
Türk devletinin Kürt halkına, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü kirli savaş sonucu Avrupa’ya göç ederek mülteci bir yaşama mecbur kalan Kürdistanlılar, Avrupa ülkelerinde kimlik, kültür ve özgürlük mücadelesinden kopmadılar. Kurumlaşıp örgütlenerek, tepkilerini demokratik yollardan dile getirmeye çalıştılar. Ancak Kürtlerin, Kürdistan’daki savaşa karşı demokratik yollardan ortaya koydukları tepkileri, başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinin yargı ve güvenlik kurumlarının zor ve baskısıyla karşılaştı. Kürtlere karşı hep kriminalizasyon ve sindirme politikaları uygulandı. Sadece bununla kalmayan Avrupa ülkeleri, Kürt halkının göçmenlikten doğan kimlik ve kültürel haklarını tanıma konusunda da istekli davranmadılar.
Bugün kendi resmi açıklamalarıyla da bir milyona yakın Kürt’ün yaşadığı Almanya, bu uygulamalarda başı çeken ülke durumunda. Alman devletinin bu politikaları, PKK yasağı, Kürtlere ve kurumlarına düşen görevler, Kürt sorununun çözümü ve yapılması gerekenler gibi konuları, kendisi de halen Alman devletinin Kürt politikasının mağduru olan Kürt siyasetçi ve yazar Muzaffer Ayata ile konuştuk.
Sayın Ayata, Almanya’daki PKK yasağı ve Kürtleri kriminalize etme politikasında son durum nedir? Almanya ve Avrupa ülkelerinin Kürtlere bakışını değerlendirir misiniz?
Bilindiği gibi Almanya, 1990’ların başında Kürtlerin eylemlilikleri nedeniyle PKK’yi bu işten sorumlu tuttu ve yasaklama kararı aldı. Önce PKK’yi ‘terörist bir örgüt’ olarak değerlendirip yargıladılar. Daha sonra Kürt Halk Önderi sayın Abdullah Öcalan’la Alman yetkililerin yaptığı görüşmelerden sonra ‘terörist örgüt’ kararı kaldırılıp, yasak ‘kriminal örgüt’ şeklinde sürdürüldü.
90’lı yıllarda Kürtlerin yoğun olarak köylerinin yakıldığı, paramiliter güçler tarafından öldürüldüğü, ağır işkencelerin yapıldığı, hapishanelerin dolup-taştığı yıllardı. O ortamından kaçıp Avrupa’ya gelenlerin sayısında da artış vardı. Avrupa’da Kürtlerin en fazla geldiği ülke de Almanya’ydı. Almanya’daki Kürtlerin de Kürdistan ve Türkiye’de sıcak ve yoğun ilişkileri vardı. Ülkede olup biten her şey buraya yansıyordu. Hapishanedekilerin, dağdakilerin, işkence görenlerin çoğunun akrabaları Almanya’daydı. Avrupa ve Almanya’daki Kürtler de bu devlet terörüne karşı sesini duyurmak ve bir şeyler yapmak için yaygın bir arayışa girdi. Dernekler kurdular. Değişik eylemler yaptılar. Avrupa ve yasalarını da çok da iyi bilmiyorlardı. Deneyimsizdiler. Zaman zaman aşırılıkları, taşkınlıkları da oldu. Almanya gibi büyük bir devlet, Kürtlerin içinde bulunduğu durumu anlayıp temsilcileriyle diyalog içinde bunu makul bir çözüme kavuşturabilirdi. Ama Kürtlerin Avrupa’da etkinliklerinin ve örgütlülüklerinin Türkiye ile ilişkilerini bozacağından korkarak, Kürt örgütlerini yasaklamayı ve baskı altına almayı tercih etti. Avrupa’daki Kürtler içerisinde taraftarı en fazla ve etkileme gücü en yüksek örgüt de PKK idi. Türkiye’de de direnişi örgütleyen ve öncülük eden PKK idi. Bu nedenle Almanya PKK’yi hedefledi ve yasakladı.
Kürtler deneyim kazandı, yasak anlamsızlaştı ama...
Bu yasağın üzerinden yirmi yıla yakın bir zaman geçti. Almanya’daki Kürtler birçok konuda deneyim kazandılar. Geçmiş pratiklere ilişkin özeleştiriler yapıldı. Tüm aktivitelerini yasalara uygun ve izinli yaptılar. Alman Kriminal Dairesi’nin verdiği bilgilere göre de, PKK taraftarlarının adının karıştığı kriminal olaylarda yüzde doksan bir düşüş var. Alman kamu güvenliğini riske edecek herhangi bir girişimleri yoktur. ‘PKK yasağına’ sebep olan etkenler ortadan kalkmıştır. Alman yönetim kademelerinin yüzbinlerce Kürt’ü daha ihtiyatla ele alması gerekirdi. Çünkü onbinlerce Kürt okuyor, onbinlercesi iş hayatına girdi, onbinlercesi Alman vatandaşı oldu. Bu yüzbinlerce Kürt, Almanya yasalarına göre yaşıyor.
‘Almanya’daki Kürtlerin sorunu yasak kıskacıyla çözülemez’
Görüldüğü gibi Almanya’da Kürtlerin sorunu PKK’ye indirgenerek, yasak kıskacına alınarak çözülemez. Bu topluluğun sosyal ve kültürel haklarının tanınması, kendi kimlikleriyle barış ve huzur içinde Almanya’da yaşaması gibi önemli sorunları var. Kürtlerin, Almanya’nın politik, sosyal hayatına karışması gerekiyor. Ancak şu ana kadar Alman yönetimleri, ikinci büyük yabancı topluluk olan Kürtler konusunda ciddi hiçbir proje ve politika oluşturmadı. Türklerin Türk kimliğine dayanarak Kürtleri Türk saymasının devamı olarak Almanlar da, Kürtleri Türk topluluğu içinde görmeyi sürdürdü. Kürtlere dönük politikasını Türk devletiyle olan ilişkileri ekseninde ele aldı. Kürt halkının tarihsel olarak uğradığı haksızlıklar, Alman hükümetlerinin gündemine girmedi. ‘Almanya’da yaşayan Kürtler PKK bağlantılıdır, Türk devletiyle ilişkilerimi bozar’ şeklinde dar, pragmatist kalıplari içine sığdırıldı. Almanya’da yaşayan yüzbinlerce Kürt’e yaklaşımı ise, istihbarat ve kriminal dairesinin yazdığı raporlar belirledi. Alman politikacılarının ve mahkemelerinin bu raporlar dışına çıkmış bir politika ve kararları yoktur.
‘PKK, Almanya yasalarına karşı mücadele etmiyor’
2002’de PKK’nin çatışmaları durdurduğu günlerde ise, ABD’nin bastırmasıyla AB, PKK’yi terör örgütler listesine aldı. Bu da Türk devletiyle ilişkilerini iyi tutmaya çalışan bazı hükümetlerin Kürtleri daha fazla denetime alma işini kolaylaştırdı.
PKK, Almanya’ya karşı kurulmuş, Alman yasalarına karşı mücadele eden bir hareket değildir. Almanya içinde ve dışında çıkarlarına zarar vermemiş, ekonomik birimlerini hedef almamıştır. Kürtlerin daha çok işkence gördüğü, devlet terörü altında olduğu, asimile edildiği, kimliğinin bile inkar edildiği bir ortamda Alman hükümeti Türkiye’yi değil de PKK’yi terörist ve kriminal ilan etti.
Görüldüğü gibi ölçü hak, hukuk ve adalet değildir. Geçerli olan çıkarlar ve güç dengeleridir. Eğer Kürtlerin devleti olsaydı Almanya ile direkt ticaret yapabilselerde, Alman devleti, Türklere terörist demediği gibi Kürtlere de ‘terörist’ diyemeyecekti. Almanya’nın tutumu tamamen Türkiye’den yanadır. Bu da Türk ırkçılığının ve baskıcı yönetim sisteminin cesaret bulmasına, çözümü engellemesine hizmet etmektedir. Almanya görebildiğimiz kadarıyla bu tutumundan rahatsız değil, sürdürmekten yanadır. Kürtlerin bütün kurumları yasal olduğuna da bakılmaksızın Alman güvenlik birimleri ve bürokrasisi tarafından baskılanmaya, kriminalize edilmeye çalışılmaktadır. Öyle bir noktaya vardı ki iş, Kürt deyince Alman güvenlik birimlerinin aklına PKK ve suç akla geliyor.
Geçtiğimiz ay içerisinde Almanya Federal Parlamentosu’nda, İçişleri Bakanlığı’nın bir soru önergesine (Ulla Jepke’nin soru önergesi) vediği cevapları nasıl değerlendiriyorsunuz?
İçişleri Bakanlığı’nın cevabını, Almanya’nın ciddi ve kişilikli bir Kürt politikasının olmadığı biçiminde yorumlamak en doğrusudur. Resmi ve diplomatik hangi süslü cümleyi kurarlarsa kursunlar, Kürtleri Ortadoğu’da yükselen bir güç ve ülke sahibi olarak görmüyorlar. Aşırı derecede pragmatist ve aşırı güncel politikaların dar kalıplarına kendilerini uyduruyorlar. Alman politikasının Ortadoğu ve Kürdistan konusunda bir vizyonu yoktur. Bu da mevcut statükonun tamamen sürdürülmesi anlamına gelmektedir. Almanya, Kürtleri geleceği olan bir halk ve partner olarak görmüyor, onunla herhangi bir ittifak arayışına girmiyor. Kürtler olmasaydı, Almanya için daha iyi olacaktı! Türkiye’de en iyi Kürt ölü Kürt’tür bakışının bir benzeri Almanya için de geçerlidir. Belki Almanların Kürtlere özel bir düşmanlığı yok, ‘en iyi Kürt ölü Kürt’tür’ demiyorlar. Ama ‘Kürtler olmasaydı Türk hükümetiyle al gülüm, ver gülüm olsaydık, ilişkilerimizin arasına bir diken gibi girmeselerdi’ biçiminde düşünüyorlar. Halbuki 80 yıldır Kürt halkının asimile edilmesi, Türk ırkçılığının eline teslim edilmesinde Avrupa’nın da büyük bir sorumluluğu vardır. 21. yüzyılda insan hakları ve demokrasinin bolca konuşulduğu bir dönemde, Kürtler hala özgürce kendi kimliğine sahip olamıyorlar. 20 milyona yakın Kürt’ün nüfus kağıdında Türk yazıyor.Alman İçişleri Bakanlığı, Almanya’da 800 bin Kürt’ün yaşadığını söylüyor. Tabii ortada net bir sayı yok. Çünkü bütün Kürtlerin nüfus kağıtlarında ‘Türk’ veya geldiği ülkelerin vatandaşı diye yazar.
Almanya’da 1993 yılında başlayan PKK yasağını günümüze kadar değerlendirdiğinizde getirisi ve götürüsü neler olmuştur?
1993’ten beri süren PKK yasağı her şeyden önce Kürt halkına yapılmış büyük bir haksızlıktır. Çünkü PKK adı altında dışlanan Kürt halkının meşru haklarıdır. Kürtler, Türk devletinin ırkçı sistemine karşı örgütlendiler. Bulundukları her yerde direnmeye, seslerini duyurmaya çalıştılar. Kürtler içerisinde kurulan en büyük örgüt de PKK idi. Avrupa’da da Kürtlerin büyük çoğunluğu PKK taraftarıydı. PKK’yi yasaklamak açık siyasal bir tercih oldu. Bu da açıkça Türk devletini Kürtler karşısında destekleme ve haklı görme anlamına geliyordu. Türk devleti Alman devletiyle her kademede gizli-açık muhatap alındı, ortak iş yapıldı. Ama Kürtler adına hiçbir örgütle ortaklık kurulmadı, muhatap alınmadılar. Öyle ki, Almanya’da kurulan Kürt dernekleri dahi PKK yandaşı veya uzantısı diye polis ve istihbarat raporlarında lanse edildi. Hükümetin de bilinçli tercihi ile Alman basınında Kürtler karşı bir sansür uygulandı. PKK veya Kürtler akla gelince şiddet ve terör anlaşıldı. PKK eşittir Kürtler, Kürtler eşittir şiddet algısı oluşturulmaya çalışıldı. Bugün sadece polis birimlerinde değil, tüm bürokraside Kürtler terörist ve suçlu görülüyor. Bu yasak nedeniyle Kürtler ciddi haksızlığa ve mağduriyete de uğradılar. Binlercesinin PKK sempatizanlığı nedeniyle oturumlar ya verilmedi, ya iptal edildi. Binlercesinin de Alman vatandaşı olma hakları engellendi. Açıkça mahkeme kararı da olmadığı halde polis teşkilatı ‘filan zaman PKK’yi desteklediniz diye size vatandaşlık vermiyoruz’ diyorlar.
‘Kürtler, kaba çıkarlara kurban ediliyor’
Alman toplumunda ve bürokrasisinde Kürtlere karşı olumsuz bir duygu ve tutum nasıl geliştiyse, aynı bakış Kürtlerde de gelişmeye başladı. Kürt toplumunda oluşan kanaat, Almanya Türk devletini destekliyor, kendisinin özgün bir Kürt politikası yok. Türk devleti Kürtlerle barışıp sorunu çözmeden Almanya devletinin Kürtlere karşı olumsuz tutumu da değişmez. Alman hükümetlerinin 80 yıldır asimile edilen, yok sayılan, baskı ve zulüm altında yönetilen Kürt toplumuna adalet ölçülerinde yaklaşmak yerine, kaba çıkarlarını öne alarak yine Kürtleri feda etmeye ve Türk devletinin kolunda yürümeyi sürdürdüğünü söylüyor. Uzun yıllara yayılmış PKK yasağı tahmin edilenin ötesinde Kürt-Alman ilişkilerini zedeledi. Bu belki Almanlar açısından çok da önemsenmiyor. Nasıl olsa çıkarlarını bölgenin hakim devletleriyle sürdürüyor. Kürtler kendilerine bu kadar kaba bir karşıtlığı ve kendilerini imha etmek isteyen Türkiye’yi destekleyen Almanya gibi devletleri herhalde minnetle anmayacaklardır.
‘Kürtlerin temsilcileri ve kurumlarıyla diyalog kurmalı’
PKK yasağının, Almanya’ya bir kazancı da olmamıştır. Şimdi de Alman İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, PKK’nin Kürtler arasında tartışmasız egemen olduğunu söylüyor. Eğer PKK yüzbinlerce Kürt içerisinde kabul görüyorsa, Alman hükümetinin yapacağı şey bu yapının peşine polisi, istihbaratı takmak olmamalıdır. Bunun yerine Kürtlerin politik temsilcileriyle, kurumlarıyla diyalog içerisinde olmalı, varsa sorunlarını çözmelidir.
‘93’ten beri de görüldüğü gibi, PKK adına kriminal dediği olaylarda artma değil büyük bir düşüş var. Ayrıca PKK Almanya’ya karşı kurulmuş, ona karşı mücadele veren bir örgüt değildir. Kuruluş amacı Kürtlere zulüm uygulan despot rejimlerdir. Almanya’nın yasal, anayasal sistemiyle bir problemi yoktur. Şimdiye kadar da Almanya’nın aleyhinde ne Avrupa’da ne de Ortadoğu başka güçlerle herhangi karanlık bir ilişki ve ittifaka da girmemiştir. Almanya’daki Kürtler, Türk hükümetinin yaptığı gibi gizli-açık milliyetçilik veya dini propagandalarla, camiler ve tarikatlar etrafında örgütlenmemiştir. Avrupa’nın demokratik değerleri karşısında bir tutum almamıştır, Kürt toplumunu buna yönlendirmemiştir. Kürtlerin Alman toplumuyla uyumlu olmasını, yasal demokratik sistem içerisinde yaşamasını teşvik etmiştir. Durum bu kadar açık iken Almanya, PKK ve Kürtler kendisi için herhangi bir tehlike oluşturmazken onları yasaklaması ve suçlular topluluğu gibi göstermesi hem haksızlıktır, hem de ezici bir güç kullanma yöntemidir.
‘Kürtlere ayrımcılık ve ekstra baskı yapılıyor’
Sonuç olarak 93’ten beri süren yasağın hiç kimseye bir yararı olmamıştır. Haksızlıkları ve mağduriyeti çoğaltmış, Kürtlerdeki adalet duygusunu zedelemiştir. Alman İçişleri Bakanlığı son açıklamasında, ‘Almanya’da Kürtlere yönelik politik durumlarda ayrımcılık yoktur’ diyebilmektedir. Bu cümle politik ayrımcılığın çok yaygın kullanıldığının göstergesidir. Açıktan bunu söyleyememektedir. Almanya’da Başbakanlık dahil birçok kurum yabancı toplulukların temsilcileriyle entegrasyon ve diğer sorunları için toplantılar yapmaktadırlar. Kürtlerden çok daha etkisiz, çok da az örgütlü topluluklarla bir ilişki içindeler.
Almanya’da Kürtlerin 60’tan fazla derneği var, diğer birçok topluluktan daha fazla örgütlü ve bilinçlidirler. Ama Alman hükümetinin temsilcileri bu Kürt kurumlarının çoğunu devre dışı bırakmaktadırlar. Hiçbir ilişki geliştirmemektedirler. Ayrıcı İçişleri Bakanlığı PKK yasağının kesinlikle devam edeceğini belirtmektedir. Ek olarak ‘PKK yöneticileri ve taraftarları suç işlediklerinde cezai yaptırımlara tabi tutulacaklardır’ demektedirler. Sıradan hukuk bilgisi olan birisi bu sözlerden hem politik ayrımcılık hem de hedef Kürtlerin ekstra bir baskıya ve takibe maruz kaldığını anlar. Ne demek ‘PKK ve taraftarları suç işlediklerinde cezai yaptırıma tabi tutulacaklar?’ Bir Alman, bir Türk ve bir Polon suç işlediğinde cezai yaptırıma tabi tutulmayacak mıdır? Yasalar herkese eşit uygulanacaksa, PKK’nin ve sempatizanlarının hedefe konulması gerekmiyor.
YARIN: Almanya, Kürtlerin temel insan haklarını ihlal ediyor
MURAT ALPAVUT