Sivil Kürtleri kırma, savunmasız Kürdistan’ı yakıp yıkma ile babalananlar Bolu, Kayseri, Sarıkamış’taki birlikleri ve Deniz Gücü piyadelerini sevk ettiği Bab’da dursun; biz konumuza bakalım:

Kürtler, kapılarına dayanan, yollarına çıkan, özgürlüklerine dadanan pusucu bela ve belalıyı anlatan bilgeler (ata) sözüyle, “xwîna wî ketiyê kevçiyê min" (Kanı kaşığıma doldu) diye niteliyorlar.

Kürtler, kaşıklarına dolan belayla uğraşırken, son yıllardaki evrime kadar, hiç bir şekilde, “iyi yürekli Türk” tipiyle karşılaşmadılar. Dünyanın altta kalmışlarını da kurtarmaya aday Türk aydınları, kendi kanı içinde yatan Kürtleri asla görmediler. Gördüklerini de “Atatürkümüz, gerici feodallerle savaşıyor" diye anlattılar.

Ulu şairler, yazarlar, acı çeken dünya çocukları için ağıtlar yazdılar. Ana süngünün ucundaki bebeklerin çığlıklarına kulaklarını tıkadılar. Edebiyatçılar, Kürtleri gülünç figürler işlediler.

Kürdistan yanarken, Türk sokakları bugünkü gibi hep kör, sağır ve dilsizdir. Türk devleti ise hep gaddardı. Mesela günümüzde, Suriye’den gelen IŞİD’çilere kucak açan Türk devleti, Kürt Belediyelerinin Şengalliler için açtığı kampı yerle bir ediyordu.

Türklerin tarihin başladığı İttihat ve Terakki’den beri, ihtiyaçları olduğunda, Kürtlere karşı “iyi yürekli insan" rolü yaptılar.

Kürtler, İttihatçılatın özgürlük büyüsünün ardından giderek, onlara destek verdiler. Ancak, bir sabah, uyandıklarında, “kurtarıcılar"ın, “kaşıklarında kan" keseği kesildiğini şaşarak gördüler.

Kürdistan’da, ilk defa askerliği, vergi ödemeyi ve okullarda Osmanlı dili ile eğitim görmeyi, onlar zorunlu kılmıştı.

Kandırılıp dolandırılan Kürtler, “kaşıktaki kanı" temizlemeye çabalarken, İttihatçılar tarih sahnesinden kaymış, onların “B takımı" olan Kemalcilerin ışıltısı parlamaya başlamıştı. 

Onlar, olağanüstü derekede “insan" ve şaşırtıcı biçimde özgürlükçüydüler. Şefleri, tarihe not düşüyor, Kürtlere “özerklik sözü" gazetecilere dikte ettiriyordu.

Kürtler, bu olayın büyüsüyle, mutluydu. Kemalistler de memnun…

Çünkü, Kürtlerin yanlarına almış, onların desteğiyle, bir devlete sahip olmuş, Saraylara, Köşklere yerleşmişlerdi.

Fakat, Kürtlere ihtiyaçlarının kalmadığı gün, fermanlarla tepelerine inmiş, ilk hamlede yok sayılmış, binlerce yıllık geçmişleri silinip emirle Türk yapılmışlardı.

Türk bir kere daha kaşıktaki kandı…

Tuzaklar, baskınlar, tutuklamalar ve uyandırılan tepkiden sonra kırım, kan ve yangının sesi…

Atatürk ve İnönü’den sonra, iktidara yürüyen DP, eski başkaldıranlar ve yakınlarını milletvekili yapacak kadar “iyi yürekli Türk"tü.

33 Kürt’ü kuşuna dizen, rejimin tabancası General Mustafa Muğlalı’yı bile yargılayıp hapse koymuş, içerdeyken çıldırmış, sonra ölmüştü.

Ancak, İttihat ve Terakki’den beri, Türklerin Kürtlere karşı oynadığı insani rol, işini görene kadardı. İşleri bitince, AKP’nin yaptığı gibi Kürtler düşmandı.

Cumhurbaşkanı da eski bir çeteci olan ve çetecilerle dolu DP iktidarı da, iktidarının ikinci evresinde, Kürt düşmanlığı öze dönüyordu.

Demirel, onu takiben Ecevit, Özal ve Erbakan, Tansu Çiller ve CHP türevleri, oy toplama pazarında gülümseli baktılar Kürtlere.

Ancak, icraatte zalimliği elden bırakmadılar. 1980’lerin sonlarıyla 2000 arasındaki süreçte, Kürdistan’ı zindana, ölüm, yangın ve yıkım tarlalarına çevirdiler.

Sonra, Türk sağının en dipten gelenlerinin toplandığı AKP, dönemi başladı. Bunlar, utanmayı henüz bilmiyorlardı. Ama mugalatada ustaydılar. Gözlerin içine baka baka yalan söylemeyi iyi biliyorlardı.

Zalimdiler. Türk tarihininde, “dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz" demede ilktiler.

IŞİD dininin kindarlığını, Kürdistan’da sergilediler.

Oysa, Kürt oyu pazarına ilk daldıklarında, son derece “insani" edalıydılar. Irkçılığı reddediyorlardı. İslama sarılıyor, gördükleri camiye dalıp namaza duruyor, Reisleri Recep Tayyip, meydanlarda, “biz her türlü milliyetçiliği ayağımızın altına aldık" diye bağırıyordu.

Ama, her rolün, yapaylığın bir sonu vardı. Onlar da, sonunda özleri olan Türk ırkçılığına döndüler.

Kur’an bir yana, İslam kardeşliği öte yana savruldu. İçeride rehine tutulanlar bir yana, yer yüzündeki bütün Kürtlere savaş ilan edildi. Rojava kuşatma altına alındı.

En garibi, baktıklarını göremiyor, Kürtlerin büyük uyanışla, müttefikleri de olan bölgesel güç olduğundan habersizdiler.

Aptallık bu ya, Kürtleri katiline, talancı, yurt hırsızına aşık “eksik akıllı" sanıyorlardı.

Oysa kaşıktaki tiksinç, ecelin kanıdır.