
Türk devletinin yetkilileri başta Rojava olmak üzere Kürtlerin tüm kazanımlarını ve hak arayışlarını terörle niteleyip meşruiyetin dışına atmaya ve savaş dışında başka bir yol olmadığına kendi halkını inandırmak istemektedirler. Kürtlerle savaşmak kadermiş gibi sunuluyor. Bunun için de doğal ki hem içeride hem de dışarıda krize dayalı bir politika yürütmesi gerekiyor. Savaş ve kaosa dayanarak tartışma ortamını sonlandırıp halkın zihni üzerinde baskı kurarak sağlıklı düşünmesini engellemeye çalışmaktadırlar.
Faşizmin karakteristik özelliklerini hatırlayalım; içeride ve dışarıda savaşa ve kaosa ihtiyaç duyar. Hitler ve Mussolini bunun en iyi örnekleridir. Hitler içeride komplolar ve kanlı cinayetlerle, hukuku ayaklar altına alarak iktidara yürüdü. Yahudileri ve sosyalist-sol çevreleri düşman ilan etti. Soykırımlar yaptı. Tüm Avrupa’yı dünyayı kana boğdu. Mussolini de bu geleneğin iyi bir temsilini yaptı. İçeride iç savaş dışarıda Hitler’le ittifak ve kanlı bir tarih dönemi. Ortadoğu’da da farklı olmadı. Saddam içeride kendi halkını, Kürtleri katliamlardan geçirdi, dışarıda da İran’la savaş, Kuveyt işgali ve kanlı bir son!
Türk ulus devletinin kuruluşu da aynı zihniyete dayanır. Azınlıkların temizlenmesi, Kürtlerin tüm hak arayışlarını kanlı katliamlarla bastırdılar. İçeride düşman grupları tanımlandı. Öncelikle Kürtler, Komünistler ve İslamcılar cumhuriyetin, rejimin düşmanları olarak hedeflendiler. 1920’lerden 1938’e kadar Kürdistan’da katliamlar ve sürgünler aralıksız sürdü. Asuriler temizlendi. İçeride hep krize dayalı baskıyla yönetme olağan bir yönetim biçimine dönüştü.
Devletin en iyi yaptığı şey öldürmek oldu. Bu konuda ustalaştılar, büyük bir deneyim kazandılar.
Türkiye sürekli askeri darbelere ve OHAL yönetimlerine sahne oldu. Aynı zihniyet ve yönetim biçiminde özünde hiçbir değişiklik olmadı. Erdoğan ve bakanları ne kadar çok Kürt öldürdüklerini övünerek halka, basına açıklıyorlar. Her gün, her hafta çarşı Pazar fiyatları veya döviz kurları gibi öldürdükleri Kürt gençlerinin rakamlarını veriyorlar. Dersim katliamında Türk gazeteleri “Munzur vadisi lebalep cesetlerle dolu’’ diye iftiharla Kürt katliamlarını başarı diye veriyorlardı. Erdoğan ve şürekası da ecdadına yakışır şekilde ne kadar Kürt öldürdüklerini övünerek anlatıyorlar.
Erdoğan seçimle iktidara geldi ama seçimle gitmedi. 6 Haziran’da iktidarı yitirdiler. Ancak Bahçeli’yle birbirlerine sarılarak darbe sürecini başlattılar ve zorbalıkla iktidarı gasp ettiler. Faşizmi kurumlaştırmak için içeride savaşa sarıldılar. 24 Temmuz 2015’te gerilla güçlerine saldırarak çözüm sürecini sonlandırdılar. Ardından darbe oyunları, OHAL ilanı ve halka topyekün saldırı geldi. Tüm demokratik kazanımlar hedeflendi. Dışarıda da DAİŞ ve El Nusra gibi çetelerle ittifaklar kuruldu. Bu ittifaklarla sonuç alınmayınca Türk ordusunu Suriye’ye soktular. Şimdi de Başur’u tehdit ederek, kazanımlarını hedefleyerek Kürtlere olan saldırılarının kapsamını ve alanını genişletmektedirler.
Suriye’ye daha fazla güç yığarak, Rusya ile anlaşarak İdlib’i işgal etmeye başlayan Türk devletinin asıl hedefi açık ki, Kürtlerdir ve Suriye’yi işgal altında tutarak etkili olmaya çalışmaktadır. Hatırlanırsa DAİŞ iki yıldan fazla bir zaman Türkiye’ye komşu olmuştu. Sınırlar ellerindeydi, gümrükleri ele geçirmişlerdi. Türkiye hiçbir zaman etrafımda, sınırımda terör koridoru var, demedi. Herhangi bir endişe ve rahatsızlık belirtmedi. Ama Kürtler söz konusu olunca kimyaları bozuldu. Dünyanın üçüncü büyük duvarını da övünçle Suriye sınırına diktiler. Bu da yetmedi. Kürtler Akdeniz’e uzanacak, terör koridoru oluşuyor diye kanlı senaryolar hazırlıyorlar.
Amerika’yla çıkardıkları kriz, Rusya’yla girdikleri tüm pazarlıklar ve savaş hazırlıkları hepsi Kürt düşmanlığı eksenlidir. Zaten Türkiye’nin içinde bir savaş var ve baskı, terör estiriliyor. Dışarıda aynısı devam ediyor. Televizyon ekranlarını emekli generaller ve savaş çığırtkanları işgal etmiş. Erdoğan ve bahçeli faşizmi içeride ve dışarıda savaş olmadan ayakta kalamazlar. Erdoğan iktidarda kalma hırsı ve can telaşıyla Bahçeliye ve savaş bloğuna dahil olmuş durumda. Militarist güçler ve ırkçı çevreler de tek millet ve tek bayrak eksenli ırkçı ulus devlet anlayışlarını Erdoğan şahsında hayata geçirebildikleri için şimdilik onu destekleyerek kullanmaktadırlar.
Kürtler Türkiye’ye komşular. Çünkü Kürdistan toprakları bölüşüldü ve aralarından sınır geçirildi. Türkiye’ye komşu olma tarihi bir olgu. Kürtler bundan herhangi bir düşmanlık çıkarmadılar. Sınırlardan Türkiye’ye herhangi bir saldırıları olmadı. Tersine ilişki geliştirerek demokratik bir Suriye’yi savundular. Türkiye Kürtlerle dostluk yerine düşmanlığı tercih etti. Bu politikanın sonucu olarak da kendi Kürtlerine karşı şiddeti ve savaşı tırmandırıyor. İçeride ve dışarıda savaşta ısrar eden Türk devletinin kendisi. Şark kurnazlığına sığınarak Kürtlerin varlığını ve hak arayışlarını terör ve “terör koridoru”na indirgeyerek bu tarihsel sorundan kurtulacağını sanıyor.