Beklenen gün geldi; Irak işgali sona eriyor. 2003 yılı ilkbaharında Irak’ı işgal eden Amerika’nın çekilme süreci yıl sonunda tamamlanıyor. 
Obama yönetimi söz verdiği gibi işgali sona erdiriyor. Obama’nın deyimiyle‚ ‘sorumluluk artık Iraklılara geçiyor!’
Tabii, yaşanan bunca olaydan sonra Iraklılara geçenin ‘sınırlı sorumluluk’ olacağını görmek gerekiyor.
Fiilen üçe bölünmüş ülkede her kesimin Irak’ın tamamını içeren ortak bir sorumluluktan çok kendisiyle sınırlı bir sorumluluğa sahip olacağı anlaşılıyor.
1920’lerde İngilizler tarafından yapay olarak yaratılan, 2000’lerde de Amerika tarafından fiilen ortadan kaldırılan Irak’ın ve Iraklıların işi zor görünüyor.
Obama daha önce de, ‘çekilme süreci tamamlanıncaya kadar aranızdaki sorunları çözün’ demişti. Fakat, özellikle Araplarla Kürtler arasındaki sorunlar çözülmek bir yana daha da derinleşti.
Maliki hükümetinin şovenist despotik girişimleri sonucu da son günlerde gerilim iyice yükseldi.
Irak Başbakanı’nın Kürdistan’a ait olan ancak, ‘tartışmalı bölge’ olarak adlandırılan Xanekin Kasabası‘ndaki resmi kurumlardan Kürdistan bayrağının indirilmesi emrini vermesi Kürtlerin tepkisini çekti.
Günlerdir Güney Kürdistan’dan Maliki hükümetine karşı protesto sesleri yükseliyor. Tepkiler Araplarla Kürtlerin ortak bir gelecek etrafında birleşmelerinin çok zor olduğunu gösteriyor.
Arapların şovenist yaklaşımları ve her vesileyle Kürtlerin meşru haklarına el uzatmaları ayrılma seçeneğini güçlendiriyor.
Aslında Şii Araplar tam da bunu istiyor. Irak’ın Şii Arap kesimi bağımsız bir devlet peşinde koşuyor. Şimdiden de müstakbel devletin sınırlarını genişletmeye; Kürdistan’ı olabildiğince küçültmeye çalışıyor.
Elbette bu politikanın arkasında İran duruyor. Arap Baharı’yla birlikte bölgesel müttefiklerini yitirmeye başlayan ve yalnızlaşan İran, Irak kartına şimdi daha sıkı sarılıyor.
İran, Irak’ta güçlü bir Şia devleti istiyor. Kürtleri bu devlete biat etmeye zorluyor. Aksi durumda Kürdistan’ı onlara dar edeceğinin mesajını veriyor.
Aynı şeyi Türkiye de yapıyor!
Kürtlere karşı rövanşist duygularla hareket eden Türk devleti de umudunu Arap-Kürt çelişkisine bağlamış görünüyor.
O da bu çelişkiyi kullanarak Kürtleri teslim almaya çalışıyor. O da İran gibi ‘ya biat edersiniz ya da kaderinize razı gelirsiniz’ diyor.
Kürt dinamiği ise bölgesel dengenin odağında bağımsız bir aktör olarak durmaya devam ediyor.
Kürtlerin ortada, çaresiz kalacaklarını, İran’a veya Türkiye’ye yalvar yakar olacaklarını düşünenler yanılıyor. Birleşme sürecine giren Kürtler bölgenin yükselen gücüdür ve onları yeniden karanlığa gömmek mümkün değildir. 
AKP Hükümeti’nin son zamanlarda izlediği agresif ve aşağılayıcı politika, Kürtlerin çaresiz kalacakları ve Türkiye’ye sığınacakları gibi gerçeklerden uzak, akıl ve idrakten yoksun bakış açısına dayanıyor.
Amerika’nın Irak’tan çekiliyor olmasını Kürtlere karşı kullanmaya çalışan AKP ve muhipleri yanılıyor. Kürtlerin yüzyıllık direniş birikimi ve küresel-bölgesel dengeler Kürtleri değil, esas olarak bölgesel gericiliği zorluyor.
Amerika’nın Irak’tan tamamen çekileceği ve hatta burayı –şartsız şurtsuz- Türkiye’ye devredeceği gibi AKP söylemleri de yaşanan gerçeklikle örtüşmüyor.
Amerikan işgali sona eriyor ancak, bu dengelerin kökten değişeceği anlamına gelmiyor. Üstelik Irak’a bir de çözülme sürecindeki Suriye’yi eklemek gerekiyor. Suriye’nin de çözülüyor olması durumu daha da ciddileştiriyor.
Bütün bunlara Kürtlere önemli avantajlar sağlıyor. Kürt inkarına ve Kürdistan’ın paylaşılmasına dayanan statüko çöküyor ve onun içinden bir Kürdistan çıkıyor. Dolayısıyla Kürtlerin alacağı tavır büyük önem kazanıyor.
Bölgede dengeler; şartlar ve saflar değişiyor. Yeni sürece uygun olarak ittifak arayışları da sürüyor. Yandaş medya İran-Suriye ekseninin tarihi bir geleceğinin olamayacağından söz ediyor ve bu eksenin Kürtlere birşey veremeyeceğini ileri sürüyor.
Tamam, bu doğru ancak, Türkiye Kürtlere ne veriyor? Türkiye Kürtlere nasıl bir gelecek vaad ediyor ve hangi statüyü uygun görüyor?
Türk devleti Kürtlerin meşru taleplerine olumlu bir karşılık veriyor mu? Veriyorsa biri çıksın bunun ne olduğunu bize söylesin. Önce bunu söylesin, sonra Kürt siyasetini eleştirsin!
Kürtlerin Türkiye’yle ortak bir gelecek kurmak istedikleri biliniyor. Kürt tarafı sürekli olarak bunu dillendiriyor ve bunu gerektirdiği adımları da atıyor.
Önceki gün ilan edilen Halkların Demokratik Kongresi de bu yönde atılmış somut ve sağlam adımlardan biridir.
Demek istediğim; Kürt halkının kaderi kimseye bağlı değildir. Kürtlerin kendi elindedir ve Kürtler de Türkiye haklarıyla eşitliğe, özgürlüğe ve kardeşliğe dayalı bir gelecek istemektedir.
 Kürtleri kazanması ve elini çabuk tutması gereken de Türkiye’dir…