
Kürtlere yaklaşımı, kolayca “Çekip gidin” diyen zihniyetinden anlaşılmaktadır. Her kızdıklarında “Kendinize başka bir yer arayın” denilmesi, Kürtleri bir sığıntı gibi gördüklerini ortaya koymaktadır. Romanlara (Çingen) böyle kolay bir laf söylenmesi insanlık suçuyken, bu toprakların en kadim halkına “Çekin gidin” demek en hafif deyimle densizlik ve haddini bilmemezliktir. Kürtler tarihin en eski kültürüne sahip halktır. Toplumsal kültür de, ilk yerleşik kültür de Kürtlerin yaşadığı bu coğrafyaya aittir. Kürtler insanlığın kök hücresi gibidir. Bu halk çekip gitsin demek, dağdakinin gelip bağdakini kovmasıdır.
Tarih Türklerin 900 yıl önce bu topraklara geldiğini kayıt altına almıştır. Kürtlerin ataları ise on bin yıl önce bu toprakları yurt edinmişlerdir. Eğer gitmesi gereken birileri varsa, onlar da sonradan gelenler olabilir. Kaldı ki Kürtler böyle bir şey demiyor. Kürtler diğer halklarla birlikte ortak vatanda ortak yaşamak istiyor. Bu topraklardan sürülen Ermeniler de gelip ata topraklarında Kürtlerle birlikte yaşayabilirler. Kürtler bunu arzularlar. Kürtler bu topraklarda sadece ben yaşamalıyım demiyorlar. Ermenileri, Süryanileri, Arapları ve Türkmenleri bu toprakların zenginliği olarak görmektedirler.
Başbakan sonradan Türkleştiği için kraldan kralcı oluyor. Türk milliyetçiliğinde MHP ve CHP’ye taş çıkartacak söylemlerde bulunuyor. Artık MHP’liler bile Kürtlere “Çekip gitsinler, kendilerine başka bir vatan bulsunlar” demiyorlar. Erdoğan Kürtleri ezerek ikinci Babatürk olmak istiyor olmalı ki, bu kadar şoven milliyetçi sözler sarf ediyor. Tarih Erdoğan’ı tek tek tek nakaratlarıyla hatırlayacaktır.
Tek tek tek demek kültürel soykırımı savunmaktır. Kapitalizmin ulus-devlet çağı aynı zamanda bir kültürel soykırım çağıdır. Tüm ulus-devletlerin tek tipleştirme projesi vardır. Tek tek tek demek de Türk ulus-devletinin herkesi Türkleştirme projesidir. Türkiye Cumhuriyetinin en temel politikası da bu olmuştur. Tüm politikalar bu temel politik stratejiye hizmet ettirilmiştir. Kürtler direnişleriyle bu projeyi teşhir edip işlemez hale getirdiğinden AKP bu projeyi yeni koşullarda devam ettirerek kültürel soykırımı sonuca götürmek istemektedir. AKP’nin kültürel soykırımcı politikasıyla tek parti döneminin kültürel soykırım politikası arasında tek fark vardır; o da yeni koşullarda yapılan söylem ve yöntem değişikliğidir. Amaç ise aynıdır. Kürtleri Türkleştirmek! Kürtler kendi kendini yönetemez, anadilde eğitim olmaz denilmesinin nedeni de budur.
Özyönetim istemek AKP’ye göre devlet istemektir. Anadilde eğitim milleti bölmek ve ayrı devlet kurmaktır. Ulus-devlet mantığıyla yetişenler için durum budur. Çünkü ulus-devlet zihniyetinde olanlar başka biçimdeki devletlerin de var olacağını görmezlikten geliyorlar. Bu nedenle ulus-devletin zihniyet, karakter ve politikalarında değişiklik istemek devlet istemek anlamına geliyor. Bu devlet anlayışının her türlü faşist pratiğe götürdüğünün onlarca örneğini de bilmekteyiz.
AKP hala kapitalist modernitenin insanlığın içine soktuğu ulus-devlet fitnesinin savunuculuğunu bırakmamaktadır. Halbuki Ortadoğu tarihi farklı kimlik ve inançların iç içe yaşadığı bir devlet biçimine yabancı değildir. Ortadoğu tarihine saygılı olanlar kapitalist modernitenin ulus-devlet anlayışına karşı çıkarlar. Ortadoğu’nun başına ne geldiyse ulus-devlet fitnesinin ya da virüsünün bu topraklara sokulmasıyla gelmiştir. Bu açıdan Ortadoğu tarihine saygılı olanlar farklılıkların varlığının tanındığı bir siyaset anlayışını bu topraklarda yeniden pratikleştirirler.
Kürtler ne bu toprakları bırakıp gidecek, ne de haklarından vazgeçecekler. Mücadele ederek tüm haklarını kardeşçe yan yana yaşadığı yeni Türkiye’yi yaratacaklardır. Erdoğan da, Kılıçdaroğlu da, diğer siyasetçiler de bu topraklara ve tarihine yabancılaşmışlardır. Bu nedenle bu topraklarda kardeşliği yaratma görevi gerçek ve radikal demokratlara kalmıştır. Tüm demokrasi isteyen güçler, hümaniter çevreler bu topraklardaki tüm din ve inançların adalet, hak ve eşitlik ilkelerini savunanlar bir araya gelerek Ortadoğu’yu yeniden her türlü inancın, dilin ve kültürün cıvıl cıvıl yaşadığı bir coğrafya haline getireceklerdir. Katliam ve kültürel soykırımla bu toprakları çoraklaştırmak isteyen tekçi zihniyetlere dur diyeceklerdir.
Artık Anadolu ve Mezopotamya’nın vicdanlı ve aklı başında insanları Tayyip Erdoğan’a dur demesini bilmelidir. Tayyip Erdoğan’ın tek tek tek nakaratına karşı durulmadan demokrat olunamaz. Erdoğan tek tek tek nakaratıyla bu topraklara çok tehlikeli tohumlar saçmaktadır. Bu tek tekçi zihniyet canavar faşist zihniyetler yaratır. Erdoğan’ın söylemleri Türkiye toplumunun kimyasını bozmaktadır. Her türlü etnik ve dinsel topluluğun yaşadığı bu coğrafyada tek tek tek demek çok tehlikelidir. Bu söylemleri vurguladıktan sonra Kürt Türk’e, Türk Kürt’e saygı duyacak demenin hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü tek tek tek demek Kürtler ve diğer topluluklar Türkiye devletine boyun eğmeli anlamına gelmektedir. Bu zihniyetle büyüyenler Kürtlerin her türlü hak talebine saldırıyla karşılık verirler. 6-7 Eylül olaylarının aynısını Kürtler için de yaparlar.
Başbakan Tayyip Kürt sorununu çözmediği halde Kürtlere, “Benim oyalama politikalarıma ses çıkarırsan bu süreci bozmuş olursun” demekte ve AKP politikalarına karşı çıkanları uyuşturucu ticareti yapmakla, rant peşinde koşmakla suçlamaktadır.
AKP Hükümeti’nin rantçılıkta 1990’lı yılların hükümetlerini geçtiği kesindir. Boynuz kulağı geçmiştir. AKP’de çalışıp da zengin olmayan kalmadı. Eskiden yüz götürülüyorsa şimdi bin götürülmektedir. AKP Hükümeti yandaşlarına rant dağıtmakta Demirel’i geçmiş bulunmaktadır. Başbakan’ın çocukları, yeğenleri, yakınları Demirel’in yeğeni Yahya’dan daha genç yaşta ve katbekat zenginliklerin sahibi olmuşlardır.
Kürtler direnirken bırakalım rant elde etmeyi, ellerindeki imkanları bile kaybetmektedir. Hele hele PKK’yi rantçılıkla suçlamak yalancılıkta ve pişkinlikte Guinnes Rekorlar kitabına girmek anlamına gelir. PKK’lilerin bu halka ömürlerini vermekten başka yaptıkları bir şey yoktur. Erdoğan Kürt Özgürlük Mücadelesi’ni rantçılıkla suçlarken aslında kendini tarif etmektedir. “Merdi Kıpti” gibi yiğitliğini anlatırken hırsızlığını ele vermektedir.
PKK gerillaların geri çekilişini durdurduğunu duyunca Başbakan hemen uyuşturucu ticareti suçlaması yapmıştır. Bu yalanı ve şehir hikayesini bir daha dillendirmiştir. İstihbarat örgütlerinin (MİT ve diğerleri) ısıtıp ısıtıp servise sunduğu bu bayatlamış iddiadan medet ummak Tayyip Erdoğan’ın zihniyeti ve kalitesini göstermektedir. Öyle ki Başbakanlığı bırakıp 1990’ların Anadolu’dan Görünüm programını sunan Güntaç Aktan ve Ertürk Yöndem gibi psikolojik savaş elemanı gibi çalışmaktadır.
Dağdan gelip bağdakini kovmak Tayyip’in düşündüğü gibi kolay değildir.