
100 yıllık özlem 1.Bölüm
Rojan HAZIM
Kürtlerin, Kürdistanlıların BİRLİK isteği tarihseldir. Sade yurttaştan mesleki, politik veya akademik kariyer sahibi kişiye kadar her Kürt, Kürdistanlı bu sihirsel sözcüğe vurgu yapar. Bunda mucizevi bir güç görür. Her derde deva derman, her kapalı kapıyı açan bir kilit olarak düşünür, öyle inanır. Hatta fetiş hale getirir bu BİRLİK olgusunu. Kürdün, Kürdistanlının yaşamında BİRLİK kuvvettir, galip gelmektir, her zorluğun üstesinden gelmektir. O nedenledir ki, ailede birlik ister, kabilede birlik ister, aşirette birlik ister. Modern zamanda örgütte birlik ister. Devlet olmak için de BİRLİK ister. BİRLİK bu derece hayatidir Kürt için, Kürdistanlı için. Peki haksız mı? Elbette değil. Kürt amiyane tabirle “bir ve beraber” olduğu zamanın “saadet devri” olduğunu bilir. Tarihte sahip olduğu, hep gururla bahsettiği adına “imparatorluk”, “mirlik” sonradan “cumhuriyet” dediği organize yapıların “halk” ve “millet” olma hüviyetini verdiğini ve bu değerleri yaşattığını anımsar ve özlemle yadeder. Hasıli kelam ilkel veya modern ama BİRLİK olduğu zamanlarda varolabildiğini, mevcudiyetini koruyabildiğini, etnik kimliğini sürdürebildiğini hatırlar Kürt ve Kürdistanlı. Tersinin yani birlik olmamanın, dağınıklığın, herkesin bir baş çekmesinin ne acılara, hüsranlara, yakım, yıkım ve trajedilere mal olduğunu hayatının içinden bilir. Kürt, Kürdistanlı birliğin hakkıyla varolmaya, tersinin yani dağınıklığın, keşmekeşliğin yok olmaya götürdüğünü bizzat yaşayarak gördüğünü haykırır.
Tüm Kürtlerin birlik konusundaki duygularının tercümanı ise bilge hoca Ehmedê Xani’dir [Hanili Ahmed]. Şöyle diyor:
Eğer birliğimiz olsaydı
Birbirimize bağlanabilseydik
Romlar [Türkler], Araplar, Ecemler [Farslar]
Hepsi de bize hizmetçi olurlardı
[O zaman -rh]
Tamamlardık dini ve devleti
Alırdık ilim ve hikmetin eğitimini
Kuşkusuz Kürtler bağımsızlık ve özgürlükleri için Türk, Arap ve Fars sömürgeciliğine karşı mücadelede zafer elde ettiklerinde ne Türkleri, ne Arapları ne de Farsları kendilerine “hizmetçi” yapmazlar. Xanî [Hani] o sözü yaşadığı dönemde bu devletlerin Kürtlere reva gördüğü köleliğe karşı direnişin, tepkinin bir ifadesi olarak söylemiştir ve öyle anlamak gerekir. Xanî’nin tespiti bir biçimde “empati”ye davettir. Yani “siz bizi hizmetçi yaptınız, biz de başa geçip sizi hizmetçi yaparsak nasıl olur” şeklinde de okunabilir. Netice itibariyle Xanî zulme karşı zaferin ancak birlik ile elde edilebileceğini Kürtlere vurgulamak istemiş, birliğin yaşamsal önemine dair mesaj vermek istemiştir. Ne yazık ki, Kürtler her fırsatta Xanî’nin bu sözlerine atıfta bulunsalar da pratikte gereğini yapmadılar bugüne dek.
Sade, ortalama veya donanımlı Kürt bu gerçeği yani birliğin ve birliksizliğin yolaçtığı farklı sonuçları bilir de neden çözücü bir pozisyon almaz?
İşte Kürtler, Kürdistanlılar dünden bugüne bu akılalmaz paradoksu yaşıyor.
“Birlik”te yaşamsallık
Bugün Kürtler yeniden bu birlik konusunu yüksek sesle konuşmaya başladılar. Tabii evveliyatı var bunun. Kürtler, yirminci yüzyılı neden kaybettiler diye kendi kendilerine soruyorlar ama derinlikli bir muhasebe yapılıyor mu o tartışma götürür. Şimdi yirmibirinci yüzyılın kaybedilmemesi tartışmaları var. Bu çabayı bile önemsemek gerekir. Ne ki, doğru hedefi belirlemek yetmiyor ona ulaşmanın yol ve yöntemi de doğru bir biçimde ortaya konulmalı ve uygulanmalıdır. Bu bakımdan metod önemlidir. Herşeyde olduğu gibi bu birlik konusununda da tarih bilinciyle hareket edilmelidir. Bu bağlamda kısa ve öz bir çıkarsama yapmak mümkündür: Dünden bugüne geçen bunca uzun tarihi süreçte Kürtlerin kolektif kimliğini ifade eden yapısal kazanımların birlik ile elde edildiği, bunu koruyamamanın, kaybetmenin ise iç birliğin çökmesiyle geliştiği söylenebilir. Yine özellikle yirminci yüzyılın başlarında ortaya çıkan fırsatların değerlendirilememesi de bir türlü iç birliğin yaratılamamasının sonuçlarıdır. Bu negatif sonuçların ortaya çıkmasında toplam objektif ve subjektif koşulların etkisi var kuşkusuz. Keza iç dinamik, dış dinamik dengesi hesap dışı değil. Ancak karşı karşıya kalınan sonuç eğer yıkım ise tüm iç ve dış faktörleri total olarak ama doğru bir biçimde analiz etmek ve öyle bir sonuca ulaşmak gerekir. Orantısız güç çoğu zaman oluşan iç birliği de yetersiz hale getirebilir ve ortaya trajik bir yenilgiyi çıkarabilir. Tarihte hayli örneği vardır bu türden dengesiz ve orantısız gelişmelerin. Ne var ki, bütün bu belirlemeler şu gerçeği değiştirmez; birlik, organize birlik ortak enerjidir, ortak akıldır, ortak kuvvettir, sonuç almada belirleyicidir ve o nedenle de yaşamsaldır.
Arzulanan birlik
Kürtler, Kürdistanlılar birçok konuda olduğu gibi, birlik konusunda hala da derin bir çelişki yaşıyorlar. Yirminci yüzyılın ikinci yarısı ama özellikle son çeyreği Kürtlerin görece bilinçlenme ve örgütlenmesinde çok önemli bir zaman dilimidir. Kürtlerin 1975’te Kürdistan’ın güney yakasında karşılaştıkları ağır yenilgi bir şok etkisi yarattı ve adeta Kürtleri sarsarak kendine getirdi. Bu dönem her parçanın kendi koşullarında ama daha ileri, bilinçli ve modern örgütlenme sürecini hızlandırdı. Klasik ve geleneksel politik hattın dışında birçok yeni yapılar şekillendi. Yeni düşünceler, yeni perspektifler, yeni örgütsel modeller, yeni mücadele yöntemleri ortaya çıktı. Pratik örgütsel faaliyetin yanında fikri cereyanlar yayınsal düzeyde canlı bir tartışma platformu yarattı. Hemen tüm politik akımlar teorik planda ve çok doğru olarak programlarına iç birliğin ne denli yaşamsal olduğunu, geçmişteki yenilgilerin bu arzulanan birliğin gerçekleşmemesinden kaynaklandığını o nedenle tüm milli dinamiklerin birliğinin mutlaka örülmesi gerektiğini, bunun başarının temel şartı olduğunu yazdılar. Ne ki, kendi pratik çalışmalarına yoğunlaşırken bu temel önermelerini unuttular ya da pas geçtiler. Kimi zaman yine kendi çabalarıyla ortaya çıkan ortak çatıları da işlevsiz hale getirerek ciddi bir çelişki içinde debelenip durdular. Politik yapılar örgütler arası birliği teğet geçerken pratik faaliyet içinde çoğu zaman kendi iç örgütsel birliklerini de zaafa uğratan anti birlikçi tutumlar sergilediler. Yılların çabasıyla, ağır bedellerle oluşan kimi politik yapılar bu ciddi yanlışlar yüzünden iç birliklerini bile koruyamadılar, savruldular, dağıldılar ve o büyük emek ve enerjiyle yaratılan örgütler heba edildi. Birçoğu da sırf bu anti birlikçi anlayışlar nedeniyle yüzlerce kadrosunu, sempatizanını kıyıma uğrattı.
Tüm bu yaşanan teorik ve pratik dengesizlik Kürtleri birlik gibi hayati bir konuda tam bir paradokslar kuyusunun içine itti ve bir türlü bu dipsiz kuyudan çıkma yeteneği, başarısı gösteremediler. Bu negatif duruş Kürtlere çok şey kaybettirdi. Ne yazık ki, bugün de bu negatif durum devam ediyor. Düşünsel planda yine çok ulvi bir şekilde birliğin öneminden, yaşamsallığından söz ediliyor lakin pratikte yine o bildik çelişki devam ediyor ve bu anlayış ve pratik arzulanan birliğe ulaşmayı engelliyor.
Ortaya çıkan birlikler
Yaşam devam ediyor, elbette bağımsızlık için, özgürlük için mücadele de sürüyor. Kürtler birlik konusunda yaşadıkları bu paradoksa, çizdikleri zigzaglara karşın savaşımlarını devam ettiriyorlar. Bu direngenlik düşe kalka, ağır bedellerle de olsa bir biçimde sürüyor. Kürt politik yapıları hem kendi içlerinde, hem kendi aralarında demokratik rekabet kurallarını işletmeselerde, tek fişek misali işgal ve ilhakçı kolonyalist hegemonyaya karşı mücadele ediyorlar. Bu yöntemle belli çeperlerde kazanılıyor, işgalci güçler zora sokuluyor. Bu sadece tek örgütün ciddi enerjisine dayalı savaşımda da ilerlemeler elde edilebiliyor. Buna paralel olarak örgütler arası diyalog ve bazen biraraya gelmelerde sağlanabiliyor. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında bu türden şekillenmeler yaratılabiliyor. Kimi zaman ortak platformlar, kimi zaman cephe tarzında birlikler oluşturuldu. Bazen de ideolojik yakınlık esas alınarak dirsek temaslı kimi dayanışma türleri ortaya kondu. Ancak sistematik ve kalıcı hale getirilemedi bu çalışmalar. 1970’li, 80’li, 90’lı yıllarda hemen tüm Kürdistan parçalarında bu değişik birlik modelleri denendi ancak hiçbiri uzun ömürlü olmadı. Birlik gibi stratejik bir konuya taktiksel yaklaşıldığı için bu çabalar dönemsel ve lokal kaldı.
Kürdistan’ın bütününü kapsayan büyük birlik düşüncesi bir ütopya olarak sürekli Kürtlerin zihninde var oldu. Özellikle 80’li yıllarda Ortadoğu sahasında bazı pratik adımlar atıldı. Dört parçayı temsilen bir girişim başlatıldı. Ancak daha baştan metodik olarak yanlış başlandığı için dumura uğradı daha doğrusu uğratıldı. Politik örgütler arasında vetoculuk, ambargoculuk gibi son derece sakat bir anlayışla hareket edildiği için bu birlik girişimi de kısa sürede dağıldı.
Yeni arayışlar
90’lı yılların başında Kuveyt krizinin yarattığı elverişli şartlardan doğan Kürdistan’ın güney yakası özerkleşme süreci Kürdistan’ın diğer parçalarındaki savaşımı olumlu yönde etkiledi, pozitif motivasyon oldu. 19 Mayıs 1992 de yapılan seçimler ve akabinde Hewlêr [Erbil]’de oluşturulan parlemento ile birlik umudu artarken ne acı ki bu bahar havası uzun sürmedi ve yeniden muhteris bir iktidar paylaşımı amaçlı kör bir iç hesaplaşmayla ayrışma derinleştirildi. Öte yandan bu negatif gelişme Kürdistan ulusal kurtuluş güçleri arasında olması gereken büyük birlik fikrini de tekrardan canlandırdı ve 90’lı yılların ortalarından itibaren pratik girişimler başlatıldı. Özellikle Kürt diasporasının ikinci büyük alanlarından Avrupa Birliği coğrafyasında çalışmalar hızlandırıldı.
Tüm Kürdistan’dan belli başlı politik akım temsilcileri, yazarlar, gazeteciler, sanatçılar, bağımsız politik kişilerin katılımıyla Brüksel merkezli Sürgünde Kürdistan Parlementosu [PKDW-1995] kuruldu. Ne yazık ki, bu kurum da istisnasız Kürdistan’ın tüm politik kesimlerini, toplam dinamikleri kapsayamadı. 90’lı yılların sonlarına doğru Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi giderek ivme kazanıyordu. Yirmibirinci yüzyıla doğru Kürdistan bilinci artıyor, en geniş birlik daha çok kendini dayatıyordu. Buna dönük arayışlar, çabalarda sürüyordu. Kürt dostları ısrarla birliği tavsiye ediyor bu konuda dayanışmacı davranıyorlardı. Yirmibirinci yüzyılın Kürt ve Kürdistan yüzyılı olabilmesi için bu bütün Kürdistan dinamiklerinin birliği elzemdi. Sürekli Kürtler ve Kürdistan davasının lehine gelişen bölgesel ve uluslararası konjonktür bu çabaları hızlandırdı. Bu hızlı gelişen süreçten korkan bölge sömürgecileri çok yönlü saldırılarını, manevralarını arttırdılar. Tüm Kürtlerde artık bir ortak temsil organının oluşması isteği doruktaydı. Çeşitli ülkelerdeki modeller tartışılıyordu. Özellikle Nelson Mandela liderliğindeki Güney Afrika halkının kurtuluş mücadelesinin yarattığı “Kongre” modeli dikkat çekiciydi Kürtler ve Kürdistanlılar için.
Bu süreç ve birlik arzusu Mayıs 1999’da KNK olarak bilinen Kürdistan Ulusal Kongresi’ni doğurdu. KNK’nin oluşma sürecinde kapsam daha geniş tutulmasına karşın Kürtler arasında süregelen demokratik olmayan rekabet ve monopolist anlayışlar yine de arzulanan, Kürdistan’ın eksiksiz, mutlak tüm dinamiklerinin beraberliğini sağlayamadı ve KNK görece makul çoğunlukla kurulmasına rağmen tüm toplam kesimleri kapsayamadı. Herşeye karşın KNK bu yöndeki faaliyetini sürdürdü, dışarda kalan diğer dinamikleride içine alabilecek ya da beraberce yeni bir şekillenme yaratabilecek esneklikle hareket etti.
YARIN
* 2000’li yıllarda ulusal birlik çalışmaları
* Süleymaniye’deki Çalıştay’ın sonuçları
Kürt Ulusal Birliği Çalıştayı’ndan
14 KARAR
Kürdistan Ulusal Kongresi’nin (KNK) öncülüğünde Süleymaniye’de 350 delegenin katılımıyla yapılan Kürt Ulusal Birliği Çalıştayı’nda ulusal birliğin ve kurumlaşması için önemli kararlar alındı. Çalıştayın katılımcıları 10 maddelik sonuç bildirgesine 4 maddenin eklenmesini önermişti. Buna göre Süleymaniye’de düzenlediği iki günlük ulusal birlik çalıştayda şu kararlara ulaştı:
1- Çalıştaya katılan tüm siyasi partiler, kurum temsilcileri ve değerli şahsiyetler, ulusal birliğin gerekliliği ve zorunluluğu konusunda görüşlerini ortaya koymuş, bu konuda üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getireceklerine dair irade beyanında bulunmuşlardır.
2- Çalıştayın tüm katılımcıları, Ulusal Birlik çalıştayıyla sınırlı kalmamasını, ulusal kongre gerçekleşinceye kadar aralıksız bir biçimde sürdürülmesini beyan etmiş ve kararlılığına ulaşmıştır.
3- Önceki çalışmalarda yaşanan yöntem yetersizliklerinden gerekli derslerin çıkarılarak, hedefe emin adımlarla ve geniş tartışma ve kararlaşmalarla gidilmesi yöntem olarak benimsenmiştir.
4- Bu çalıştaydan sonra, Ulusal Birliğin temel ilke ve yöntemlerinin tartışılarak bir sonuca gidilmesi için ikinci bir adımın atılması kararlaştırılmıştır.
5- Ulusal Birliğin ilke ve yöntemleri, Ulusal Birliğin gerçekleşmesinin kilit konusudur. Bu nedenle bu konunun hem siyasi partiler hem de toplumumuzun aydın, yazar, akademisyen, sanatçı, din insanları, kanaat önderleri ve kadınları tarafından hızlı ama genişçe tartışılması gerekmektedir. Bunun için çalıştayımız, bu yönlü zengin içerikli bir çalışmanın Kuzey Kürdistan, Rojava, Avrupa, Doğu Kürdistan ve Güney Kürdistan’da yürütülmesini kararlaştırmıştır. Parçalarda ilke ve yöntemlerde ulaşılan sonuçların, tüm parçalardan ve Avrupa’dan katılımın olacağı yeni bir çalıştayla ikinci adımın tamamlanması hedeflenmiştir.
6- Çalıştayımız, tıpkı birinci adımda olduğu gibi, ikinci adımda da tüm tarafları ulusal birlik çalışmalarına katmayı ilkesel olarak görmüştür. Onun için birinci adıma katılamayan veya katılmayan tüm tarafların çalışmaya katılması yönündeki çabaların sürdürülmesini kararlaştırmıştır. Ulusal birlik çalışmaları, sonuna kadar tüm tarafların katılımına açık ve katılması hedefiyle yürütülecektir.
7- Çalışmanın ikinci adımına da KNK’nin öncülük ve organize etmesinin doğru olacağı sonucuna gidilmiştir. KNK’nin her parçada çalışmaları yürütürken geniş çevrelerden katkı ve destek alması benimsenmiştir.
8- İlkeler ve izlenecek yöntem konusunda ortak bir görüşe ulaşılmasından sonra, üçüncü adıma geçme zamanı gelmiş olacaktır. Bu aşamaya geçmeden önce, üçüncü adımın, yani Ulusal Kongre’yi toplama çalışmasının bir komitesinin oluşturulması hedeflenecektir. Hiç kuşkusu bu komite tüm siyasi partilerin temsilcileri ve bazı bağımsız şahsiyetlerden oluşacaktır.
9- Çalıştaya katılan bileşenler olarak siyasi tutsakları selamlıyor, mücadelelerini destekliyoruz. Ayrıca Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesini destekliyoruz. Ayrıca çalıştaya katılan tüm taraflar demokrasinin gelişimi için diyalog ve tartışma yöntemini esas almalı. Her yerde Kürdistanlıların sömürgeciliğe karşı gerçekleştirdiği eylemlere aktif katılmalı.
10- Ulusal Birlik çalışmaları yürütülürken Kürt kadınlarının ulusal birlik için oluşturduğu komitenin görüş ve önerilerinden yararlanılmalı ve kadınlar bundan sonra yürütülecek ulusal birlik çalışmalarına etkin ve güçlü katılmalı.
11- Güney Kürtdistan’taki referandumun yasal ve meşru çerçeveye bağlı kalınarak tüm siyasi güçlerin katılımıyla gerçekleşmesi gerekmektedir.
12- Çalıştay katılımcıları, Doğu (Rajhilat) Kürdistan’daki siyasi parti ve güçlere, Kürt halkının özgürlüğü ve haklarını alması için ortak bir çaba içerisine girmeleri çağrısı yapmıştır. Şüphesiz ki Kürt güçlerinin birbirlerine yakınlaşması halkımızın özgürlük mücadelesine güç verecek ve İran İslam Cumburiyeti’nin idam, infaz, tutuklama ve başta kolberler olmak üzere sivil halka yönelik insanlık dışı ve işgalci politikalara büyük darbe olacaktır.
13- Çatıştay katılımcıları, Türk devletinin başta Efrin olmak üzere Rojava’ya yönelik saldırıları kendisine yapılmış sayarak, sahiplenme çağrısı yaptı. Katılımcılar, Şengal’in inşası için de çağrıda bulunuyor.
14- Çalıştay’da da Kürt halkının bulundukları yerlerde birlikte yaşadıkları halk, inanç, mezhep ve farklılıklara saygı zeminin her zaman korunması gerektiğini belirtmiştir. Bunu demokratik, sağlıklı ve insani-ahlaki toplumun yaratılmasının mayası olarak görmüştür. Bu da dostane, yoldaşça ve seküler yaşamı güvence altına alır.
KNK’nin kuruluş süreci
KONGRA GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal: KNK, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik Uluslararası Komplo’dan sonra kuruldu.
KNK, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik Uluslararası Komplo’dan sonra 1999’da kuruldu. Önderlik etrafında oluşan o büyük ulusal dayanışma, ulusal birlik tablosu kurdu KNK’yi. Dört parça Kürdistan’daki bütün hareketlerin tabanından insanlar vardı. Bazı hareketlerin merkezi olmasa bile Önderlik etrafında bir ulusal birlik ruhu doğdu.
Biz 94 yılında buraya bir grup milletvekili olarak gelmiştik. Buraya geldikten sonra Önderlik sahasına da gittik. Önderliğin o zamanki perspektifi net olarak şuydu: Kürtlerin en çok ihtiyacı olan şey ulusal birliktir, Kürdistan Ulusal Kongresi’dir.
Önderlik, “Kürt sorunu oldukça gelişiyor; bölgesel ve uluslararası güçler Kürtleri birbirine karşı kullanıyor; sömürgeci güçler kullanıyor. O nedenle acilen Ulusal Kongre’nin oluşması gerekiyor” diyordu. Onun önerisiyle bir hazırlık komitesi kuruldu; bütün partiler gezilerek geniş bir çalışmayla Ulusal Kongre’nin oluşturulması çalışmaları başladı. Önderlik, “Bunu yaparsak Kürt Hareketi büyük ivme kazanır” diyordu.
O gün bütün partiler gezildi. KDP, YNK, hepsi “İyidir” dedi. Ama sonra ikisi de geri çekildi. “Evet, Ulusal Kongre gerekiyor ama zamanı gelmedi” diyorlardı. Bölge devletleriyle olan ilişkilerinden dolayı bu çalışmaya giremedikleri açıktı. Önderlik o zaman, “Biz bunların gelmemesine rağmen ısrar edersek ve kurarsak, Ulusal Kongre yara alır” dedi. “Bu partilerin içinde olmadığı bir birlik ulusal birlik olmaz, ulusal birlik imajı da bundan zarar görür” diyordu.
Uluslararası Komplo’yla birlikte ise istenen tablo ortaya çıktı: Ulusal birlik tablosu… Komplonun oluşumunda bazı Kürt partilerinin katkısı olduğu açıktı. Hatta doğrudan katıldılar, bu biliniyor. Koltuklarının altında dosyalarla ülkelerde gezdiler, hepsini biliyoruz. Fakat halk başkaydı. Bütün partilerin tabanı ayağa kalktı. Büyük bir öfke, büyük bir üzüntü, tepki ve kinle halk ayağa kalktı gerçekten. Halkımızdaki bu tabloya bakarak, “Ulusal Kongre talebi karşımızdadır” dedik. Diğer çevrelerin de katılımıyla geniş bir Ulusal Kongre hazırlık çalışması başlattık.