YEK-KOM bu günlerde; ‘KÜRT KİMLİÐİNİN RESMİLEŞMESİ’ kampanyası başlatmış bulunuyor. Basın/yayın organlarımızda hemen hergün bu kampanyayı destekleyen makale / görüş vb. yeralmaktadır. Geçen gün; ülkede ve burada ağır bedel vermiş sevilen bir yurtsever telefon ederek sessizliğimi eleştirir mahiyette “Bu önemli bir kampanyadır. Yarın yakınında bir tanıtım toplantısı var. Ona katıl düşüncelerini belirt ve ayrıca bu konuda özellikle İnsan Hakları kapsamında bir yazı yaz!“ ricasında bulundu. İnsan Hakları çerçevesi değince aklıma bir derginin toplatılmasına neden olan bir yazım geldi.
Mart 2010 tarihinde bu gazetede ‘Zindan (Kürt) Çocukları’nın Çocuk Hakları’ başlıklı bir yazım yayınlandı. Türkiye’de basılan Güney Dergisi Çocuk Hakları Haftası nedeniyle bu yazıyı 53. sayısına koydu. Dergi daha matbadayken Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yasaklama talebi üzerine Mersin 2. Sulh Ceza Mahkemesi 19 Ağustos tarihinde bu sayının tamamının toplatılıp, el konulmasına ve dağıtımının yasaklanmasına karar verdi. Gerekçe: Derginin 30. sayfasında Zindan (Kürt) Çocukları’nın Çocuk Hakları başlıklı yazının TCK’nın 4. kısım 3. 4 ve 5. bölümlerinde düzenlenen millet ve devlete karşı işlenen suçlar ile TMY’nın 7. maddesinde öngörülen örgüt propagandası yapıldığı kanaatının oluştuğu…
Bahsedilen yazının başlığından da anlaşılacağı üzere işkenceden geçirilerek zindanlara doldurulan binlerce Kürt çocuğuna yapılan kötü muameleyi, TC’nin altına imza koyduğu, Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Hakları Bildirisi ile karşılaştırarak Evrensel Hukukun ne denli ayaklar altına alındığına işaret etmiştim. TC’nin iki yüzlülüğünü sergileyen bu yazının yargılanması egemenlerin kağıt üzerine geçirdiği insan hakları, özgürlük ve demokrasi ifadelerinin sadece bir göz boyama olduğunu ve kendi çıkarları doğrultusunda işlettiklerini ortaya koymaktadır.
Bu girişten sonra hemen belirtelim ki İnsanlık Ailesi’nin yüzyıllar süren ve büyük bedeller ödeyerek kazandığı ve egemenlerce kağıt üzerine geçirilen dilden düşürülmeyen o cicili/bicili İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler ile alakalı belgeler sadece küflü raflarda kalmaktadır. Somut örneği bu yüzyılda Kürtlerin böyle bir kampanya başlatmak zorunda bırakılmalarıdır. Bu; yaşlı Avrupa’nın kara bir lekesidir. 1945 yılından başlayarak Birleşmiş Milletler Çerçevesinde Benimsenen Temel Hak ve Özgürlüklere Dair Belgeler 100’ün epey üzerindedir. Türkiye dahil tüm üye devletler bunda taraftır. Hayata geçirme sorumlulukları vardır. Ama diğer yanda onların çıkarlarını koruyan kendi yasaları/yasakları vardır. Bunlar egemenlerin fermanlarıdır. TC dahil bugün birçok ülkede işleyen; Evrensel Hukukla alakası olmayan bu  baskı, sindirme ve kıyım aygıtlarıdır.
Açık örneği iktidar sarhoşu Tayyip Erdoğan’ın sarıldığı kara kitabıdır. Erdoğan “Bizim kitabımızda bizim vermediğimiz hakları talebeden çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hastalar, özürlüler katledilebilir/edilmelidir… Bize hizmet etmeyen doğa yokedilebilir/edilmelidir. Hak isteyen direnişçilere topyekün katliam uygulanabilir/uygulanmalıdır. Saltanatımın devamı için kan gövdeyi götürüyorsa/ götürmelidir...” diyor.
Günümüzün acımasız zalimlerinden olan Kasımpaşalı Sultan(!) Recep’in kitabının özü onun diktatörlüğüne geçit vermeyen 20 milyon Kürtle birlikte hakları gasbedilen tüm halklar/haklar yokedilebilir/edilmelidir. Dehak örneği kana doymuyor. Planlı bir soykırım karşısında silaha sarılmaya zorlanmış direnişçileri yoketmek için Kürdistan coğrafyasını acımasızca bombalıyor. Ruhsatlı eşkiyaları zehirli gazlarla sokak direnişlerini kırmaya çalışırken hukuk cellatları Sultan’ın kara kitabıyla zindanları dolduruyor. Tek umut zulüm görenlerin ayağa kalkarak direnmesidir. Adım adım zafere yaklaşan Kürtler onlarca yıldır bunun ağır bedelini ödüyor.
Avrupa Kürtler’inin KİMLİK KAMPANYASI sadece TC’nin inkar/imha politikasına karşı değil, aynı zamanda Kürdü yok sayarak Kürdistan’ı çıkar ortaklarına peşkeş çeken Lozan katliamına ve katliamcılarına karşı da onurlu bir duruştur. Bu inkar ve imhanın o günkü suç ortakları emperyalist güçler bugün gözdağı ile bu onurlu direnişi kırmaya çalışmaktadırlar.  Genelde Avrupa, özelde Almanya yıllardır yaşanan zulmün ve katliamların boyun eğdirmediği Kürdistan Özgürlük direnişinin kopmaz parçası Avrupa Kürtlerini vatandaşlık belgesi gibi kirli madalyalarla teslim almaya çalışıyor. Kürtler o kölelik madalyalarını çöpe attıklarını muhakkak göstermelidir.     
Önderliğin tanımıyla Avrupa’daki Kürtler Kürdistan’ın 5. parçasıdır. Dört parçada yediden yetmişe Kürtler korkunç bombalara ve bombardımanlara göğüs gererek ölüm kalım savaşı verirken 5. parçanın sessiz kalması düşünülemez. Zindana dönüştürülmüş Kürdistan’da direnenlere ve direnirken toprağa düşenlere layık olmak zorundadır. Bu kampanya, kimliğinin tescili olan anadilinde savunmada direnen yüzlerce zindan direnişçisinin (siyasi rehinelerin) onurlu direnişini selamlamadır. Ve herşeyden önce Lozan’ın o kara lekesini boy verdiği yerde (Avrupa’da) mahkum etmenin ve çöplüğe gömmenin zamanıdır. Güçlü bir kimlik kampanyası/ kazanımı gerçek/doğru haber kaynağı olması nedeniyle sadece Kürtler’in değil, geniş halk yığınlarının izlediği ROJ TV’ye yönelik kirli pazarlıkları/komploları da boşa çıkaracaktır.
Kentlerde, kentlerin semtlerinde hatta mahallelerde kimlik tanıtım/destekleme komiteleri oluşturulmalı, yeri/duruşu ne olursa olsun her Kürde muhakkak ulaşılmalıdır. Sorumluluk hisseden her Kürt bir tanıtım komitesi oluşturmalıdır. Kampanya sokaklar, okullar ve işyerleri dahil yaşamın her alanına yaydırılmalıdır.
Önderliğin Özgürlüğünü ve Demokratik Özerkliği; ölümsüz Ahmet Kaya’nın ’KÜRDÜZ SONUNA KADAR!’ coşkusuyla 19. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ni bir bayram/zafer havasına dönüştürerek ülkenin dört parçasındaki serhildanları selamlamanın tam da zamanıdır!