Bugün 1 Eylül, yani Dünya Barış Günü. 1 Eylül savaşlar, katliamlar ve acılarla boğuşan Doğu toplumları tarafından huzurlu günlere dair umut ve taleplerin dillendirildiği bir gün olarak anlamlandırılsa da, o türden bir derdi olmayan Batı dünyasında ise pek itibar görmeyen, öylesine sıradan bir gün.

Kapitalist modernite, dünya halklarının bilincine de böyle yedirmiş; Doğu toplumları bir türlü barışamayan 'geri' topluluklardan oluşur, medeni Batı ise hep 'demokrasi ve insan halkları' şampiyonudur. Yaşananlar ise, Batı'nın kendi huzurunu, sanki Doğu'nun savaşması koşuluna bağladığını gösteriyor.
Çatışmanın, savaşların sebebi adaletsizlik, eşitsizlik ve özgürlüksüzlüktür ve tüm bunların kaynağı ise kapitalist modernitenin hegemonik, ayrıştırıcı ve ötekileştirici gerçekliğidir. Doğu toplumları yaşadıkları acıdan dolayı feryat ederken, Batı ise sahte 'demokrasi, insan hakları ve barış' sloganları eşliğinde Doğu'yu modern ve ölümcül silahlarla donatıyor, acıyı katmerleştiriyor...
KCK'nin gün vesilesiyle yaptığı açıklamadaki şu belirleme, gerçek barışın formülünü de ortaya koyuyor: "Dünya barışına kastedenler uluslararası hegemonik sistem, bölge gerici güçleri ve halklara, inançlara, kültürlere pervasızca saldıran paravan çete örgütleridir. Onurlu ve gerçek bir barış, büyük bedeller pahasına da olsa, soylu direnişler olmadan asla gerçekleşmeyecektir."
Bu açıdan, bugün insanlığın gördüğü ve görebileceği en vahşi saldırıların mağduru olan Kürtler ve bu vahşete karşı verilen büyük direniş ve özgürlük mücadelesi, tüm insanlık için en anlamlı barış çabasıdır. Rojava ve Güney Kürdistan'da vahşi barbarlara karşı tüm dünyayı hayrete düşüren büyük direnişçiler, hem Ortadoğu hem de dünya barışının da gerçek mimarlarıdır. Bakur ve Rojhilat'ta da kimse barışı Kürtlere ve diğer halklara bahşetmeyecek; barış ancak özgürlükte ısrarla inşa edilecek…