Musa, ellerinde on emir yazılı tabletlerle Sina Dağı'ndan indiğinde gördüğü manzara karşısında sükûtu hayale uğramıştı. Çünkü dağdan inmekte geç kalmasından dolayı kavmi ona verdiği sözü tutmamış ve altından yaptıkları bir buzağıya tapmıştı. Musa, bunu gördüğünde On Emir tabletlerini paramparça etmişti. 

Nedense basında yayımlanan on maddeyi okuyunca Yahve’nin Musa’ya verdiği On Emir aklıma geldi. Sonda söyleyeceklerimi başta söyleyeceğim, dilerim bu on maddenin hayatta geçmesi gecikmez Kürt halkı da Musa’ya başkaldırdığı gibi politik önderlerine başkaldırmaz. Çünkü böyle bir durumda Anadolu kan revan içinde kalır.

Tanrı Kitab-ı Mukaddeste kulu Eyüb’ü acıyla sınamıştı, yaşayan tarih ise Kürtleri asırlardır acı ve kederle sınıyor. Daha yeni Kobanê’de onca acıdan sonra zafere koşan kadınlar dünyaya meydan okudular. Bu sesi duymak istemeyen dünya ve onun dilsiz şeytanları bütün bu yaşananlara gözlerini kapayıp kazanımları görmüyorlarsa Kürtlerin yapacağı tek şey kalır; o da boşanma hakkını kullanmasıdır. Böyle bir şeyi ben kendi adıma istemem doğrusu. Çünkü Anadolu ve Mezopotamya onlarca uygarlığın ürünü ve onların hafızasının ürünüdür. Bu iki coğrafya aynı zamanda Batı aydınlanmasının da çıkış yeridir. Onun için bundan sonra da bu iki hafızanın bir arada olmasını elbette çok isterim. 

Tabii ki bunlar benim istemlerim ama diğer tarafta hayatın gerçekliği ortada. Bu tarihsel hafızanın halkları artık “On Emir"in içeriğinin netleşmesi ve bu savaşın bitmesini istiyor. Bunun için de siyasetçilerin erdemli olması ve bu ''On Emir''in içeriğinin erdemlerle donatılarak halkları kucaklaması gerekmektedir. Bunun için de her iki tarafın da savaşçıların erdemi olan cesarete ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çünkü cesaretin olduğu yerde kapkaççı siyasete ve ali-cengiz oyunlarına ihtiyaç da kalmayacaktır.

Onun için yıllardır süren savaşta şu aşağıdaki 10 madde ya da “On Emir” binlerce defa tartışılmalı. Ve elbette hayat bulması amaç edinilerek yaklaşılmalı. Öncelikle;

1. Demokratik siyasetinin içeriği doldurulmalı.

2. Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutları nasıl olmalı?

3. Toplumsal özgürlük alanları yasal güvence altına alınmalı.

4. Devleti oluşturan kurumlar temel insan hakları ilkelerine göre kurulmalı. 

5.  Çözüm sürecinin sosyo ekonomik boyutları, özellikle elinde silahla savaşan tarafların istihdamları ve travmaları için ciddi çözümler sunulmalıdır. 

6. Çözüm sürecinin yol açacağı yeni güvenlik yapısı yine temel insani değerleri hedef edinerek oluşturulmalı.

7. Toplumsal cinsiyet sorunu yasalarda kadından yana pozitif bir ayrımcılıkla düzenlenmeli. 

8. Kimlik, kavramı bu topraklarda yaşayan tüm halkları gözeterek yeniden tanınmalı.

9. Demokratik cumhuriyet, ortak vatan, milletin demokratik ölçülerle tanımlanması.  

10. Bütün bu demokratik hamleleri içselleştirmeye yarayan yeni anayasa.

Yukarıda saydığım bu on maddenin seçime dört ay kala nasıl hayat bulacağı ise başka bir sorun elbet. Bu içerikler daha önce de savaş ve barış konusunda defalarca yazıldı. Yazılmaya devam ediyor. Son günlerde Kürtler ve hükümet arasında hızlanan barış görüşmeleri devam ediyor. Bu elbette savaştan zarar görmüş, savaşın dehşetini iliklerine kadar yaşamış her insanı sevindiriyor umutlandırıyor. 

Çünkü ülkemizde yıllardır devam eden kirli savaşta akıl almaz oyunlar oynandı, bitmek bilmeyen savaş oyunlarına karşı barış girişimleri hep sonuçsuz kaldı. Kentler, köyler yakılıp yıkıldı. Doğa amansızca tahrip edildi. Ölenlerin hesabı bile tutulamadı. Gencecik insanlar toprağa karıştı. Son 80 yıldır toprak Kürt kanıyla beslendi. Savaşın dehşetini yaşamayan bilmez. İleri geri papağan gibi konuşurlar çünkü yürekleri yanmamıştır. Panzerlerin insanları ezip geçtiğine tanıklık etmemişlerdir. Sevdiklerini faili meçhul cinayetlerde yitirmemiş kanlı bedenlerine sarılıp öpmemişlerdir. Kavanozlarda kulak koleksiyonu yapan komşuları da olmamıştır. Halen çocukları kayıp olan analardan da değildir onlar. Bir mezar taşı bile yoktur bazı insanların. Köylerinden zorla sürgün edilmemişlerdir. Anadilleri ellerinden alınmamış, kendi ezgilerini mırıldanmaları bile yasaklanmamıştır. Hastane koridorlarında onlarca gerilla cesediyle karşılaşmamışlardır. 12 yaşındaki çocukların terörist diye kurşunlanması bir şey ifade etmez savaş çığırtkanları için. Bizim burnumuzda halen kan kokusu var, geceleri kabusla uyanıyoruz. İşte bu yüzden en kötü barış bile savaştan iyidir diyorum ve savaş çığırtkanlarını susmaya davet ediyorum.

Ve dilerim bu sefer “On Emir” yerini bulur ve halklar yeni buzağılar yaratmaz. Yeni putlara tapmazlar.