Kürt halkının, Türk devleti ve onu yöneten Erdoğan’ın sömürgeci zihniyeti aşıp Kürt sorununu çözeceğine dair inancı kalmamıştır. Erdoğan’ın izlediği yanlış Kürt politikası, AKP’yi Kürdistan’da bitirdi, Türkiye’de de tek başına iktidar olmaktan çıkardı. Gelinen mevcut aşamada sömürgeci Türk devletini yöneten her kimse, artık bir karar vermelidir. Ya sahiden gerçek bir çözüm süreci geliştirecek ya da Kürtler artık kendi başlarının çaresine bakacak.
Devletin iktidarcı ve şiddetçi genleri ile toplumun demokratik ve özgürlükçü genleri birbiri ile sürekli çelişmektedir. Özellikle de ulus devlet rejimleri, toplumun sırtında yaşayan kanserli urlar gibidir. Toplumun kanını, canını, emeğini emer de emerler. Bir de ‘geçimini, güvenliğini, kendini yönetme iradeni, kısacası hayatını her boyutta bana teslim et’ derler topluma. ‘Ben devlet olarak geçimini de, güvenliğini de, yönetimini de sağlarım. Sen merak etme, yeter ki sen bana hizmet et” derler vatandaşa.
İşte hep beraber görüyoruz devletin kendine bağımlı kıldığı vatandaşın durumunu. Kendi kimliğine, diline, kültürüne, düşüncesine sahip çıkan, varlığını bu şekilde anlamlı kılan vatandaşın hayatına ve canına nasıl kastettiğini hep beraber görüyoruz. Artık sadece Kürtlere de değil, Kürtler dışında demokrasi ve özgürlük isteyen, sol sosyalist düşünceden, yine diğer halklardan ve inançlardan insanları da hiçbir kaygı gütmeden Pirsus’da, Amed’de, Gezi’de, Roboskî’de, Silopî’de olduğu gibi katletmektedir. Yetmedi, elini sınırların ötesine de uzatmakta ve ta Güney Kürdistan’ın Zergelê köyündeki, kendi halinde yaşam süren sivil insanların başına tonluk kazan bombaları atmakta.
Zergelê köylülerinin olay ardından inceleme amaçlı köye giden HDP heyetine verdiği bilgiler arasında çok önemli hususlar var. Çünkü kendileri bölgedeki tüm savaş ve çatışmalara tanıklık etmiş insanlardır. Türk devletinin geçmişten beri imha amaçlı geliştirdiği sınır ötesi operasyonlara, yine İran devlet rejiminin karadan ve havadan operasyonlarına, Saddam döneminin bombardımanlarına tanıklık etmiş insanlardır. Geçmişte KDP ve YNK’nin, Kürt Özgürlük Hareketine karşı yürüttüğü bırakûjî savaşına da tanıklık etmiş insanlardır. Zergelê köylüleri, aslında denenmiş, sınanmış, defalarca ıspatlanmış bilimsel bir tespitte bulunmaktadırlar. “Bu iş böyle çözülmez” demektedirler. Bu sorun, türlü türlü devlet ve orduların askeri operasyon ve bombardımanlarıyla çözülmez, diyorlar. Yüreği acı dolu ama bir o kadar da onurlu Zergelê köylülerinin ulaştığı bu kanaate, maalesef savaş ve şiddetten geçinen cahil devlet aklı erememektedir.
Kürt halkı şimdiye kadar kendi sorununu, içinde yaşadığı devletlerle çözme yaklaşımını esas almaktaydı. Rojava’da böyle gelişti. Şimdiye kadar Bakur’daki arayışlar da bu minvaldeydi. Ancak Türk devleti sorunu birlikte çözmeye yanaşmamaktadır. 2012’den beri Türkiye’yi yöneten AKP Hükümeti Kürt halkında ve demokratik kamuoyunda bir beklenti oluşturmaya çalıştı. Çeşitli adlar altında çözümü dillendirdi. Ancak çözüm adına çözümsüzlük siyaseti yürüttüğünü Kürt halkı ve Türkiye demokratik kamuoyu artık çok net görüyor.
Erdoğan ve partisi AKP’nin kandırmaya dayalı ikiyüzlü çözümsüzlük siyaseti karşısında Kürtler, şimdiye kadarki çözüm yöntemlerini gözden geçiriyorlar. Devlet ve oluşacak yeni hükümet, bu şekilde devam ederse o zaman Kürtler de, sistem içi çözüm yöntemlerinden vazgeçer ve kendi siyasal demokratik sistemlerini geliştirirler. Kürt Halkı bu konuda çözümsüz değildir. Kendi çözümünü kendi demokratik karar mekanizmalarında, kendi demokratik platformlarında geliştirme gücüne ve iradesine sahiptirler. Çünkü Kürt halkı, eski tarihinde olduğu gibi politik ve demokratik gücünü yeniden kazanmıştır.
Yaşadığı bölgelerde politik ve demokratik gücüne, kültürüne kavuşmuş bir halktır. Çünkü kırk yılı aşkın bir süredir kendi demokratik politik yaşam ve kimlik hakları için savaş ve mücadele içindedir. Hesaplanamayacak düzeyde manevi ve maddi bedeller ödemiştir. Bu bedelleri elbette boşa gitmemiştir ve gitmeyecektir. Kürt halkı bu yönlü haklarına ve ödediği bedellerine sahip çıkacak iradeye sahiptir. Rojava’da bunun politik demokratik toplumsal sonuçlarını tüm dünya izlemektedir. Bakur’da da benzer sonuçların doğması an meselesidir.
Bakur halkı da Rojava halkı gibi kendi öz yönetimini, öz savunmasını ve öz ekonomisini artık neden kendisi örgütlemesin ki. Devletin sömürgen yapılarına muhtaç konumdan çıkmanın, kendi varlığını ve özgürlüğünü garantiye almanın tek yolu budur. Kürtler, kan emici devlet ve hükümetleri artık buna razı etmek zorunda değildir. Razı olursa ne ala ama Kürtlerin varlığını ve özgürlüklerini, yine demokratik güçlerin sol sosyalist düşüncelerini, halkların ve kültürlerin çeşitliliğini kabul etmeye razı olmayacaklarını sömürgeci devlet ve onu yöneten Erdoğan; Amed’de, Pirsus’da, Gezi’de, Roboskî’de, Güney’in Zergelê köyündeki kazan bombalarının şiddetinde bağıra bağıra ilan etmiştir. Son bir kaç gündür de Silopî’den başlayarak yaptığı katliamlarla faşist geleneğini tekrar güncellemiştir. Bunun karşısında en başta Kürtler olmak üzere, Türkiye’de bu tekçi rejime ve faşist geleneğe mahkum bırakılan demokratik güçlerin, kendi kaderleri hakkında kendi demokratik kararlarını vermek dışında bir çaresi kalmamıştır. Çünkü devletin varlığı topluma hizmet amacından çoktan çıkmış, toplumu yutan ve katleden bir canavara dönüşmüştür. Devlet-toplum denklemini bu bakımdan demokratik toplum ve halklar lehine acilen çözmek gerekmektedir. Bu da Silopî’de başlayan halk direniş ruhunu sahiplenmekten geçer. Çünkü Silopî’deki halkın direniş ruhu, devletin yıllardır uyguladığı siyasi soykırıma, faşist uygulamaya boyun eğmemenin ruhudur.