Seçimle gelip Almanya’yı ele geçiren Hitler, kafayı Yahudilere takmıştı. Tank taburları ve motorize birlikleriyle Avrupa’yı yakıp yıkarak işgale yürürken, Fransa’da, Polonya’da, Çek ve Slovenya, Rusya’da, bir baştan bir başa bütün kıtada, ölüsü fırınlarda yakılmak üzere toplama kamplarına sürüklenecek, duvar dibinde kurşuna dizilecek Yahudi arıyordu.

Şorolo delisinin kafası, kendini inkar edip “ben bir Türküm, soyum, ırkım uludur" demeyen Kürtlere takılı, Hitler durağında bağlıdır. “Pum kuşu" gibi deli deli esip, “teröristler" diye sayıklayarak, yok edilecek Kürt arıyor.

Ancak, delinin zoru, bu kadarla kalmıyor, haydut çeteleri adam kaçırıyordu. (Şırnak DBP yöneticilerinden Hurşit Külter, 27 Mayıs’tan beri haydutlaşmanın alçaklığı çemberinde kayıp.)

Halkın vergileriyle silahlandırılmış çeteler yol kesip, ev basarak katliamlar yapıyor, katiller, hırsız ve tecavüzcülerin dini, yani IŞİD İslamı ile ganimet avına çıkıp ev, dükkan soyuyor, buna rağmen kara, kanlı kinlerinin ateşini söndüremeyince, Şorolo yerinden oynak bozuk ruhuna huzur vermek, yüreğini soğutmak için, bitişikteki Irak, Suriye ve İran rejimlerinde, üstüne benzin döküp diri, canlı yakılacak Kürt kitle arıyordu.

Kuzeyin Cizre şehrinde bunu yapmışlardı. Lise ve üniversite gençlerini, sığındıkları bodrumlarda kuşatmış, benzin boca edip ateş yakmış, gencecik insanların ateş topu olarak kıvranıp, feryat ede ede can vermelerini zevklenerek seyretmişlerdi.

Altını oymaya çalıştıkları İran’a, kurt gülüşlü yalanıp “abicim, elini uzat sadakatle öpim" yardakçılığıyla yanaşıyor, içeriye saldıkları kiralık katiller, hırsız, soygun ve tecavüzcü çeteleriyle harabeye çevirdikleri Suriye’ye yüzsüzlüğün yüzüyle öneride bulunuyorlardı:

“Bana el, bel ver, senin Kürtlerini de diri diri yakayım!.."

Evrende utanç olan, bunlarda övünçtü. TC ile başlayan Türk tarihi, soylu olmayan övünmelerle dolu ve övünme kazanlarında insan kanı fokurduyordu.

Ermeniler, Karadeniz Rumlarının diri diri yakılmasıyla başlar insan olma övünmeleri, Kürtlerle devam eder. Türk Genelkurmay başkanlığı Kürt soykırımını anlatırken, sivil, savunmasız köylülerin canlı canlı yakılmasını gururla, onur payını yücelterek hikaye ediyor.

Yer yüzünde, varsa da örneği ben hatırlamıyorum. 2000’li yüz yıla girerken, insanların diri diri yakılmasının ilk şerefi, AKP Türk ve İslamının egemenliği TC’ye aittir.

İktidara destek veren Mafya çetesinin reisi, “kanda banyo" yapacağını açıkladıktan sonra, Cizîra Botan’da, çoğunluğu üniversite ve lise öğrencisi yüzü aşkın kişinin sığındığı bodrumlar kuşatılıp, pencereler, mazgallardan içeriye benzin püskürtülerek kibritleniyordu. 

İnsan feryatları, canilere göbek atma müziğiydi.

IŞİD, törensellikle insan kesiyordu. Bunlarsa topluca yakıyordu.

Kıyaslarsak, bunlara hayvan demek, gördüğü her canlıyı yiyecek sanan hayvanların “vahşi masumiyeti"ne hakarettir.

IŞİD İslamından kaçıp Avrupa’ya sığınanlardan pek çok kişi, dinci Fehmi Koru’nun da anlattığı gibi, ilk iş, “İslam buysa" diyerek, din değiştiriyordu.

Kürtler, 1990’lardan beri “İslam bu ise" diyerek tepki veriyor, AKP İslamıyla da makas açısı genişliyordu.

Kimileri, “halkların kardeşliği" diye diye “birlikte yaşamayı" parlata dursun, ölümle kalım arasındaki dar geçitte sıkışan Kürtler yönlerini dağlara verdiler. Son bir yılda, binlerce genç, gerilla birliklerine katılmak üzere, umudun her gün biraz daha kuvvetlice ışıldadığı dağlarını yolunu tuttular. Dağ yolu, birlikte yaşama kapısının kapandığının anlamı, ifadesiydi. 

Geride kalanlar ise top, tank ateşi altında kalmasına, yangınlarla sarılıp, yollarına ölüm tuzakları kurulmasına rağmen, yerinden kıpırdamadı.

Bu bir ilkti. Dağlardaki umuda kuvvetlice güven hissiydi…

Oysa, Türk güçleri, 1920’lerde dikensiz gül bahçesine girer gibi Kürdistan içlerine dalıyor, bir zamanlar Amerika ve daha sonra Avustralya yerlilerine yapıldığı üzere sürgün kafileleri düzenliyordu.

Onların torunları, 1990’larda gönüllü olarak Türk beldelerine kaçmaya başladılar. Ama hiç de, bekledikleri gibi, “vahşinin hücumuna uğramış masum" olarak karşılanmadılar. Yurttaş bile değilerdi. Düşman kapısına düşmüş, düşmandı onlar. Aşağılanarak onurları kırıldı. Çalışmak isteyene iş verilmedi. Taşlandılar. Dayak yediler. Kimi yerlerde, kiralık ev bulamadılar. Fırından ekmek satın alamadılar. Ölüleri mezarlıklara kabul edilmedi.

AKP’nin Türk ve İslamı rejiminin vahşi akınlarına rağmen, Kürtler, bu kez “Türk kardeşleri" tarafından aşağılanmaya izin vermediler.

Direnmek umuttur. Kürtler, kuvvetlice ve sarsılmayan bir inançla direniyorlar.