Türk devleti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rojava’daki Kürtlerin özellikle Girê Sipî’deki zaferini boşa çıkarmak için büyük bir panik içinde. Bu panikten çok tehlikeli gelişmeler çıkabilir.
Ancak şunu bilmeliler ki, eninde sonunda bu durumu kabullenmek zorundalar. Çünkü Kürtler, 21. yüzyılın kazanacağı yeni demokratik uluslaşma, siyaset ve toplumun inşacıları oluyorlar. Komünal-ekolojik ve kadın özgürlükçü bir felsefenin sahibi ve öncüsü oluyorlar. Bu anlamda Kürt halkının ve öncülerinin Rojava’da attığı devrimin temeli oldukça sağlam ve derin atılıyor.
Kökleri, halkların, kadınların ve gençlerin yüreğinden besleniyor. Sadece güncel, anlık heyecanların ve maddi olanakların üzerine kurulu değil. Sadece bunlara dayanan bir devrim, zaten devrim sayılmaz ve kimse de kendini aşkla tutkuyla feda etmez. Dört bir yandan uygulanan ambargo ve vahşet dolu saldırılara, kimse bu kadar iddiayla cevap vermez. Devrim tutkusu derin olmayanın, dayanma gücü de bu kadar güçlü olamaz. Geçen yıl Kobanê’ye giden KDP peşmergelerinin, bir ay arayla yıprandıkları gerekçesiyle nasıl değiştirildikleri, Rojava direniş sosyolojisini anlamak açısından iyi bir örnektir.
Kürt halkının ve devrimci direnişçilerinin büyük bedellerle elde ettikleri kazanımlara göz dikenlerin, bu gerçeği iyi görmesi gerekiyor. Kobanê ve Girê Sipî direniş gerçeği bunu çok açık ortaya koymuştur. YPG ve YPJ militanları, iradelerini ve yaşamlarını ortaya koyarak ilerliyorlar. Ülkelerinin ve halklarının artık özgür yaşamalarını istiyorlar. İnsanların dillerinden, kimliklerinden, renklerinden, inançlarından, kültürlerinden ve düşüncelerinden dolayı ezilmeyecekleri, sömürülmeyecekleri, boyun eğmeyecekleri bir toplumsal yaşam düzeni geliştirmek istiyorlar. Halkların ve kadınların kendi demokrasilerini yeniden gerçekleştirmelerini istiyorlar.
Uğruna çok değerli hayatların feda edildiği bu istemler, elbette bulutların üzerinde gerçekleşmeyecek. Böyle yaşamak isteyen Kürdistanlı halkların, üzerinde yaşadıkları bir coğrafya var ve bu coğrafyanın gerçek sahipleridirler. Şu anda ülkelerini işgalden kurtarmanın savaşını ve direnişini yürütüyorlar. Kimse buna engel olamaz, çünkü en doğal haklarını kullanıyorlar.
“Bedeli ne olursa olsun, izin vermeyeceğiz” diyen Erdoğan bile buna engel olamayacak. Erdoğan, Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam tutkusunun, kendi tutkularından daha güçlü olduğunu bilmelidir. Erdoğan’ın “bedel” diyerek gözden çıkardığı; halkın çocuklarıdır. Onlara yazık edecek. Rojava’ya işgal temelinde göndermek isteği askerlerin geri dönemeyeceğini herkes şimdiden biliyor. DAİŞ gibi karaktersiz, vahşi bir çeteye karşı başarıyla direnmiş, deneyimli bir güç olan YPJ ve YPG, Türk askerine karşı da direnecektir. Türk askerinin hangi ad altında olursa olsun Rojava’ya girişini işgal olarak göreceğini ve buna karşı direneceğini zaten belirtiyor.
Bir diğeri ise böyle bir durumda direniş sadece Rojava Kürtleri ile sınırlı kalmaz. En başta da Bakur’lu Kürtlerin, yetmişli yıllardan beri geliştirdiği direniş geleneği devreye girer. Geçen yıl sadece üç günlük bir kalkışın bile Türkiye’yi ne duruma getirdiğini unutmamak gerekir. Önderliğin ve Kürdistan Özgürlük Hareketinin devreye girmesiyle soğutulan 6-8 Ekim volkanı, her an patlama potansiyeli taşımaktadır. Aslında seçim öncesi, Kürdistan’ın ve Türkiye’nin birçok yerinde Kürtlere karşı geliştirilen provokasyon ve katliamlara karşı bu volkanın patlamamış olması, Kürtlerin yakaladıkları politik düzeyle ilgilidir. Kürtler eskisi gibi sadece duygularıyla değil, politik bilinçleriyle süreci yönlendiriyorlar. Politik bilincin gerekli gördüğü anda ve yerde, oldukça birikmiş ve olgunlaşmış bu volkanın önünün alınamayacağını da unutmamak gerekir.
Gelelim Erdoğan’ın iddialı söylemine. “Suriye’nin kuzeyinde bir devletin kurulmasına bedeli ne olursa olsun izin vermeyiz” diyor. Bir kere Rojava’da şu anda inşa olan siyasi sistemin özü, bir devlet sistemi değildir. Kürtler, siyasi organizasyon olarak devletlerden çok çektikleri için, bir de kendi devlet belalarını oluşturmayı pek istemezler. Ancak yine de buna karar verecek olan irade, Kürdistan’da yaşayan halkın kendisidir. Kürdistan’da bir tek Kürtler yaşamıyor. Ortak bir direniş söz konusu. O zaman bu direnişi verenler, bu bedeli verenler, nasıl bir siyasi organizasyon ve yönetim oluşturacaklarına kendileri karar verirler.
Kürdistan’da yüzyıllardır ilk defa tekrardan kendi öz sistemini, kendi öz yönetimini oluşturma olanağı açığa çıkarılmış. Kürdistanlıları bu konuda dünyanın en vahşi çetesi durduramadı, Erdoğan’ın tehditleri mi durduracak? Dünyanın ve DAİŞ’e karşı uluslararası güçlerin görmeye başladığı gerçeği, artık Türk devletinin de bütünlüklü bir şekilde görmesinin zamanı gelmiştir.
Ve demek lazım; korkmasın kimse!
Yüzyılın vahşetiyle savaşan bir güçle komşu oluyorsunuz. Vahşet uygulayacak bir güçle değil. Bu yüzden de korkmak ve paniğe kapılmak yerine aslında sevinmelisiniz!