İktidar partisinin kendi iç gerçekliğine bile baktığınızda ne idama dair bir düzenlemenin gerçekleştirilebilmesi mümkün gözüküyor ne başkanlık sisteminin anayasal planlamasının.
Ama her iki konuda bir fiili durumun varlığını da göz ardı etmemeliyiz. Evet Türkiye’de resmi olarak başkanlık sistemi yok ve parlamenter sistem ciddi bir krizle karşı karşıya. Ama bugünkü durumu savunmamakla birlikte, başkanlığın sorun çözecek bir kurtarıcı mekanizma gibi sunulması kocaman bir yalandır.
Söylem ile eylem arasında asgari tutarlılığın arandığı bir ülkede elbette her siyasal model serin kanlılıkla tartışılır. Ama siyasal ahlakın dibe vurduğu, “halk böyle istiyor” yutturmacası ile gündemin manipüle edildiği, hatta halkın iradesi doğrultusunda adımlar atıldığının iddia edildiği bir zeminde sözü başka uygulamayı başka bağlamda tartışmak zorundayız.
Gazze’de beklenen gelişmeler hem de tam öngörülen zamanda başladı. Bu tablo karşısında Ortadoğu’ya çeki düzen verme görevine talip bir ülkenin söylemden öte yapabileceği etkin caydırıcı bir hamle var mı? Yok.
Cezaevlerinde başlayan eylemler dolayısı ile AP eski üyesi Feleknas Uca’nın B1 vitaminleri ile havaalanında göz altına alındığına dair haberin altyazısını gördüğümde kendi kendime sordum. Acaba “terör örgüte yardım yataklıktan” mı yoksa “kaçak yollardan ülkeye ilaç sokma” suçundan mı yargılanır? Benim aklıma bile gelmeyen iddiayı Uca’nın avukatı dile getirdi. TEM’deki raporlarda KCK yöneticisi olarak gözüküyormuş!
Kürtlerin on hafızasında “idam” son derece net çağrışımlar yapacak bir gündemdir. Hangi düzeyde ve ne yönde bir siyasal bilince sahip olursa olsun o kültür atmosferinde doğup büyüyen herkesin zihninde “idam” konusunun hatırlattığı bir şeyler vardır. Korku, bu duygu dünyasında en son sırada yer alır desek abartmış olmayız sanıyorum. Elbette ölümden herkes gibi Kürtler de korkar. Ama yaşanan acılar ve yıkılan umutları bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirdiğinizde, “yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar” dedirtecek bir fotoğrafla karşı karşıya kalırsınız.
Başkanlık modelinin fiili yerelleşme ile Kürt sorununu çözeceği iddiası da böyle bir yalandır. Bu yalana itibar edip kolay çözümlerden medet umanlar kabullenmek istemeseler de, Türkiye tarihinde ağır bedeller ödenmeden, aklı selimle, sağ duyu ile, basiret ile yazılmış sayfanın istisnadan öteye geçmediği görülecektir.
Duvara çarpmadıkça öğrenmenin imkansız olduğu bir siyaset aklı ile bundan ötesi sürpriz kabul edilmelidir. Mecbur kalmadıkça, çözüm potansiyeli taşıyacak adımların atılmayacağı varsayımı çok daha gerçekçi bir durum olarak dikkate alınmalıdır.