Doğuşlar her zaman şaşırtıcı özellikler taşırlar. Kürtlerin, yaşadığımız zamanda şaşırtıcı olmaları yeniden doğuşları ile ilgili bir şeydir. Mensuplarına bile böyle yansıması doğuşun derinliği ile ilgili olmaktadır. İnsanı böylesine mutlu eden, bu doğuş her gün beklenmedik sürprizler ortaya çıkaracaktır. Kaç gün önce izlediğim İMC TV’deki bir sanat programında bir tablet tartışılıyordu. Bu tablette bir müzik kanonu vardı. Bu kanonun Hurilere ait olduğu hatta ilk müzik parçası olabileceği bile söyleniyordu. Unutulacak gibi değil. Bir savaş baltası değil bir müzik parçası. Evet bir tablet. Sadece bulunduğumuz mekanda düşünmek kalıyor bize. Hurilerin ülkesinde yaşıyoruz. Tarihin derinliklerinden gelen güçlü sezgi ve hislerin maddi karşılığı görünür olmasa, bu sezgilerin başka bir şeye dönüşmesi olağandır. Kürtler, sezgi ve his yoluyla tarihle bağlarını sürekli taze tutular. Ancak gelin görün ki maddi uygarlıkta, bu tür duyguların yeri pek yoktur. Deli divane bir halk olarak Kürtlerin uygarlık tarafından tukaka edilmelerinin muhakkak bir nedeni vardır.
Kürtler arasında iki akıldan söz edilmektedir. Kürt olan herkes bu iki akıl tartışmasına tanık olmuştur. Bunun adına birinci ve ikinci akıl denilmektedir. Gün geçtikçe bu tanımın ne kadar da derin olduğu anlaşılmakta ve belli ki Kürt olgusu en iyi bu tanımla anlaşılmaktadır. Birinci ve ikinci akıl konusu oldukça bilimsel ve akademik bir problem olup Kürtlerin, bu deyimi gündelik hayat içerisinde kullanmaları tartışmaya değer kazandırtmaktadır. Bu kadar derin bir mevzunun gündelik yaşam dili ile ifade eden Kürtler, problemin püf noktasına parmak basıyorlar. Uzun bir zaman diliminde Kürtlerin ikinci akla kuşkuyla bakmaları yadırgandı. Çoğumuz Kürtlerin kör talihini ikinci aklı kullanmamalarına bağlar, birinci aklı bütün kayıpların nedeni olarak dıştalardık. İkinci akıl tamamen analitik akıl anlamına geliyordu. Analitik aklın kazançları ne pahasına karlı olmaktadır sorusunun cevabını atalarımız bizden daha iyi cevaplar vermiştir. Kendini kaybederek varolmanın tercihi Kürtler tarafından kesin kes ret edilmiştir. Birinci akıl ile yaratılan değerlerin Kürt ontolojisiyle sıkı sıkıya bir bağı olmalı ki bu kadar kararlı bir duruş sergilemişlerdir.
Ontolojik olarak birçok toplumsal formun özünü teşkil eden değerler birinci aklın ağırlıkta olduğu zamanların eserleridir ve Kürtler belki de buna sahip çıkıyorlar. Oldukça karmaşıklaşmış günümüz aklının eserleri olan yaşanan olaylar içinde insanlık değerlerine sahip çıkmak ciddi toplumsal hafıza ile mümkün olmaktadır. İnsan olmak, dost olmak, başka insanlara kucak açmak gibi değerler, günümüz dünyasında ikinci aklın gereği olarak karlı olduğu müddetçe gündemde tutulur. Bu gerçeği yaşanan son gelişmelerden bilmekteyiz. Kürtlerin aklı tamamen buna ters olan bir akıl olmaktadır. Rojava Devrimi dünyanın ablukasından kaynaklı kimi yaşam sıkıntıları yaşarken, Efrîn’in Şerewa mıntıkasında kurulan kampa sığınan Halep’ten kaçan Araplar için Kürt yurtseverlerinin dünya kamuoyundan yardım talep etmeleri, ikinci akıl olarak belki anlaşılacak bir şey değildir. İŞİD, kimi yardımları etnik yakınlıktan kaynaklı Kürtlere yakın Arap köylerinden almaktadır. Irak parlamentosunda milletvekili olan Viyan Xedan’nın “biz darbeyi kirvelerimizden yedik” derken, bu gerçeğe işaret etmekteydi. Ancak bütün bu durumlara rağmen Kürtlerin birinci akıllarından taviz vermemeleri büyük bir insanlık örneği olmaktadır.
Kürtler ikinci akıl ile Uygarlık içinde yer alabilir, günümüz birçok devletten daha zengin bir devlet kurabilirlerdi. Çağımızda çoğu kişinin gözlerini kamaştıracak bu tür bir devletin objektif koşulları olabilir. Analitik akıl bu koşullara endeksli birçok plan ve proje üzerinde çalışabilir. Nihayetinde Kürt siyasi hareketleri içinde kimi düşünce ayrılıkları bu zemin üzerinde cereyan etmektedir. Mayın tarlası olan bu zeminde kimi petrol rezervleri göz kamaştırıp suç aklını kamçılayabilir. Bu kamçılamayla kimi kirli hesaplar içine de girilebilinir. Şengal katliamı bu kirli hesapların bir sonucu olabilir mi? gibi bir soru ister istemez insan aklını meşgul etmektedir. İkinci aklı pek bilmediğimiz için, birinci akıldan bize yansıyan biçimi böyle olmaktadır.
Birinci akıl ikinci aklın ürünü olan milliyetçilik, dincilik, bilimcilik ve cinsiyetçilik olan mahşerin dört atlısının birleştiğini söyler. Dördü de ulus devlette tek vücut olur. Peki, bu suç aklının sonuçları olan dört öğe günümüz dünyasının hangi devletinde yoktur. Yani İŞİD ile ne farkları vardır. Bu gün İŞİD’te her dördü tamamen birleşmiş ve bayrağı da özüne uygun olarak siyah olup göndere çekilmiştir. İŞİD’in tamamen suç aklının bir sonucu olarak doğduğu, öyle geliştiği bir gerçektir. İdeolojisi vardır. Irak Şam İslam Devleti olarak lanse edilen İŞİD’in, Muaviye ve Hz Ali çatışmasına kadar giden bir ideolojik tarihi bulunmaktadır. Bu anlamda İŞİD milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik ve bilimciliğin de dışarıdan takviyesi ile tamamlanmış bir suç aklı ve örgütüdür. Bu toprakların toplumsal hafızası bu gerçeği bize böyle söyler.
Bu akıl böyle iken bizim aklımız da her nedense ifade ettiğim hafızanın bir gereği olarak ilkleri hatırlatır. Belki de bazen dinlediğimiz bir şarkı bunun bir sebebi bir hatırlatanı olur. Niye böylesi bir zaman kesitinde bu tablet ve şarkı ortaya çıktı sorusunun cevabı kuşkusuz oldukça zor olacaktır. Kim bilir belki bir ağıttır. Huri tabletinde yer alan şarkının muhtevasını bilmesek de kaç gün önce özgür gündem gazetesinde okuduğum bir Şengalli kızın şarkısı aynı akıl ve şarkının devamıdır gibisinden bir sezgiyi ister istemez bende yarattı.
“Saçlarını örüyorum son kez/ Gündüzün mehtabı gecenin güneşiyle/ Sil gözyaşlarını/ dünyanın ilk sessizliği değil bu/ Eli varamaz babanın/ Ben değilim bıçağı tutan/ soğuk neşesi alınyazının...”
Kürtlerin birinci aklıyla suç aklına bir bakış