Olacakları önce medyadan öğreniyoruz. MİT’deki rumuzu „Kara“ olan biri, seçimden hemen sonra „bin 400 Kürt tutuklanacak“ diye yazmıştı. Doğru çıktı. Zaten MİT üfürüyor, medya gerekçesini de sıralayarak hava veriyor, polis tutuklama hükümüne mühür basıyor, sevilesi adalet toplama kamplarına gönderiyor, Kürtleri. Bir ateist, ama ezan sesine kasideyle yandaşlığa çark eden Ahmet Altan’ın Taraf’ı da, kurtarıcıya hamdü sena eyliyor.
Bir Fransız diplomat, 1920’ler Ankara’sını Paris’e rapor ederken,“sabah uyandığımızda meydanlarda sıram sıram darağacı kurulduğunu görüyoruz“ diye yazmıştı. 1930’ların Hitler Almanyasında insanlar, sabah birbirine „günün aydınlık olsun“ deme yerine, „dün gece kaç kişiyi yok ettiler“ diye soruyorlardı. TC’de ise insanlığın hallerini merak edenlerse, sabah „bu gün vuruş nereye ve kime?“ merakıyla üşüşüyor medyaya…
AKP rejimi, Türk halkının önemli bir kısmının „bize yeni bir Atatürk gerekli, üç-beş kişiyi asacaksın ki ortalık düzelsin“ iç geçirmesine cevap verircesine, polis-ordu-adliye üçgeninde „takke şenliğine“ benzer bir darbe sürecini yürütüyor. TC bir kere daha korku (terör) Cumhuriyeti. Askeri darbeleri aratan…
Aratan çünkü, her şeye rağmen askerlerin „utanma“ duygusu, hatta kendine has hukuku vardı. Biri tutuklandığında, „nedenini“ biliyordu. Bunlarda utanma yok, hukuk „önce vur, gerekçeyi sonra uydur“ şeklindedir.
Çünkü bunlar, kültürel yapının en dibe düşmüşleridir. En alt, en çukur kültürden. Bu kültürde utanma duygusu yoktur. Muaviye kültüründen gelme mugalata ve münazaracıdır, bunlar. Çıkarları için, her türlü hile geçerlidir. Halife Ali, rakip çıkan Şam valisi Muaviye’yi görevden alınca, misileme savaşı başlamış iki ordu Sıffın’da karşılaşmıştı. Muaviye, kaybedeceğini anlayınca, askerlerinin kılıç ucuna Kur’an sayfalarını geçirerek, Ali’yi durdurmuş, sonra meselenin kansız halli için birer hakem tayin edilmesini istemişti. İki hakem karşı karşıya gelince Muaviye’nin adamı, „eşit şartlar için Ali’nin de Halifelik’ten çekilmesi“ gerektiğini söyleyince, Ali’nin hakemi parmağındaki yüzüğü çıkarmış, „Bu yüzük gibi Ali’yi halifelikten çıkarıyorum“ demişti. Muaviye’nin hakemi karşı atakla, yüzüğü parmağına geçirmiş, „bu yüzüğü taktığım gibi Muaviye’yi Halife ilan ediyorum“ cevabını vernmiş ve bu olay İslam’da ilk bölünme olarak geçmişti.
Fethullah Güven-Recep Tayyip koalisyonu, günümüzdeki Muaviye hilekarlığıdır. Gülen, paralarını çoğaltıp, banka kurarken „Müslüman, Müslümanın kanına el bulayamaz“ demekte, ama Kürtlerden istediği haracı alayınca, „köklerini kurutun“ fetvasıyla 50 bin kişinin yok edilmesini önermektedir. Recep Tayyip ise Suriye’nin Esad’ını diktatörlükle suçlayıp, „halkın iradesine saygılı ol, kamu oyuna kulak ver“ demekte, ama kendini muaf tutup, Kürtleri toplama kamplarına doldurmaktadır.
Muaviye hilekarlığının mugalata ve münazara örnekleriyle yürümektedir, bunlar. AKP iktidar koşusunun başında, „ne mutlu Türküm diyene dersen, Kürt de haklı olarak ne mutlu Kürdüm diyene diyecektir“ diyor, ardından „asimilasyona hayır, Kürtlerin hakkı Kürtlere“ diye ekliyor, eski köy isimlerinin iade edileceğini, işkenceci ve katillere hesap sorulacağını vaaddediyor, özerklik istemine beyaz gül fırlatıyordu. Kemalistlerin vahşice diş gıcırtılarından sonra, bu ılıman sözleri duyan Kürtler, „ne kadar da hakşinas Müslümanmış, bunlar“ coşkusuyla alkışlarını boca ediyor, oy vermeye koşuyorlardı. Ta ki, su başlarını tutup, „tek“ diye başlayıp, küplerini kasalarını doldurmaya başlayana kadar…
Saf değiştiren generalleri kullanarak, orduyu ele geçirene kadar asker karşıtıydı. Makam karşılığında saf değiştirmiş kas yığını Ergenekoncu Generali Genelkurmay Başkanı bir zamanlar, Beylikdüzü camiine tankla yürümüş Ergenekoncuyu Kara Kuvvetleri Komutanı yaparak „Takkeli Ergenekonu“ kurdular.
Yalnız Kürtler değil, herkesin Muaviye tarzıyla dolandırıldığı bir yerde „darbeci ve işkencecilere hesap sorulacak“ deyip, „çakma“ liberalleri „yetmez, ama evet“ diye bağırtıp, destek toplayarak polis devleti adliyeni inşa ettiler.
Hukuk yok, kendi yasaları geçerli değildir, bugün. Recep Tayyip dün, CHP ile rövanş nutkunda Dersim kırımını dillendiriyor, ama kırım geleneğini başka türlü sürdürüyor, KCK adıyla girişilen toplu tutuklamaları savunup, Kürtleri peşinen mahkum ederek, dikta adaletini ilan ediyordu.
Bu durumda, Kürtler için legal, açıkta söz söyleme, çaba gösterme imkanı kalmamıştır. Kürtler için yer altına inme zamanıdır, artık. Bunca bedelden sonra Kürtler, herhalde gizlilik içinde örgütlenip, çalışma yürütmeyi öğrenmişlerdir. Kürtler için yer altına inme zamanıdır, artık.
Bask milliyetçileri de, Franko rejimi döneminde 40 yıl boyunca, yer altında faaliyet yürüterek kendini korudular.