
Selahattin Demirtaş çok haklı olarak “Kürtlerin 28 Şubatı da AKP’dir” dedi. Hatta AKP’nin Kürt halkına ve Kürt siyasetçilerine yaptıkları düşünülürse 28 Şubat sütten çıkmış kaşık gibi kalır.
28 Şubat’ta kimi siyasetçiler irtica ile suçlanıyordu. Bugün ise KCK’lidirler iddiasıyla binlerce demokratik siyasetçi zindanlara doldurulmuştur. 28 Şubat’ta bunun binde biri yapılmamıştır. Tabii “bu tutuklamalar PKK ya da KCK ile ilişkilidir” diyorlar. Bir KCK’nin bulunduğu doğrudur, ama bu tutuklananların yüzde 95’den fazlasının ne KCK ne de başka bir illegal faaliyetle alakası vardır. Bu tür iddialar tamamen Kürtlere karşı özel savaşı yürütenlerin tutuklama için ileri sürdükleri kılıftır. AKP’liler ve onların işbirlikçisi bazı Kürtler de böyle olduğunu savunarak bu zulmü meşrulaştırmaya ve üstünü örtmeye çalışıyorlar. 28 Şubat’ta irtica iddiası haberleri nasıl ki psikolojik savaş merkezleri tarafından üretiliyorduysa bu tutuklamalarla ilgili iddialar da psikolojik savaş merkezli üretimdir.
28 Şubat’ta Erbakan hükümeti düşürülmüştür. İslamcılara karşı yalana ve iftiraya dayalı bir psikolojik savaş yürütülmüş; bir iki belediye başkanının görevden alınmıştır. Kimi bazı baskılar da yapılmıştır. Ancak bugünkü baskılarla karşılaştırılamaz.
28 Şubat’ta basın önemli rol oynamıştır. Bugün AKP yandaşı ve Fethullahçı basın, 28 Şubat basınına nal toplatır. 28 Şubat basını üstten gelen talimatı yapıyordu. Şimdi doğrudan kendileri psikolojik savaş merkezi haline gelmişlerdir. Her gün Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt demokrasi hareketi için o kadar yalan ve iftira atıyorlar ki, 28 Şubat basınına rahmet okutuyorlar. Şu anda Kürtlerle ilgili iddiaların savcısı basın olmuş. İlk önce basın suçluyor, arkasından polis harekete geçiyor. Daha doğrusu özel savaş karargahı basına böyle bir rol vermiştir.
Avukatlar, gazeteciler ve aydınlar 28 Şubat’ta bu kadar zulüm görmedi. Şimdi andıçlama bir politika haline gelmiştir. Demokrat ve Kürt sorununda hükümet politikalarına karşı çıkanlar basında yer bulamıyor. Banu Güven, Nuray Mert, Ece Temelkuran gibi gazetecilerin nasıl aforoz edildiklerini biliyoruz. Öyle ki, Mehmet Altan bile işini bırakmak zorunda kalmıştır. Bunlar yetmediği için elli civarında gazeteci zindana atılmıştır.
28 Şubat bir post-modern darbe ise, Kürtlere karşı AKP’nin yaptığı ise Hitler faşizmine kıyaslanmaz bir faşist zulümdür. 28 Şubat’ı eleştirenler eğer AKP’nin Kürtlere yaptığını görmüyor ve AKP’ye karşı tutum almıyorsa, samimi değildir, ahlaksızdır. 28 Şubat eleştirilecek, ama Kürtlere yapılanlar ise normal ve mazur görülecek! Böyle bir vicdan ve ahlak olabilir mi?
Türkiye’de demokrasiye darbe vuran 28 Şubat’tan çok, Kürtlere bugün yapılanlardır. 28 Şubatçılar da Kürtlere karşı yürütülen savaşta kendilerini güçlü ve kahraman görenlerdi. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Türkiye’ye demokrasi gelmeyeceğine göre, 28 Şubat’a karşı çıkmanın yüz katı AKP politikalarına karşı çıkılmaldır. Ama ne var ki ilk günler KCK operasyonlarına ve Kürtlere yapılanlara karşı çıkanlar Başbakan’ın bağırması, çağırması “siz KCK’nin ne olduğunu uzmanlardan öğrenin” demesinden sonra seslerini kesmişlerdir. Başbakan daha dün “herkes bizi sindirecek” diyerek tehditler savurmuştur. Açıkça “bize boyun eğmeyenler ezilmiştir” demiştir.
Kürt sorununda devlet ve hükümet politikalarına karşı çıkanlar her zaman aforozlanmıştır. Hükümetlerin değişmesi bu gerçeği değiştirmemiştir. Başka konularda muhalif olan ya da hoşlanılmayan düşünceler af edilse de devletin ve hükümetin resmi politikalarına karşı çıkanlar kesinlikle af edilmemektedir. Bu nedenle de Kürtler üzerinde yürütülen zulme birçok çevre sessiz kalmaktadır. Kürtlerin 28 Şubat’ına gösterilen tepkinin zayıflığını böyle ele almak gerekir.
28 Şubat’ta Fethullahçıların tavrına yönelik Ahmet Hakan çok güzel bir yazı yazmıştı. Bu yazı Fethulahçıların kimliğinin özüdür. Fethullahçılar her dönem güçlüden, dolayısıyla zalimden yana tavır almışlardır. Zalimin rüzgarına yelken açarak yol almaya çalışmıştır. Fethullahçılar sadece 28 Şubat’ta güçlüden yana olmamıştır. 12 Eylül’ü en fazla alkışlayanlar da Fethullahçılar olmuştur. 12 Eylül sola ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kök kazıma hareketi başlattığı için bayram yapmışlardır. Kenan Evren’i anarşiye dur diyen peygamber olarak ilan etmişlerdir. Sadece Fethullahçılar değil, bugünkü AKP yöneticilerinin, milletvekillerinin çoğu da darbeden memnun olanlar ve destekleyenlerdir. Bunların başında da Tayyip Erdoğan gelmektedir.
Türkiye’de işbirlikçi ılımlı İslam projesi 12 Eylül ile birlikte adım adım pratiğe konmuştur. Kuşkusuz bu proje sadece 12 Eylül projesi değildi. Arkasında ABD ve CIA vardı. Fethullah Gülen zaten 1960’lı yıllardan itibaren ABD’nin komünizme karşı kullandığı işbirlikçi İslam projesinin köşe taşlarındandır. 12 Eylül yıllarca beslenen bu işbirlikçi İslam’ı bir proje haline getirmiştir. Adım adım Türkiye bu projeye teslim edilmiştir. 12 Eylül’ün bu karakteri anlaşılmadan Erdoğan iktidarı ve Fethullahçıların Türkiye’deki etkinliğinin nasıl geliştiği anlaşılamaz.
Ahmet Hakan böyle bir yazıyı yazdığı için teşekkür ediyoruz. Gerçekten de bu dönemde herkesin cesaret edemeyeceği bir değerlendirme yapmıştır. Ancak KCK davası adı altında zindanlara atılan binlerce tutuklu ve Kürtler üzerinde estirilen zulüm konusunda bu cesareti gösterememesi anlaşılır değildir. Her nedense sıra Kürtlere yapılan zulme gelince cüzamlılardan kaçar gibi kaçılıyor. Yalnız Ahmet Hakan değil, tüm düşünce dünyası böyle yaklaşıyor. Ahmet Hakan yine de kendine göre dürüst yaklaşılanlardandır. Özcesi Kürtlerle ilgili zulüm ve baskı söz konusu olduğunda başka konulardaki ölçüler ve standartlarla yaklaşılmıyor. Hikmet Kıvılcımlı’nın on yıllar önce Kürt sorununun tüzük sorunu olmadığını söylemesi bu tutumları açıklayan bir değerlendirme oluyor.
Ahmet Hakan Fethullahçılar gerçeğini iyi ortaya koymuş. Artık ne diyelim, Allah Ahmet Hakan’ı bu ceberut ve vicdansızların elinden korusun.
Fethullahçıların ve AKP’nin kişiliğini en iyi ortaya koyacak durum 1990’lı yıllarda Kürtlere kan kusturulduğu dönemdir. Bu yıllarda Kürtlerin hizbulkontra dediği cinayet şebekesi sokak ortasında Kürtleri katlettiğinde bunlar kimden yanaydı? Mazlumlardan yana mıydı, yoksa mazlumları mı suçluyorlardı?
Kuşkusuz Türkiye cumhuriyeti Kürtler ve sosyalistler kadar olmasa da, İslamcılar üzerinde de bir baskı yapmıştır. Ancak bu kesimlerin durumu sadece baskı görmelerle izah edilemez. Kimi dönemlerde zalimlerin yanında yer almışlardır. Sosyalistlere ve Kürtlere karşı kullanılmışlardır. Bunların açığa çıkartılması önemlidir. Zaten son yıllarda devlet içine yerleştikten sonra eski zalim devletin yerini alarak Kürtler ve demokrasi güçleri üzerinde yeni zulüm düzeninin sahibi olmuşlardır.
Kendileri devlet içinde yer alınca, onlar için demokrasi sorunu bitmiş, hatta Türkiye ileri demokrasiye yönelen bir ülke haline gelmiştir. İşte kendine Müslüman kendine demokratlık budur.
28 Şubat’ta kendine yapılanların bin katını Kürtlere yaparak gerçek zihniyetlerini ve tıynetlerini ortaya koymuşlardır.