Öncelikle şu hususun altını çizerek vurgulamak gerekir ki son iki aydır AKP, hakkı olmadan, ülkeyi hukuksuzca yönetmektedir. Ayrıca gerek iç medya (muhalif basın), gerekse de dış ülkelerin medyasına yansıdığı kadarıyla AKP, başından beri IŞID'i hem lojistik olarak desteklemiş, hem de fiziki olarak korumuş, güçlendirmiştir. Genelde Ortadoğu'da hesaplaşmak istediği ülkelere (Suriye, Irak ve uzun vadede İran'a) karşı hazırlamış olsa da özellikle yavaş yavaş gelişmekte olan Kürdistan yapılanmasına karşı özellikle kurgulamıştır. Bu durumu, IŞİD ortaya çıktığından beri Kürtlere karşı uyguladığı vahşi pratiğinden rahatlıkla anlayabiliyoruz... Kürtler, IŞİD'e karşı amansız bir mücadele yürüttü. Bütün dünya bunu gördü.
Ne zaman ki Rojava'da IŞİD yenilmeye başladı, toprak ve alan kaybı yaşadı, işte o zaman AKP ve şürekası açıktan provakatif bir dille Kürtlere yöneldi. "Türkiye, Golf Savaşı döneminde yaşadığı hatayı bir kez daha yaşamayacaktır... Kuzey Irak'ta bir oldu bittiye getirilen Bölgesel Yönetim örneğinde olduğu gibi, Suriye'nin Kuzeyi'nde de oluşacak bir Kürt olışumuna asla müsaade etmeyeceğiz!" gibi, Kürt düşmanlığı içeren hamasi söylemleri önce karınlarından konuşarak söylediler. Sonra da açıkça kinlerini kusarak tam teşekküllü faşizan bir taaruza çevirdiler. Amerika Birleşik Devletleri'nin aylardır talep ettiği İncirlik Hava Üssü'nü kirli bir pazarlık kozu haline getirip, çirkin bir şark kurnazlığına çevirdiler. Özellikle Amerika'nın "Kürt savaşçıları DAEŞ'e karşı aslanlar gibi savaşıyorlar!" vb. beyanatlarını duyunca, Kürtlerin kendi müteffiklerini ele geçirdikleri korkusuna kapıldılar. Nasıl bir pazarlık yaptıklarını bilmiyoruz ama "Tamam... Biz de İŞİD'e karşı savaşacağız!" adı altında, savaş uçaklarını öncelikle Medya Savunma Alanları'na yolladılar. Bütün bunlar insanın aklına Osmanlı döneminde yaşanan Saray entrikalarını getirmektedir. Belli ki Hatay/Reyhanlı olayına zamanında göz yuman devletin kolluk kuvvetleri, akıllara aynı güçlerin, Suruç Olayı'nda da tertip içerisinde olduğunu getirmektedir.
Aslında bütün dünyanın "insanlık düşmanı"olarak gördüğü IŞİD ile ilişkilerinin açığa çıktığını örtbas etmenin yanında, asıl amacı; Cerablus'tan Hatay'a kadar ilerlenmesinden endişe ettikleri PYD'nin gidişatına dur demek için aylardır planlanan, askeri, içtimai ve lojistik hazırlıkları tamamlanan operasyon için, (muhtemelen kendilerinin tertiplediği) "Sınırdaki askerimize ateş açılmıştır!" teranesiyle, bilinen savaş başlatıldı. Daha evvel hazırlığı yapılmamış olan bu kadar kapsamlı bir savaş, bu günden yarına başlatılamaz. Bu çaptaki bir saldırının amacı, hem içeride gelişen devrimci demokratik dalgayı kırmak, hem de giderek Batı dünyası ile ilişkilerini normalleştiren Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin kolunu kanadını budamaktır. PKK ve DAİŞ isimlerini aynı operasyonda hedef göstermeleri tamamıyla bir manipülasyondur. Bununla amaçlanan: Giderek PKK'nin terör listelerinden çıkmasını tartışmaya koyan ülkelere yeniden "Bir kez daha düşünün!" deyip, mümkünse, PKK'yi istenmeyen olayların içine çekerek, uluslararası arenada edindiği imajını yeniden zedelemektir.
Bu savaş, ne kadar "çok yönlü" gösterilmeye çalışılsa da, esas hedef Kürtlerdir! Kürtler, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, hiçbir Batı ülkesi ile sorunlu değildir. Elbette ki özgürlük mücadelesinde dayanacakları esas güç, kendi özgüçleridir. Kendi özgüçlerine dayanarak yol alırlarken, uluslararası arenada ilkeli prensipler çerçevesinde partnerler oluşturmak her halkın olduğu kadar Kürtlerin de en doğal hakkıdır. Klasik, şabloncu sloganlar, söylemlerden ziyade, reel zeminde oluşturulacak politikalar daha kazandırıcıdır. Gerçekçi olmak gerekir. Kürt halkı artık örgütlüdür ve savunmasız değildir. AKP'nin açıkça sokağa taşıdığı bu faşizan yaklaşımlar, Anadolu halklarının direnişçi duvarına çarpacak ve neticede dünyanın her alanında olduğu gibi; kazanan mutlaka halklar olacaktır.