
Türkiye’nin, Kürtlerin hak kazanmasının önüne geçmek için Suriye konusunda aktif politika izlediğinin artık herkes tarafından anlaşıldığını söyleyen KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Türkiye’nin bu politikaları, değişecek ve demokratikleşecek Suriye gerçeğiyle ters düştüğünü kaydetti.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık’ın Suriye konusundaki sorularımıza yanıtları şöyle:
Suriye konusunda Türkiye en sert dili kullanan ülke olarak dikkat çekiyor. Annan Planı’na rağmen tampon bölge tartışmaları da gündemdeki yerini koruyor. Kürtlerin pozisyonu da dikkate alındığında Suriye’de dengeler ne yönde değişiyor?
Suriye’de iktidarın artık eski karakteriyle ayakta kalması mümkün değildir. Suriye değişmek zorundadır. Eski iktidar bloklarıyla Suriye rejiminin ayakta kalması düşünülmüyor. Şimdi tartışılan, bu değişimin hangi karakterde olacağıdır. Bu konuda Kürtlerin konumu stratejiktir. Suriye’de rejim değişecek, ama demokratik bir rejim mi olacak, yoksa eski otoriter iktidar blokları gidecek, onun yerine yeni koşullarda demokratik olmayan yeni bir iktidar bloğu mu iktidara gelecek?!
Şu açıktır: Kürt sorunu çözülmediği takdirde Suriye’deki değişim sadece bir iktidar değişiminden öte bir sonuç doğurmayacaktır. Bu açıdan Kürtlerin konumu stratejiktir. Kürtlerin demokrasi mücadelesiyle varlığının ve demokratik haklarının kabul edilmesi, kendi kendini yönetmesi doğrudan Suriye’nin çoğulcu bir yapıya kavuşması anlamına gelecektir. Kürtlerin kendi demokratik yönetimini kazandığı bir Suriye’de bütün etnik ve dinsel topluluklar özgürlüğüne kavuşacaktır. Ama Kürtlerin varlığını ve kendi kendini yönetmesini tanımayan bir iktidar değişimi ortaya çıkarsa bu, Kürtlere hak vermemek, Kürtlerin demokratik özyönetimini tanımamak için bütün etnik ve dinsel toplulukların bu yönlü haklardan mahrum edilmesi biçiminde bir sonuç ortaya çıkaracaktır. Bu açıdan da Suriye’deki değişim mücadelesinin hangi yöne evrileceği, Kürtlerin örgütlülüğü, yürüttüğü mücadele, kendi demokratik haklarını yeni oluşacak Suriye’de kabul ettirip ettirmemesiyle belli olacaktır.
Tabii ki Kürtlerin Suriye’de kendi özyönetimlerini kazanmaları, burada siyasal mevziler elde etmeleri bütün Kürdistan parçalarını etkileyecektir. Özellikle de çok uzun sınırı olan Türkiye, Kürtlerin Suriye’de hak kazanmasından doğrudan etkilenecektir. Eğer üç milyona yakın Kürt’ün yaşadığı Suriye’de Kürtler özyönetim hakkı kazanıyorsa, 20 milyonun üstünde Kürt’ün yaşadığı Türkiye, Kürtlerin kendi kendini yönetmesi ve demokratik özerklik hakkının tanınması konusunda sıkışma yaşayacaktır. Türkiye’nin demokratik özerkliği reddetmesi zor hale gelecektir.
Türkiye, Kürtlerin hak elde etmemesi için Suriye’deki değişim sürecinde etkili olmak istiyor. Bu açıdan da İhvan-ı Müslim’e dayanmış bulunmaktadır. İhvan-ı Müslim’in şu andaki en güçlü dayanağı Türkiye’dir. Türkiye Mısır’daki, Libya’daki, Tunus’taki gelişmeleri görerek daha baştan İhvan-ı Müslim’i destekleyip Suriye’de oluşacak yeni rejim üzerinde etkili olmayı, böylece de Kürtlerin hak kazanmasının önüne geçmeyi hesaplamıştır. Türkiye’nin Suriye’de bu kadar etkili olmak istemesinin, herkesten daha aktif ve sert bir tutum içinde olmasının başka bir izahı yoktur. Türkiye’nin Suriye’de etkin olarak siyasi ve ekonomik avantaj kazanmak istediğini, en fazla da Kürtlerin hak kazanmasının önüne geçmek için böyle bir aktif politika izlediğini artık herkes anlamış bulunmaktadır.
Türkiye’nin bu politikaları, değişecek ve demokratikleşecek Suriye gerçeğiyle terstir. Yeni Suriye bir Mısır gibi olamaz, bir Libya gibi olamaz, hatta bir Tunus gibi bile olamaz. Yeni oluşacak Suriye çoğulcu, farklı etnik ve dinsel topluluklara demokrasi içinde kendi kendilerini yönetmelerini, etkili olmalarını tanıyan bir Suriye olmak durumundadır. Suriye’de Kürtler var, Aleviler var, İsmailliler var, Ermeniler var, Süryaniler var, Dürziler var. Bütün bunlar toplumun yarısına yakınını teşkil etmektedir. Demokrasi bir yönüyle de farklılıkların haklarını tanıma anlamına geldiğinden bu farklılıkların hakları tanınmadan, özgürlükleri, demokratik özerk yönetimleri tanınmadan Suriye’nin demokratik olacağını kimse iddia edemez. Bu açıdan Türkiye’nin İhvan-ı Müslim’in baskın güç olmasını istemesi, demokratik Suriye istememektir. Belirli bir çoğunluğun bütün farklılıklar üzerinde egemenlik kurduğu yeni bir Suriye kaçınılmaz olarak otoriter olacaktır.
Böyle bir iktidar yapısı Suriye gerçeğine uygun olmadığı gibi Ortadoğu gerçeğine de uygun değildir. Suriye’nin etrafında çoğulcu bir yapı vardır. Lübnan bu yönüyle çoğulcu bir yapıyı ifade etmektedir. Lübnan’da geçmişte çok büyük savaşlar yaşandığı dikkate alındığında ancak farklı etnik ve dinsel toplulukların Suriye siyasetinde varlığını hissettirdiği bir siyasal sistem bölgede istikrar sağlamada rol oynayabilir. Yoksa istikrar bozucu bir etki yapar. Hele Selefiler ve El-Kaide’nin de Suriye’de etkili olmak istedikleri düşünülürse Suriye’deki yeni rejimin nasıl olması gerektiği daha kritik bir konu haline gelmektedir. Kuşkusuz İhvan-ı Müslim de yeni Suriye’nin demokratik sistemi içinde tamamen yerini almalıdır. Geçmiş Baas rejimi dönemindeki gibi bir dışlama, bir ezme politikası olmamalıdır. İhvan-ı Müslim de, siyasal İslam da mevcut sistem içinde herhangi bir güç gibi yerini almalıdır, dışlanmamalıdır.
Türkiye, Kürtler yararlanır diye Suriye’nin çoğulcu, gerçek anlamda demokratik bir ülke olmasını istemiyor. Tutumuyla, duruşuyla, politikalarıyla bunun önünde engel oluyor. Şu anda aslında Suriye’nin demokratikleşmesi ve demokratik karakterde bir muhalefetin gelişmesi önündeki en önemli engel Türkiye’dir. Türkiye’nin şu andaki karakteri olmasaydı Suriye’deki muhalefet daha demokratik karakterde olacaktı. Ulusal Konsey denen muhalefet daha kapsayıcı ve demokratik olabilecekti. Bu da Suriye’de büyük kayıplara yol açan krizin kısa sürede bir demokratik Suriye yönünde sonuçlanmasını beraberinde getirecekti. Ancak mevcut Türkiye’nin politikaları bir yönüyle de muhaliflerin demokratik karakterde güç olmasını engellediğinden, demokratik karaktere kavuşmasını zayıflattığından rejimin ömrünü uzatmaktadır. Rejim zaten Selefilerin, El-Kaide’nin varlığına ve ihvan-ı Müslim’in demokratik olmayan karakterine dayanarak kendisine meşruiyet kazandırmaya ve varlığını bir süre daha sürdürmeye çalışmaktadır. Yaşanan durum budur. Rejim, haklı olarak Suudi Arabistan mı, Katar mı, Türkiye mi, İhvan-ı Müslim mi demokrasiyi getirecek diyerek varlığını sürdürmektedir. Bu açıdan Türkiye’nin politikası gerçekten Suriye’nin demokratikleşmesi önünde engel durumdadır.
Türkiye tampon bölge kuracağım diyor. Kriz ve çatışmaları derinleştirmesinin nedeni budur. Annan Planı’nın daha baştan etkisiz kalmasında Türkiye’nin politikaları etkili olmuştur. Türkiye, çözümden çok sorununun derinleşmesini ve çatışmaların kapsamlılaşmasını arzulayarak bir tampon bölgenin kurulmasını ve en uzun sınıra sahip ülke olarak kendisine rol verilmesini istemektedir. Ama Türkiye’nin politikası Suriye gerçeğine uymadığı için etkin olması zordur. Kürtlerin kazanım elde etmesini engellemeyi politikasının merkezine alması Suriye gerçeğine ters davranmaktır. Şu andaki Kürt politikaları dolayısıyla bölgede nasıl ki bir çıkmaza girmişse, nasıl ki kendi iç siyasetinde bir çıkmazı yaşıyorsa, Kürt sorununun çözümsüzlüğü Türkiye’nin iç ve dış politikalarını sıkıntıya sokuyorsa gelinen aşamada Suriye politikasını da sıkıntıya sokmuştur. Bütün çabalarını Kürtlerin demokratik hak elde etmesinin önüne geçmek için sarf eden bir Türkiye, Suriye’deki dengeleri dikkate almayan bir politika izlediğinden başarısız kalacaktır.
Kürtlerin yer almadığı bir demokratik muhalefetin başarılı olamayacağı görülmüştür. Kürtlerin Suriye’deki en dinamik demokratik güç olduğu da görülmüştür. Eğer demokratik bir Suriye gerçekleşecekse bunda Kürtlerin etkin rol oynaması gerekir. Kürtlerin rol oynadığı bir Suriye’de kesinlikle demokratikleşme kaçınılmaz hale gelecektir. Suriye krizinin ilk başlarında İhvan-ı Müslim merkezli bir değişim çok fazla dillendiriliyordu. Gelinen aşamada artık Kürtlerin demokratik haklarının ve demokratik özerkliğinin tanınması temelinde yeni ve demokratik bir Suriye’nin oluşabileceği düşüncesi ağırlık kazanmaktadır. Suriye’deki en dinamik demokrasi güçleri Kürtler, Aleviler, Dürziler, İsmailliler, Ermeniler, Süryaniler, emekçiler ve kadınlar olduğundan böyle geniş yelpazedeki demokratik bir muhalefetin, demokratik bir hareketin yeni bir Suriye’nin ortaya çıkmasında en dinamik ve en etkili güç olacağı giderek daha iyi anlaşılmaktadır. Böyle bir eksen etrafında muhalefet birleşirse, yani bu farklılıkların demokratik haklarını, özgürlüğünü tanıyan bir muhalefet oluşursa Suriye’nin demokratikleşeceği daha iyi anlaşılmıştır.
Tabii ki İhvan-ı Müslim de, şu andaki Ulusal Konsey içindeki muhalifler de yeni oluşacak Suriye içinde yerini almalıdırlar. Ama Suriye’nin demokratikleşmesinin özü olan bu farklılıkları esas alan bir demokratik muhalefet Suriye’nin geleceğine yön verecektir. Nitekim dengeler de bu yönde değişmektedir. İlk başlardaki o sesi çok çıkan muhalefet yerine farklı etnik ve dinsel toplulukların da güç olacağı ya da demokratikleşmenin en temel bileşenleri olacağı yeni bir Suriye’nin şekillendiği görülmektedir. Kuşkusuz Suriye sadece bunlardan meydana gelmiyor, ama demokratik Suriye esas olarak da bu bileşenlerin sistem içinde etkin olarak yer aldığı bir Suriye olacaktır.
Annan Planı’nın böyle bir Suriye’ye imkan verme karakteri ve potansiyeli vardı. Çatışmasızlık ortamında daha geniş bir yelpazede demokratik bir muhalefetin ve iktidar alternatifinin ortaya çıkma imkanı artacaktı. Ancak hem mevcut iktidarın hem de Suriye’yi kendi hakimiyetlerinde görmek isteyen muhalif güçlerin Annan Planı’nı güç ve taktik savaşları haline getirmeleri bu şansı giderek ortadan kaldırmaktadır. Ancak ister mevcut iktidar, ister iktidarı kendi tekellerine almak isteyen yeni güçler bu politikalarıyla istedikleri sonucu aklamayacaklardır. Sonuçta yine geniş yelpazede demokratik bir muhalefet olan güçler Suriye’nin kaderini belirleyeceklerdir. Özcesi Kürtlerin de içinde yer aldığı daha geniş yelpazedeki demokratik muhalefetin yeni Suriye yaratma şansı ve imkanı tüm diğer güçlerden daha fazladır. Hatta eninde sonunda Ulusal Konsey içindeki muhalif güçlerin önemli bir bölümü de bu gerçeği görerek tutumlarını değiştirip demokratik Suriye mücadelesi içinde yer alacaklardır.
Bu kriz çerçevesinde Kürtleri bekleyen tehlikeler nelerdir ve buna karşı nasıl bir strateji benimseyebilirler?
Kürtler Suriye’nin en canlı, en demokratik gücüdür. Bunu bütün dünya görüyor. Şimdi Kürtler açısından önemli olan tabii ki birlik sağlamalarıdır. Suriye’deki demokratik Kürt hareketinin ortak tutum sağlayacak bir anlayışa sahip olması gerekmektedir. Eğer böyle olunursa Suriye’nin dönüşümünde Kürtleri dışlamak mümkün değildir. Kürtlerin demokratik özerkliğini tanımak zorunda kalacaklardır. Ama ortak davranmazlarsa Türk devleti zaten parçalamak istiyor. Yine çeşitli Kürt partileri Suriye’nin en demokratik dinamiği olan PYD’yi dış güçlerin desteğiyle, hatta Türkiye ile ilişki içinde yeni oluşacak Suriye’de saf dışı etmek istiyorlar. Bunlar tehlikeli yaklaşımlardır. Hem Türkiye’nin yaklaşımları hem de bazı Kürt gruplarının kendilerini topluma dayanarak değil de çeşitli dış güçlere dayanarak güç yapma yaklaşımları tabii ki Kürtler açısından tehlikeler arz etmektedir.
Kuşkusuz Suriye’deki Kürt demokratik hareketi küçük-büyük demeden bütün siyasi güçleri ortak mücadele içine çekmelidir. Bir birleşmede küçük güçler de dışarıda bırakmamalıdır. Kürtleri güçlü kılacak, özgür iradeye kavuşturacak, Suriye’deki demokrasi mücadelesinde daha etkin bir mücadeleye kavuşturacak, daha etkin davranmasına yol açacak bir zihniyetle, bir anlayışla, ortak hareket etmeleri önemlidir. Bunu sağlarlarsa Kürtlerin Suriye’deki değişimde, demokratikleşme mücadelesinde belirleyici güç olacakları açıktır. Çünkü en dinamik güç Kürtlerdir. Suriye’nin demokratikleşmesine en fazla katkı sunan, demokratik zihniyete en yatkın güçtür. Yediden yetmişe herkes bu toplumsal mücadelenin içindedir. Özellikle de kadın hareketinin gelişmesi, güçlenmesi Suriye’deki demokratikleşmeye de önemli güç katacaktır. Bu açıdan Suriye’deki Kürtler ortak hareket ederek kendi taleplerini, programlarını ortak bir stratejiyle ortaya koymalıdırlar. Bu konuda herhangi bir güce angaje olmamaları gerekir. Birlik içinde iradeli ve bağımsız bir tutum ortaya koyarlarsa, Suriye’nin demokratikleşmesinde de, yeni Suriye’nin oluşmasında da herkesin dikkate alacağı bir güç haline gelirler. Böyle bir tutum içinde olan Kürtleri hiç kimse dışlayamaz. Bunun dışındaki her yaklaşım ya etkisiz kalmayı ya da bir güce yamalanmayı beraberinde getirir. Bu da ortaya çıkan tarihsel fırsatın demokratik bir statüyle sonuçlanmasında büyük zafiyet yaratır.
Kürtlerin ortaya koyduğu talepler ve demokrasi anlayışı aynı zamanda Suriye’nin demokratikleşmesi talepleridir. Kim kabul ederse zaten o Suriye’nin demokratikleşmesini kabul ediyor demektir. Kürtlerin ve diğer etnik ve dinsel toplulukların ortaya koyduğu talepleri kabul eden bir taraf kesinlikle Suriye’nin demokratikleşmesini isteyen taraftır. İster İhvan-ı Müslim olsun, ister mevcut iktidar olsun, ister başka bir güç olsun, kim olursa olsun Kürtlerin taleplerine olumlu yaklaşılıyorsa o demokratik bir tutum takınıyor demektir. Bu açıdan Kürtler hiçbir yere angaje olmadan, Suriye’nin demokratikleşmesini kim istiyorsa, gerçekten etnik ve dinsel toplulukların özgürlüğünü, demokrasisini kim tanıyorsa onunla Suriye’nin demokratikleşmesi konusunda ortak hareket edebilirler. Çünkü bu talepleri reddedenler zaten Suriye’yi demokratikleştiremezler. Mevcut iktidar bu talepleri reddettiği için zaten kendini değiştiremedi, otoriter bir rejim haline geldi. Eğer Kürtlerin bu taleplerini doğru anlasaydı, anlayışla karşılasaydı bu bir zihniyet değişimini ve bu temelde de politika değişimini, sistem değişimini beraberinde getirirdi. Ama bunu yapmak yerine, mevcut Suriye rejimi Türkiye’yle birlikte hareket ederek Kürt Özgürlük Hareketi’ni bastırmaya çalıştı. Niye otoriter karakterini sürdürdü, niye bu duruma düşüldü denilirse, bu Türkiye ile yaptığı bu gerici ittifaktan dolayıdır.
Suriye’de dengeler değişti, ABD farklı bir politikaya yöneldi. Türkiye bunu görünce bu defa Suriye karşıtı bir politika izledi. Bu, Suriye’nin otoriter olmasına karşı çıkmaktan değil, ABD’nin bölge politikalarından dolayı oldu. Öte yandan Suriye’deki hem dış hem de iç etkenlerden dolayı eski rejimin ayakta kalmayacağını görerek saf değiştirip ABD’nin tarafına geçerek ve Suriye içindeki İhvan-ı Müslim gibi belirli muhalif kesimlerle ortak hareket ederek yeni oluşacak Suriye’de etkili olup Kürtlerin haklarının önüne geçmeyi planladı. Dün mevcut Suriye rejimiyle ilişkisi de esas olarak Kürtlere tüm bölgede hak tanınmaması üzerine kuruluydu.
Mevcut Suriye rejiminin antidemokratik karakteri esas olarak Türkiye ile kurduğu bu ilişkilerin sonucuydu. Suriye rejimi hala bu gerçeği kavramış değildir. Türkiye ile ilişkisinin kendisini nereye getirdiğini göremeyecek kadar kördür. Halbuki kendisini geçmişte Türkiye ile yan yana getiren tamamen Kürt düşmanlığıydı. Kürt düşmanlığının Suriye’yi getirdiği nokta burasıdır. Bir zamanlar Irak’ta Kürt sorununu çözemeyenlerin başına gelenler ortadadır. Eğer bu konuda rejim ciddi adım atsaydı bu, zihniyet ve politika değişimi anlamına gelirdi. Bunu yapamadığı için kendisini demokratik temelde güçlendirip yeni koşullarda varlığını sürdüren daha geniş yelpazede bir iktidar bloğu haline gelememiştir.
Bugün Suriye’deki muhalefetin bir kesimi hala bu gerçeği anlamış değildir. Özellikle de Türkiye ile ilişkide olan kesimler Türkiye’ye dayanarak, başka güçlere dayanarak Kürt sorununu çözmeden Kürtler üzerindeki eski politikayı yeni koşullarda sürdüreceğini düşünmektedirler. Bu tabii gericiliğin başka bir biçimde devamıdır. Kürtler bunu da kabul etmemelidir. Buna karşı da açık tutum takınmalıdırlar. Kürtler Suriye’nin değişim stratejisinin, demokratikleşme yolunun Kürt halkının taleplerini kabul etmekten geçtiğini açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu yaklaşım içinde olmayan hiçbir güçle de bir siyasi ortaklık yapamayacağını açık ilan etmelidirler. Bunu yaparlarsa o zaman Suriye’nin gerçek demokrasi güçleri, dinamikleri daha hızlı bir biçimde ortaya çıkacaktır ve mevcut dengeler yerine tamamen Suriye’nin demokratik değişimini hedefleyen yeni ittifaklar, yeni dengeler ortaya çıkacaktır. Bu da Suriye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi yönünde sonuçlar ortaya çıkaracaktır.
AGİT ERDAL / BEHDİNAN