Yönetmenler Halil Fırat Yazar ve Metin Çelik, ‘Dengê Derî/Kapıdaki Ses’ adlı belgeselde, Türk devletinin Kürtlere ve muhalif kesimlere karşı yürüttüğü siyasi soykırım operasyonlarına odaklanıyor.
Şafak vaktinde kapılar çalındı. Türk medyası, olanları katmerlice terörize etti. ‘KCK operasyonları’, adı altında Kürtlere karşı yürütülen sürek avı, 14 Nisan 2009’da başladı. 6 milletvekili, 36 belediye başkanı, akademisyen, sendikacı, avukat, gazeteci, öğrencilerin de aralarında bulunduğu binlerce kişi bu karanlık dönemin mağdurları olarak cezaevlerinde bulunuyor. Hatta sadece insanlar değil, Bitlis’te bir mont ve iki bot ayakkabı da bu operasyonlar kapsamında incelenmek üzere adliyede tutuluyor.
3 yıldır yaşanan bu süreçte siyasi iktidar, soykırım davalarına müdahil olduğunu ve operasyonların devam edeceğini söylemekten çekinmemekte ve operasyonları direk yönlendirdiğini gizleme gereği duymamaktadır. Basın ise, tek sesli bir koro gibi, haberleri Türk polisiyesi tadında sunup, basın etiğinden uzak bir pozisyonda duruyor. Daha yargılama başlamadan televizyon kanalları ve gazeteler, tutuklananları yargıladı, suçladı ve cezalandı.

Kar maskenin ardında devletin yüzü
‘Dengê Derî’ belgeseli tam da bu güncel ihlallerin yaşandığı süreçte, özellikle medyanın dezenforme ettiği ‘KCK davaları’ sürecinde ‘insan’ı öne çıkarıyor.
59 dakika süren belgeselde, yönetmen Halil Fırat Yazar ve Metin Çelik, ‘KCK anadava’ avukatlarından Reyhan Yalçındağ, Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, operasyon kapsamında gözaltına alınan iki gazeteci ve 3 çocuğu da cezaevinde olan bir aileye kamerasını çeviriyor.
Belgeselin ismini neden ‘Dengê Derî’ koyduklarını genç yönetmen Halil Fırat Yazar şöyle açıklıyor: „Çünkü bu sistemle sorunu olan Kürt’ün sabaha doğru kapısının zili çalınmaz. Yumrukla çalınır o kapı ve gelen misafir olmaz, seni kendi küf kokulu hücrelerine ‘misafir’ edecek, kar maskeleri ardında devletin yüzü vardır. Sabaha doğru ‘Kapıdaki Ses’ asla hayra yorulmaz bu topraklarda. Her kapı sesinden sonra bir aile üyesi eksilir. Bir aile daha ‘görülmüştür’ damgalı mektuplar alır. Bir aile daha kelepçelenip götürülen kızının/oğlunun uykusuzluğunu paylaşır.“

4.5 dakika ve ‘bilinmeyen dil!’

Soykırım davasının Amed’deki ilk duruşmasında savunma yapan tutuklu sadece 4,5 dakika konuşabilmiş, daha sonra 2 yıldır süren yargılamalarda tutuklular Kürtçe savunma yapmak istedikleri için birkaç saniye konuşabilmiş ve mikrofonları saygısızca kapatılmıştır. Mahkemenin Kürtçe savunma hakkını vermediği bu davalarda Kürtçe, tutanaklara ‘bilinmeyen dil’ ve ‘Kürtçe olduğu tahmin edilen bir dil’ olarak geçmiştir. Dengê ‘Derî’ belgeseli, bu nedenle 4,5 dakikalık bölümlerden oluşuyor: „Filmin proje aşamasında şunu düşündük. Sanat tarihindeki ilk sinema filmi üç buçuk dakika aralığındadır. KCK mahkemesinde ilk savunma Kürtçe olduğu için dört buçuk dakika sürmüş. Biz de bunu tüm filme yaymak istedik. 7 bin kişinin 35 yıl ile yargılandığı bir davadan söz ediyoruz. Ama savunma aralığı dört buçuk dakikadır. Bunu bir anlamda izleyiciye göstermek istedik. Dakika ve saniyeyi filmin üst bölümüne yazmaya karar verdik.“


‘Kesilen sesleri hissettirmek istedik’
Belgesel, izleyicisini mahkemelerde Kürt siyasetçilerin yaşadıklarına yakınlaştırıyor. Yönetmenler Yazar ve Çelik, böylesi güncel bir konunun tercih edilmesini şöyle anlatıyorlar: „Belgesel, Kürt sorununun tarihsel olayların anlatımına hapsedilip, bugünün sorumluluğundan koparılmasına karşı bir tepki anlamı da taşımaktadır. Olayın güncel olması güvenlik sorunu yaratsa da, bugünü belgelemek belgeselciliğin kimliğine dahildir. Hele bu topraklarda muhalif bir sinema kamerasına sahip olmak, bir anlamda savaş muhabirliği yapmak kadar zordur. Çünkü kamerayı güvenlik bariyerlerinin güvenli yanına değil, cepheye kurup kendi kaynaklarını kullanmak zorundasın.“
„Dengê Derî“ belgeselinin en dikkat çeken kısmı ise, yapılan röportajlar bitmeden önce sesin kesilmesi ve bir konuşma olmasına rağmen sesin duyulmuyor olmasıdır. Buna ilişkin bilgi veren Fırat Yazar ise, yöntemin izleyiciyi rahatsız etmek amacıyla yapıldığına dikkat çekti. Yazar, „Çünkü KCK duruşmalarında hakimlerin yaptığı bir şeydir. Kürtçe konuşmaya başlar başlamaz oradaki insanların sesleri kesildi. Bunu izleyiciye hissettirmek istedik. Söyleşinin bir yerinde sesi kesmek yeterince bir izleyiciyi rahatsız edebilecek bir şey“ şeklinde anlattı.
Mayıs 2012’de biten belgesel, ilk olarak FilmAmed’in açılışında gösterildi. Ayrıca FilmAmed’te ikincilik ödülü olan Jüri Özel ödülünü aldı. Belgesel, İstanbul Uluslararası Documentarist Festivali’nde de gösterildi. 

SUNA KÖSE