Türkiye’deki ana akım medyayı takip eden Hayır oyu vermiş Kürtlerin akıl sağlıklarını nasıl koruyabildiklerini anlamak gerçekten zor. Düşünün ki 500 bin insanınız zorla yerinden edilmiş, kentleriniz yıkılmış, binlerce genciniz öldürülmüş, seçtiğiniz vekiller ve belediye başkanları ya cezaevinde ya da etkisizleştirilmiş, partinizin 6 bin çalışanı hala tutuklu, etkili bir referandum kampanyası yürütmeniz engellenmiş, kırsal bölgeleriniz sürekli sıkıyönetim altında… Tüm bunlara rağmen gidip net bir halk tavrıyla Hayır oyu veriyorsunuz lakin referandumun akşamında ana-akım medyaya baktığınızda hiçbir temsilcinizin olmadığı platformlarda “Kürtler yüzünden mi Evet sonucu çıktı?” başlıklı tartışmalar görüyorsunuz. Tartışmalar durmuyor sonraki günler artarak çoğalıyor. Bu işte bir Kürt yeniği var diye düşünüyor demek birçokları. Sonuçta tarihi boyunca Türk toplumunun anti-demokratik bir anayasa değişikliğine Evet dediği görülmüş şey değil. Eşyanın tabiatına aykırı bir şey… 1961 ve 1982 yıllarında Türk toplumunun darbe anayasaları önlerine konduğunda ortaya koydukları tavır, hala dünyanın önde helen üniversitelerinde ders diye okutuluyor, Türk toplumunun demokrasi tarihinden etkilenmemek mümkün değil.
Referandum sonucunun şaibeli olduğu aleni şekilde ortadayken, Kürtleri günah keçisi veya AKP destekçisi yapan tartışmalar, hem Evet hem de Hayır cephesi tarafından itinayla yürütülüyor. Kürt olarak Hayır oyu vermeniz yetmiyor, Hayır cephesine sonucun sorumlusu olmadığınızı ispatlamanız, Evet cephesine de gidip Kürtlerin hükümete tepkili olduğunu bağırarak söylemeniz gerekiyor. Ama bir sorun var. İki cepheye de sesinizi doğru düzgün ulaştırma şansınız yok, çünkü bunu yapabileceğiniz platformlarda kabul görmüyorsunuz. Medya ambargosu var. Tam bir hayalet sahnesi parodisi… Kürtler, ölmediğini ispatlamaya çalışırken hiç kimse tarafından duyulmayan ve fark edilmeyen mevta/hayalet muamelesi görüyor. Daha da ilginci, Kürtler de oturup ciddi ciddi Evet sonucunun sorumlusunun Kürtler olmadığını ispat etmeye çalışıyor her fırsatta.
Üzerine hala çok konuşulsa da, referandum ve Kürtler bağlamında söylenecek çok fazla söz yok aslında. 16 Nisan günü çalınabilecek ne kadar oy varsa çalındı, tehdit ve baskı ile oy alınabilecek ne kadar köy varsa hepsinden alındı ve maddi vaatlerle satın alınabilecek tüm oylar kendi piyasasında karşılıklarını bulabildi. Sonuç? Bu kadar askeri-bürokratik zahmetin karşılığı sayıca 250 bin civarında, evvelden HDP’ye oy vermiş Kürt dünyanın en güvenilir seçim kurumu olan YSK’ya göre Hayır değil, Evet demiş oldu. Yani gerçekten Evet deyip demediklerini dahi bilmiyoruz. Velev ki demiş olsunlar, Evet yerine Hayır’a yönelmiş de olsalar 16 Nisan’da evlerinde oturmuş da olsalar eldeki şaibeli sonuç hiçbir suretle değişmeyecekti. Hatırlatalım, fark 1 milyon 250 bin civarında çıktı.
Uzun lafın kısası, tüm engellere rağmen, kendi siyasi omurgası üzerinde, dimdik, elinde yeşil-sarı-kırmızı renkli Na! bayraklarıyla duran bir halk var. Uzun uzun değerlendirmeler yapan Kürt meselesi uzmanları kusura bakmasın, elimizdeki verilerin söylediği başka hiçbir şey yok. Sert OHAL koşullarında gerçekleştirildiği için Kürt illerinin siyasal gerçekliğini yansıtmayan referandum istatistikleri üzerinden makro siyasi çıkarımlar yapmanın gidebileceği mesafe çok sınırlı. Peki nedir bu tatava? Sebebi ne? Neden her cenahtan Kürtlerin 16 Nisan duruşu buhar olup uçmak üzere? Sebebi karmaşık değil. Hem AKP-MHP hem de CHP-MHP koalisyonları artık Kürtlerin kültürel varlığını reddedemiyorlar. Ama siyasal iradelerini türlü söylemsel taktiklerle değersizleştirebilirler. Kısmen başarılı olduklarına şüphe yok. Nitekim Kürt illerindeki siyasal psikoloji AKP ile berabere kalmış olma havasına demir atmış durumda.
Peki Evet çıkmasında Kürtlerin sorumluluğu yok mu? Yani hiç mi yok? Suçun büyük bir bölümü aslında HDP’de sayılır! Referandum öncesi baskı altında mitingler yapmaya çalışacağına tüm parasıyla üzerinde “Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez” yazılı milyonlarca tişört bastırması, Kürtlerin de bu tişörtlerle oy kullanmaya gitmesi gerekiyordu. Shakespeare’in 66. sonesiyle verilecek cevap tüm bu olası tartışmaların önünü alabilirdi. Ama yapmadılar. Belki de yaptırmak için şimdi ideal bir zaman. Şu an en doğru zaman… Galiba Türkiye kamuoyu vermeye çalıştığınız mesajı ancak yazılı bir şekilde gözleriyle gördüğünde anlıyor. Rakamlarla değil.