çıkınca, Güney Kürtleri “iyi” Kürtler oldular. DAIŞ savaşıyla birlikte Rojava Kürtleri de “iyi” Kürt statüsüne alındılar. İran’a yönelik müdahale tartışılıyor, yakında Doğulu Kürtler de “iyi” Kürt olabilir. Ama Kuzey Kürtleri hep “kötü” kaldılar. 30 yıldır bu çifte standart ve iki yüzlü “iyi Kürt kötü Kürt” yaklaşımı devam ediyor.
Onun için bir kısım Kürt terör listelerine, narkotik listelerine ve ölüm listelerine alınırken, bir kısmı da saraylarda karşılanıyorlar. Oysa aralarında önemli bir fark yoktur. Aralarındaki fark hangi devlete karşı mücadele ettikleridir.
Bu arada Avrupa Adalet Divanının 15 Kasım 2018 tarihli kararı ile, oluşturulan terör listesinin, ne kadar haksız ve hukuksuz olduğu ortaya çıktı. Bu kararla 2014 – 2017 yıllarına ait listenin PKK’ye ilişkin kısmı tüm sonuçlarıyla iptal edildi. Dava 2014’te açıldığı ve 2018’de karar aşamasına geldiği için, 2018 yılı listesi davaya eklenemedi. Oysa gerekçeler aynıdır, teknik bir nedenden dolayı 2018 yılı eklenemedi. Dolayısıyla liste tamamıyla çökmüştür. Bu vesile ile AB yöneticilerine çağrım, bir an önce bu karar doğrultusunda listeyi gözden geçirip PKK’nin sözü edilen listeden çıkarılmasıdır.
Öbür taraftan ABD yönetimi, 6 Kasım 2018 de, Kürt Özgürlük Hareketinin üç önde gelen ismi Sayın Cemil Bayık, Sayın Murat Karayılan ve Sayın Duran Kalkan’ın yakalanmaları veya öldürülmeleri için para ödülü koydu. Biz bu kararı, hukuksuz, ahlaksız, iki yüzlü ve düşmanca bir davranış olarak değerlendiriyoruz. Bu arkadaşlarımızın ne Amerikan devletine ne de herhangi bir Amerikalıya zararları dokunmamıştır. Bu fedakâr ve değerli insanlar, ömürleri boyunca Kürt halkının özgürlük davasında, zalimlere, işkencecilere, insanlık düşmanlarına karşı, adalet mücadelesi yürütmüşlerdir. ABD hükümetinin bu kararını bir an önce geri almasını bekliyoruz.
Batılı güçler ‘Vekalet Savaşını’ sürdüren politikalardan vazgeçmeli
Gerek terör listesi gerek bu tür haksız uygulamalar, Türkiye devletini memnun etmek ve dengelemek için alınan kararlardır. Bu tür kararlarla, Kürtlerle Türkleri dengeleyemezsiniz. Bu tür kararlarla hem Türkiye’yi yeterince memnun edemezsiniz hem de Kürtleri itersiniz. Türkiye’nin talepleri bitmez, Erdoğan Kürt halkının tüm kazanımlarının yok edilmesi için daha fazlasını ister. Bu da bölge için savaş ve istikrarsızlık demektir. Başta ABD ve AB olmak üzere batılı güçler, eğer doğru bir iş yapmak istiyorlarsa, “tavşana kaç tazıya tut” politikasından vazgeçmeliler.
Bu güçlerin yapacakları en doğru ve hayırlı iş, Kürtlerle Türkleri barış ve müzakere masası etrafında bir araya getirmektir. Böyle bir durum, büyük çoğunluğu memnun edecek ve herkesin hayrına olacaktır. Ortadoğu da Kürtlerin de, adalete ve hakkaniyete uygun bir statüye sahip olmaları, herkesin çıkarına olduğu gibi, bölge barışına ve istikrarına büyük bir katkı sağlayacaktır. Bu konuda Kürdistan Özgürlük Hareketi olarak, sizlerle çalışmaya, görüş ve önerilerinizi dinlemeye hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum.
Bu çerçevede bu konferansın, Kürt sorununda yeni bir ufuk açması ve çözüme katkı sunması dileğiyle, saygılarımı sunuyorum.
*Avrupa Parlamentosu 15. Kürt konferansında Zübeyir Aydar’ın kaleme aldığı sunum…