Kürt halkı ve Kürt özgürlük mücadelesi, uzun, zorlu ve büyük fedakarlıklarla, büyük bedeller ödeyerek, özgürlük maratonunu daha güçlü bir noktaya getirmiş bulunmaktadır. Denebilir ki Kürt özgürlük mücadelesi bugün dünden daha fazla finale yaklaşmış bulunmaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketinin bu mücadelesinin, Ortadoğu’da yüz yıl önce kurulmuş olan sistemi değişmeye zorladığı açıktır. Ortadoğu’da Kürdistan’ın dört devlet tarafında paylaşılmasına dayandırılmış olan bu sistemin parçalanması, değişmesi, dünyanın bütün egemenlerinin kimyasını bozmakta, her egemeni merkezi, değişik biçim ve düzeylerde rahatsız etmektedir. Doğal olarak dünyanın egemenlerinden birisi olan ABD’de bu gelişmeleri yakında takip etmekte ve bu gelişmelerden kendi hesabına yararlanmaya çalışmaktadır. ABD’nın kısa süre önce kuralsız bir saldırıyı gündeme getirerek, Kürt Halk Önderlerine karşı tutum alması bu realiteden kaynaklanmaktadır.
Deyim yerindeyse Kürtlerin özgürlük direnişi, taşları yerinde oynatıyor. Bu durumda başta işgalci devlet olmak üzere ilgili bütün devletler, ya statünün değişmesini önlemek veya kendi çıkarlarına uygun bir düzenlemeyi sağlamak için canhıraş bir çabanın içerisine girmiş bulunuyorlar.
Böylece yüz yıllık sistemi değiştirecek olan Kürtlere karşı, bir çok devlet hepsi birlikte, adı konmamış bir savaş hali sürdürmektedirler. Bu ırkçı/işgalci savaşın başını Türk devleti çekmektedir. Elbette en başta Kürdistan’ı işgal etmiş olan diğer işgalci devletler, İran, Irak ve Suriye ve ilgili emperyalist devletler, Kürtlere karşı sürdürülen bu savaşta değişik düzeylerde yerlerini almaktadırlar.
Kürtlere karşı savaşa Almanya’nın uzun süreden beri büyük bir destek verdiği biliniyor. Türk devletinin işgaline silah sağlayarak işlenen insanlık suçu yetmemiş gibi, ülkesinde Kürtlerin siyaset yapma olanaklarını sınırlandırmak için akla hayale gelmedik her yolu denemektedir. Kürtlerin ve Türkiyeli devrimcilerin kurumları basılmakta, sembolleri yasaklanmakta, demokratik faaliyetleri sınırlandırılmaktadır.
Kısa süre önce aynı tutumu Fransa da uygulamaya Kürtlerin eylemlerini, etkinliklerini yasaklamaya başladı. Bundan bir süre önce Danimarka’da bir Kürt siyasetçi Türk devletine iade edildi. Norveç aynı uygulamayı gerçekleştirdi. İngiliz emperyalistlerinin Kürtlere dostluk göstermediği tarihsel bir gerçeklik olarak ortadadır.
Ve nihayet kürtler bu dünyada varken adı da sanı da olmayan ABD’de Kürt önderlerine karşı aldığı bu saldırı kararıyla Anti- Kürt cephede yerini aldı. Kısacası dünyanın bütün haramileri el birliğiyle Kürtlere dünyayı dar etmek istiyorlar.
ABD’nin bu tutumunu kabul edilebilir hale getirmeye çalışmak, buna gerekçeler ve açıklamalar aramak veya üretmek, yapılan düşmanlığı değiştirmez. Her durumda ve her biçimde ABD’nin bu tutumu tastamam Kürt halkına ve insanlığın tüm demokratik kazanımlarına karşı yapılmış kuralsız, seviyesiz ve haksız bir saldırıdır. ABD’nin YPG ile olan ilişkilerinden bakılarak ABD’nin bu tutumunda bir çelişki aramak ve Kürt sorununun çözümünde ABD’ye özel bir misyon yüklemek doğru değildir. YPG alanda en dinamik, en belirleyici ve en geleceği temsil eden güç olduğu için ABD, YPG ile ilişki kurmak zorunda kalmaktadır. Yoksa söz konusu ABD/YPG ilişkisi ABD’nin özgürlük aşkından kaynaklanmamaktadır.
Elbette konu henüz çok yeni, dolayısıyla durumu bütün yönleriyle ele almak mümkün değil. Ama ABD’nin bu saldırsına karşı, Kürt halkının önderlerini göz bebekleri gibi korumak, korumaya çalışmak tarihi ve insani bir sorumluluktur.
ABD’nin bu kararından hareketle iki noktanın açıklığa kavuşturulduğunun belirtilmesi gerekir. Birincisi, Kürtleri ABD’nin yanında olmakla suçlayanlara söylenecek bir çift söz olmalıdır. Kürtler ABD’ye bağımlı olsalardı ve ABD’nin her dediğini yapıyor olsalardı ne 1999’da olduğu gibi Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan CİA marifetiyle teslim edilirdi ve ne de şimdi olduğu gibi Kürt halkının özgülük umutlarının ve direnişlerinin temsilcileri olan üç önderine karşı bu saygısızlık yapılabilinirdi. Gerçeğe saygılı olan hiç kimse bu iftirada bulunamaz, bulunmamalıdır. İkincisi, mevcut durumda Kürtlerin ABD’nın desteğine muhtaç olduğunu sananlar, tehlikeli ve büyük bir yanılgı içindedirler.
ABD, görkemli direnişleri ve toplumsal destekleriyle, bölgenin geleceği temsil eden, en diri ve en etkili gücü oldukları için Kürtlerle ilişki kurmaktadır. Kürt özgürlük hareketini bugüne taşıyan temel gerçeklik, bu hareketin halkının ve kendisinin özgücüne güvenmesi olmuştur. Bu gerçek belirleyici olduğu içindir ki Kürt siyaseti yenilmez olabilmiştir. Ayrıca unutmamak gereki ki, bundan birkaç yıl öncesine kadar ABD, Kürt özgürlük hareketine karşı türk devletine en çok istihbarat ve lojistik destek veren devletti ve Kürt haraketi buna karşı mücadele ediyordu. Kürt siyaseti, ne ABD’ye ve ne de başka hiçbir güce değil, sadece kendi özgücüne güvenerek bu mücadeleyi sürdürmüştür/sürdürmektedir. ABD’nin Kürtlere yardım etmesini bekleyerek boş hayallerle halkların kafasını karıştıranlar, birazda Kürtlere güvenseler, gerçeğe daha yakın durmuş olacaklardır.
Kürt halkı bu zor günlerin üstesinde gelecek birikime, imkana ve kararlılığa sahip olmasının yanında, doğru bir siyasete ve kazanacağına olan güçlü bir inanca sahiptir. Büyük bedellerle yaratılmış olan bunca imkandan sonra, hiçbir emperyalist ve işgalcı devletin zorbalığı Kürtlerin özgülük şerbetini kana kana içmelerine engel olamayacaktır.