Atom altı dünyanın sırlarını çözerek evrenin nasıl oluştuğuna bir cevap bulmaya çalışan adamla, insanların kafalarını keserek yaratıcıya daha yakın olduğunu düşünen adamın aynı zamanda yaşadığına inanmak ne kadar zor değil mi?
Tarih boyunca insanlara verdikleri vaatlerin büyük bir bölümü boş çıkmasına ve sayısız başarısızlığa uğramalarına rağmen aşırılığı savunan ruhbanlar ne yazık ki 21. yüzyılda da halen ya iktidar oyuncağı ya da iktidara bizzat oynayan bir sınıf konumunda. Ve bu durum yakın gelecekte pek değişeceğe de benzemiyor.
Ruhban sınıfı korkutucu bir güce sahiptir. Herşeyden önce insanlara en akıl dışı eylemleri yaptırabilme konusunda binlerce yıllık bir tecrübeleri vardır. Manipülasyon konusundaki engin becerileri ise dinin en masum hükümlerini dahi kendi iktidar emelleri için kullanmalarını sağlar.
Hem biz ruhban sınıfının etkin olduğu bir toplumuz hem de ruhbanların olağanüstü etkili olduğu bir coğrafyanın tam göbeğindeyiz.
Düşünün İzmir’de yurtsever bir aileden yetişen bir Kürt genci dahi, kalkıp kızılca kıyametin koptuğu Suriye’ye gidiyor, üstüne üstük Kürtlere karşı savaşıyor. El Nusra saflarında ölenlerin arasında Siverekli, Diyarbakırlı, Bitlisli, Bingöllü gençler var. Kaç gencin oraya götürüldüğü ve din adına savaştırıldığını belli değil ama bazı kaynaklar yüzlerce Kürt gencinin Suriye’ye götürüldüğünü ifade ediyor.
Bu adamlar öyle gidip davul çalıp toplanmıyor. Seferberlik emirlerine uyup kendi kendilerine Suriye’ye gitmiyorlar. Türkiye’de Kürdistan’da yıllardan bu yana geliştirilen örgütlenmelerin meyveleri bunlar. En yakın yurtsever ailelerin çocuklarına dahi el atacak kadar rahat bir şekilde örgütleniyorlar.
Ne yazık ki bizim toplumumuzda aşırı dinci örgütlenmelere karşı refleksler o kadar güçlü değil. Din maskesi altında Kürtleri bir halk olarak hedef alan güçlerin Kürtlerin içinde örgütlenme alanı bulması büyük bir zaaf.
Kürt toplumu din konusunda aşırılığa hiçbir şekilde tolerans göstermemeli. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu aşırılıkların ilk hedefi Kürtler ve Kürt halkının mücadelesi olacak. Bu örgütlenmelerin tümü Kürtlerin bir halk olarak Ortadoğu milletleri arasına katılmasını engelleyip bir ümmet haline getirme amacını taşıyor. Üstüne Kürtlere, Kürt gençlerine, Kürt düşmanlığını aşılıyorlar.
Devlet destekli Hizbullah örgütlenmesinin 1990’larda yaptıklarına bakın. İktidarlaşan cemaatin Kürt halkına karşı giriştiği eylemlere bakın.
Kürt coğrafyasında kök salmaya çalışan bu eğilim son derece ciddi bir tehdittir. Ve bu tehdide karşı güçlü durulmazsa dünyada birçok ülkede yaşanan karanlık dönemin Kürtlerin geleceği olması tehlikesi var.
Bu eğilime karşı mücadele Kürt hareketinin en öncelikli gündemlerinden biri olmalı. Sivil Cumalar güçlü bir hareketti. Benzeri hareketlerin süreklileşmesi ve bu alanların aşırılıkların zemini olmasına izin verilmemesi için mutlaka önlem alınmalı.
Küçümsememiz lazım. İzmir Asarlık’ta yaşananların haberlerini okuyun, Suriye’de ölen Kürt gençlerinin fotoğraflarına bakıp bir daha düşünün.