
Çünkü gerçekten çözüm sürecinin gelişebilmesi bu soruya olumlu cevap vermeye bağlı. Yoksa ortada çözüm süreci filan olmaz. Kürdü bir halk olarak tanımadıktan sonra daha neyi, kiminle çözeceksin? Bu durumda “Çözüm süreci” kavramı aldatıcı bir siyasal propaganda olmaktan öteye bir değer taşımaz.
Bu işin mihenk taşı, Başbakan’ın deyimiyle turnusol kağıdı Kürdü halk olarak kabul edip etmemektir. Yoksa “Çekip gitsinler, kendilerine başka bir ülke bulsunlar” demekle olmaz. Kürdü böyle kovamazsın! Ermeni, Süryani ve Rumların kovuluşu artık tarihte kaldı. Bugünün koşulları aynı mı ki Kürtleri de kovabilesin! Dahası bu kadar büyük bir nüfusu nereye kovacaksın?
Tabi “Silahı bırakıp gelsinler” demekle de olmaz. Silahı bıraksınlar, ama nereye? Gelsinler, ama nereye ve nasıl? Bu iş o kadar kolay mı? Böyle kolay olsaydı şimdiye kadar sonuç alınmaz mıydı? Kaldıki AKP de onbir yıldır iktidarda. Peki onbir yıldır neden öyle kolay sonuç alamadı?
Demekki biraz ciddi olmaya ihtiyaç var. Politikada gerçekçilik, zihniyette demokrat olmak gerekli. “Kürtleri de ben temsil ediyorum” demekle de olmaz. On gündür Paris’ten Diyarbakır’a, Dersim’e, Maraş’a, Mersin’e kadar yaşananlar ortada. Bu gerçeği artık herkes görüyor. Kürdün kim olduğunu, kendini nasıl temsil ettiğini artık herkes biliyor. Bırakalım Kürtleri, bu tür sözlerle artık Türkleri kandırmak bile mümkün değil!
Yine “Biz her şeyi verdik, daha ne istiyorlar?” demek de inandırıcı olmuyor. Ortada yirmi milyonu aşkın bir halk var ve ulusal-demokratik haklarını istiyor. “Ben bunları veremem” demenin bir izahı olmalı. O zaman sorarlar insana: Neden veremezsin? Eğer “Hakları yok” diyorsan, o halde mevcut olanları niye verdin? Belliki ortada bir Kürt halkı vardı ki, onlara bunları verdin. “Haklarıdır, ama ben vermem” diyorsan, işte o zaman sen de Ergenekoncular gibi olursun! Onlardan ne farkın kalır? “Veremiyorum, engeller var” diyorsan, o halde engel olanları açıkla ve yardım iste! Kürtler ve Türkler sana güç ve destek vermeye hazır! Sağa-sola eğip büğme!
Hele Antep’teki gibi lafları hiç etme! Edersen gülünç duruma düşersin. “Bizden önce hiçbir şey yapamıyorlardı” dersen, üzerine gülerler! Çünkü Kürtler AKP’den önce de çok şey yaptılar. 12 Eylül faşist-askeri rejimini onlar yenilgiye uğrattılar. Ergenekonculara onlar diz çöktürdüler. AKP’den önce kaç tane parti ve hükümetin sıfırı tüketmesine yol açmadılar ki?
Otuzbeş yıllık tarih gözler önünde ve herkesin de biraz tarih bilinci var. O nedenle söylenen sözü kulağın duyması gerekir. Yoksa şunu sorarlar: Acaba PKK mi AKP’den istiyor, yoksa AKP mi PKK’nin yürüttüğü mücadelenin sonuçları üzerinde iktidar oldu? İkincisinin doğru olduğunu herkes biliyor. O halde insan bir “Allah razı olsun” demez mi?
Ancak belliki Başbakan Tayyip Erdoğan bunları hiç düşünmüyor. Halbuki kendisinin ve arkadaşlarının düşünmesi lazım. Aldıkları oy oranı kendilerini yanıltmamalı. Kürt sorununu çözmez ve savaşı sona erdirmezlerse aldıklarını da kaybederler. Kaldıki Türkiye geneli farklı, Kürtlerin özgünlüğü farklı. Türkiye’nin hepsini Kürt sayarak, alınan oylara göre Kürtlerin iradesi belirlenemez ki!
Kürtler Paris’ten Diyarbakır’a kadar tutumlarını bir kez daha ortaya koydular. Kim bu durumu görmezden gelebilir? Veya tersinden okuyabilir? AKP bu tür durumlara düşmemeli. Kürtler Paris’te bile yüzbini aşkın kitleyle kendi gerçeklerini ortaya koydular.
Örneğin Paris’te katledilen üç kadın devrimcinin on günlük cenaze törenlerine bakalım. Paris’ten Diyarbakır’a, Dersim’e, Nurhak’a ve Mersin’e kadar yapılan cenaze törenlerini izleyelim. Bu törenler bize hangi sonucu gösterdi? Başta AKP hükümeti olmak üzere dünyaya hangi mesajı verdi?
Tabi verilmiş birçok mesaj üzerinde durulabilir. Biz burada sadece ikisini dile getirmekle yetinelim. Birincisi, Kürtlerin bir halk ve ulus olarak kendi gerçeklerini ortaya koymasıdır. İnsan bu cenaze törenlerine baktıktan sonra daha “Türkiye sınırları içinde yaşayanlar tek bir ulustur” diye nasıl söyleyebilir? Türklerle Kürtlerin neredeyse apayrı hale geldikleri ortada değil mi?
Kaldıki cenaze törenleri üzerine uyarı yapmak isteyenler hep “Habur’u” hatırlattılar. “Habur gibi olmasın” dediler. Habur neydi? Kürtlerin sevinci! Paris’te katledilen üç kadın devrimcinin cenaze töreni nedir? Kürtlerin üzüntüsü! Dikkat edilirse Kürtler ayrı seviniyor, ayrı üzülüyor. Bu sevinç ve üzüntü içinde Türkler var mı? Açıkki yok! O halde hani tasada ve kıvançta birliğin oluşturduğu tek ulus?
Belliki ortada böyle tek bir ulus yok. Zaten önce de yoktu. Şimdi daha net bir biçimde bu durum görülüyor. Bölünmüşlük ulusal toplum düzeyinde zaten gerçekleşmiş bulunuyor. O halde şimdi soru şu: Bu bölünmüşlükten nasıl birlik yaratılabilir? Bunun yolu, bu sorunun cevabı “Silahları bırakın, gelin teslim olun” değildir! “Haklarınızı verdik, daha ne istiyorsunuz” demek hiç değildir! Böylesi söz ve anlayışlar birleştirmez, tersine bölünmüşlüğü kopuşa götürür. O nedenle herkes söylediğine dikkat etmelidir.
Burada yeniden birliğin yolu, bu gerçeği görmek, Kürtleri ayrı bir halk olarak kabul etmek ve bu temelde iki halkın demokratik birliğini yaratmaktır. Türklerle Kürtleri birleştirmenin artık başka yolu yoktur. AKP’nin mevcut söylemleriyle yaklaşımının kopuşu getireceği açıktır.
Buradan cenaze törenlerinin gösterdiği ikinci sonuca geliyorum. Kürtler açıkça iki halkın demokratik birliğinden yana olduklarını hem söylediler, hem de gösterdiler. Kürt temsilcileri Ahmet Türk, Selahattin Demirtaş bunu açıkça ifade edip AKP’yi yeni demokratik birlik yaratmaya çağırdılar. Ama bunun şartı Kürtlerin olduğu gibi kabul edilmesidir. Ayrı bir halk olarak görülüp ulusal-demokratik haklarının tanınmasıdır. Bu şartı da açıkça belirttiler.
AKP iktidarı bu gerçeği artık görmelidir. Bunu bir kötülük olarak değil, demokratik bir gelişme olarak ele almalıdır. Kürtlerin bu düzeyde bilinçlenmesi, örgütlenmesi, birlik içinde kendi kendini yönetme olgunluğunu göstermesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından kötü değil, iyidir. Ülkemizin önemli bir demokratikleşme dinamiğinin açığa çıkması anlamına gelmektedir.
O halde AKP, ülkeyi demokratikleştirebilmek için Kürtleri kovmayı veya teslim almayı değil de, Kürtleri mevcut örgütsel yapısıyla nasıl Türkiye’nin içine alacak ve yeni bir demokratik ulus birliği yaratacak? Bunu düşünmeli ve bunun peşinden koşmalıdır!..