Garzan Mezarlığı'ndan kaçırıldıktan iki yıl sonra Hizan’ın Kayadiller köyünde defnedilen Behzat Yıldırım’ın annesi Berkize Yıldırım, “Her insan bir kere ölür ama oğlum ve oğlum gibileri sırf Kürt oldukları için ikinci kere öldürüldüler” dedi.

Bitlis’teki Garzan Mezarlığı’ndan 2017’de çıkarılarak İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) gönderilen ve iki yılı aşkın süre sonra DNA eşleşmesi sonucu Kilyos Kimsesizler Mezarlığı'ndan çıkarılarak ailesine teslim edilen 10 cenazeden biri de Bitlis'te defnedilen Behzat Yıldırım'a (Kani Garzan) ait. İstanbul'a götürülen 267 cenaze arasında bulunan ve ailesinin aylardır almayı beklediği Yıldırım'ın cenazesi, 14 Aralık gecesi getirildiği Hizan Kayadiller köyünde toprağa verildi.

Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Kolludere köyünde 1996’da doğan Behzat Yıldırım daha 3 aylıkken ailesi İstanbul’a göç etti. Kürtlere yönelik baskılara tanıklık eden Yıldırım, çok genç yaşlarda PKK’ye katıldı. DAİŞ'in 2014’te Kobanê’ye saldırısı üzerine kente gelen Yıldırım, yaralandı. Suruç’taki hastaneye getirilen Yıldırım şehit düştü.

Plastik kutuda kemikleriyle döndü

 İki yılı aşkın süre bekledikten sonra oğlunun plastik kutuya konulan kemikleriyle Bitlis'e dönen anne Berkize Yıldırım, yaşadıklarını anlattı. Köyleri yakılarak zorla göç ettirildiklerini belirten anne Yıldırım, oğlunun 14 yaşında Şırnak’a gittiği gerekçesiyle 8 ay Silivri Cezaevi'nde tutuklu kaldığını hatırlattı. 15 gün hücrede kalan oğlundan uzun bir süre haber alamadıklarını kaydeden anne Yıldırım, şöyle devam etti: “Oğlum 8 ay tutuklu kaldığı sürece hiç açık görüş yapmadık. Kapalı görüşlerde aramızda cam vardı ve telefonla iletişim kuruyorduk. Cezaevi koşullarından dolayı hasta oluyordu. Durumunu görünce ağlıyordum.

Gözyaşlarımı siler gibi yapıyordu

Oğlum elinde mendilini sallayıp ‘Anne ağlama, gözyaşlarını sil, elim sana yetişmiyor, ağlama ben geleceğim’ diyordu. Mendili cama dokundurarak gözyaşlarımı siler gibi yapardı. Çıktıktan 10 gün sonrada gitti. 18 yaşında Kobanê’de yaralanıp Suruç Hastanesi'nde getirildi. Doktorlar yarasına bakmadığı için öldü. Oğluma baktığımda kan yüzünde, vücudu kurumuştu. Kucağıma aldım uzun uzun yüzüne baktım. Bu kez de kemiklerine baktım uzun uzun.”

 

Mezarları üç yıl boş kaldı

 Garzan Mezarlığı’na saldırı olduğunu ilk duyduklarında harekete geçtiklerini söyleyen anne Yıldırım, oğlu için kazıdığı mezarın iki yılı aşkın süredir boş durduğunu dile getirdi. Cenazelerin mezarlıktan çıkarılarak torbalara konulduğunu ve bu torbaların uzun bir süre Bitlis'te bir bodrumda bekletildiğini aktaran anne Yıldırım, şöyle konuştu: “Bitlis’e geldiğimizde, 'İstanbul’a gidin', İstanbul’a gittiğimizde de 'Urfa’ya gidin' diyorlardı. Nereye gideceğimizi şaşırmıştık. Avukatlarımıza da doğruyu anlatmıyorlardı. Hepimizi kandırıyorlardı. Başvurularımızı, resmi işlemlerimizi bitirdikten sonra bize ‘Bir hafta içinde cenazeleriniz teslim edilecek’ denildi. Ben de Bitlis’in Kolludere köyünde Yusuf Döner’in oğlu Ahmet Döner ile oğlumun mezar yerini yan yana yaptırdım. Fakat bir hafta geçti, iki ay geçti, iki yıl geçti yine de cenazelerimiz verilmedi. Üç yıl boyunca mezarlar boş kaldı.

   

Utanç tablosuydu

Cenazelerimizi aldığımızda bile büyük problemlerle karşılaştık. Bu yaptıkları hiçbir kanuna, kitaba sığmaz. Çocuğumuzu üç yıl boyunca aradık. Garzan Mezarlığı talan edildiğinde cenazeleri torbalara koyulup Bitlis’te bir bodruma atmışlardı. Daha sonra İstanbul Adli Tıp’a gönderildi ve bir yıl bekletildi. En son plastik kutuların içinde Kilyos Mezarlığı'na götürüyorlar. Cenazeleri aldığımızda kutuların içi su dolmuş ve üst üste koyulmuştu. Resmen utanç tablosuydu.”

İkinci kere ciğerimizi yaktılar

 Cenazelerin üç kere kendilerinden kaçırdığını ifade eden anne Yıldırım, kemiklere dahi işkence yapan bir zihniyetle karşı karşıya kaldıklarını vurgulayarak, şunları dile getirdi: “Çocuklarımızı yan yana defnedilmesine dahi izin verilmedi. Ben oğlum ve arkadaşını yan yana gömmek isteyince polisler ‘Hayatta olmaz’ dediler.  İkinci defa oğlumu defnettim. İstanbul’a gidince ikinci kere taziyesini kuracağım. Bu işkence değil de nedir? Ölü bir insanı ikinci kere öldürdüler. Her insan bir kere ölür ama oğlum ve oğlum gibileri sırf Kürt diye ikinci kere öldürdüler. İkinci kere ciğerimizi yaktılar. Ben çocuğumun cenazesini tekrar elime aldığımda sanki yeni ölmüş gibi hissettim. İkinci kere ciğerlerimizi yaktılar.

Tabutlarına sarılamadık

Ölülerin kime ne zararı olabilir ki? Toprağın atındaki kemiklere bile tahammülleri yok. Bu yapılanlar karşısında kelimeler kifayetsiz kalıyor. Ölüden ve çocuklarımızın kemiklerinden bile korkuyorlar.  Çocuğumuzun toprağını bile görmedik. Tabutlarına sarılamadık. Sabah 04.00’te telefonlarımızın ışıklarını açarak çocuklarımızı toprağa verdik.”

Cenazelerin peşini bırakmasınlar

 Daha birçok cenazenin İstanbul'da olduğunu anımsatan anne Yıldırım, ailelere, “Çocuklarının cenazelerini alsınlar. Kemikler su içinde kalmış çürüyüp gidiyor. Mutlaka kardeşleri, ağabeyleri, baba ve anneleri gidip işlemlerini yapsınlar. Ben kendi çocuğumun cenazesini aldım ama hala vicdanım rahat değil. Hiçbir cenazenin yok olmaması için aileler mutlaka en kısa zamanda cenazelerini alsınlar” şeklinde çağrı yaptı.

 

 MA/BİTLİS

 
 

Ne olmuştu?

Bitlis’in Oleka Jor kırsalında bulunan Garzan Mezarlığı’ndan 19 Aralık 2017’de çıkarılan 267 cenaze, DNA eşleşmeleri yapılmak üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu'na (ATK) götürülmüştü. Geçen zaman içerisinde cenazelerden 5’i, yapılan DNA incelemesi sonucunda aileleri tarafından teslim alınarak toprağa verildi.

 Bu ailelerin dışında 30 aile daha DNA eşleşmesi için yine ATK’ye başvuruda bulunuş, ancak bunlardan sadece 11’inin DNA’sı eşleşmişti. Ailelerinin teslim almayı beklediği bu cenazeler, diğerleri ile birlikte Mart 2019’da Sarıyer’de bulunan Kilyos Kimsesizler Mezarlığı’na defnedilmişti.

11 ailenin cenazelerini almak için 12 Aralık’ta başvurduğu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, cenazelerin ailelerine teslim edilmesine karar verdi. Bunun üzerine aileler Kilyos Kimsesizler Mezarlığı'na defnedilen yakınlarının cenazelerini alabilmişti.

 
 

Yıldırım’ın ölüm emrini veren komutanlara dokunulmadı

   

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Medeni Yıldırım'ın katledilmesi için ateş emri veren iki karakol komutanı hakkındaki suç duyurusuna 'yetkisizlik' kararı verirken, mahkemenin ikinci kez talep ettiği rapor ise İstanbul ATK'den gelmedi.

Amed’in Lice ilçesine bağlı Kayacık Mahallesi’nde 2013’te yapılan kalekol protestosunda askerlerce katledilen 19 yaşındaki Medeni Yıldırım’ı “kasten öldürmekten” yargılanan asker Adem Çifti hakkında Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın 8. duruşması görüldü.

Duruşmaya Yıldırım'ın annesi Fahriye, ağabeyi Mehmet Yıldırım ve avukatları Mehmet Emin Aktar, Raci Bilici ve Zeynep Işık katılırken, sanık Çiftçi ve avukatı katılmadı. Duruşmayı HDP Amed Milletvekili Musa Farisoğulları ve gazeteciler izledi.

ATK rapor hazırlamadı 

Duruşmada, İstinaf Mahkemesi'nin bozma kararı gerekçesi arasında bulunan ve mahkemenin bir önceki celsede hazırlanması yönünde karar aldığı bilirkişi raporunun İstanbul Adli Tıp Kurumu'nca hazırlanmadığı görüldü. Mahkemenin, 16 Mayıs’ta müzakere yazdığı İstanbul ATK ile TÜBİTAK ve TRT'ye, rapor hazırlamaları için iki celse arasında müzakere yazdığı ortaya çıktı. Yazılan müzakereye rağmen hiçbir kurum tarafından bilirkişi raporunun hazırlanmadığı belirtildi.

Suç duyurusuna yetkisizlik

 Soruşturmanın tamamlanmasından sonra avukatların, karakolda ateş emri veren görevli iki karakol komutanı hakkında bulundukları suç duyurusunun Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca takipsizlik kararı verilerek Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği mahkeme tarafından aktarıldı.

7 yıldır adelet bekliyor

 Duruşmada söz alan Yıldırım’ın annesi Fahriye Yıldırım, oğlunun katledilmesinin üzerinden 7 yıl geçtiğini hatırlatarak, “7 yıldır adalet bekliyorum. Artık bir an önce karar verilmesi, faillerin cezalandırılmasını istiyorum" dedi.

Ailenin avukatı Mehmet Emin Aktar ise İstinaf ilamı doğrultusunda bilirkişi raporunun hazırlanmasını istedi.

Mahkeme heyeti, İstanbul ATK, TÜBİTAK ve TRT'ye yazılan müzakereye verilecek cevabın beklenmesine karar vererek, duruşmayı 20 Şubat'a erteledi.