Kürtlerin ulusal-demokratik birliği için yapılan onca çağrıdan sonra olan işlere bakın! Birçok değerli sanatçı ve aydın-siyasetçinin yaptığı eylem, etkinlik ve ziyaretler ortak demokratik bir ruh oluşturmayı hedeflerken neyle karşılaştık… Mexmûr Mülteci Kampı ve Kandil’de yaşanan son gelişmeler Kürt halkını oldukça tedirgin etti. Yüzyılın sorunu olan birlik sorunu geldi, Kürt halkının kapısına yeniden dayandı. Bu birlik olmadığı ve düşmana karşı tek yürek olunmadığı içindir ki; Kürt halkı yüzyıldır acılarla yüz yüze kalıyor.

Sizce bugün tarih tekerrür mü edecek! Yüzyıldır Kürdistan’da zevk û sefa süren egemenler yıkılmak üzere iken, düşmana verilen bu hayat öpücüğü de nereden çıktı. AKP-MHP faşizmi hem Türkiye ve Kürdistan cephesinde hem de dünya halklarının gözü önünde bu kadar teşhir olmuş ve itibar kaybetmişken bu destek ne için?

Hitler-Mussolini ittifakı gibi…

Tarihsel analizlere fazla girmeden son birkaç yıla bakalım. Göreceksiniz ki Ankara-Hewlêr mihverinin II. Dünya Savaşındaki Hitler-Mussolini ittifakına ne çok benzerliği var. Kim kimin hocası tartışılabilir. Hitler ve Mussolini dostluğunun Ortadoğu’daki izdüşümünü görmek gerekir. SS’ler (Süleyman Soylu’dan veya nazizimden bahsediyorum), Kara gömlekliler Nazilerin ve faşizmin ortak ordusu olarak dört bir yanı işgale girişti. Öncesinde tüm liberallerin desteğini alarak iktidar olmuşlar, kendilerini hem ordularının hem de tüm bakanlarının başı yapmış, ekonomiyi faşistleştirmiş, dünyanın başına bela olmuşlardı.

Peki biz Ortadoğulular 3. Dünya Savaşının yeni Führer ve Duce’lerine hazır mıyız? Çünkü bunlar; Şengal, Kobanê, Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî, Kerkük-Musul, Mexmûr ve Kandil’i boşaltma ve işgal planlarında II. Dünya Savaşını aratmayacaklar. Bugün Kıbrıs, Rojava, Başûr ve belki yarın İran hatta Yunanistan ve Ermenistan için hayata geçirilmek istenenler, Polonya, Korsika, Malta, Habeşistan’ın başına gelen işgallerden çok farksız değil.

Ne kadar canlı bir tarih değil mi?

Açıkçası Hewlêr, Ankara’nın gölge hükümeti olmuş durumda, Güney Kürdistan Türkiye’nin sömürgesi konumunda; Özgür ve demokratik Kürt ve Türkleri kimse istemiyor. Kölelik koşulları ve faşizm sonuna kadar dayatılıyor. Kürtler olarak İtalyan devrimcileri gibi direnmekten başka çaremiz yok. Bunlar sonunda Mussolini gibi ya kaçarken yakalanacaklar ya da Hitler gibi kendi kafalarına sıkacaklar. DAİŞ saldırıları sırasında onlara uzanan dost elini bugün kırmak isteselerde yine en büyük zararı kendi kendilerine verecekler.

Kürt halkı son 40 yılda özgürlüğü için büyük bir cesaret gösterdi. Sadece kendileri için değil tüm dünya halkları içinde mücadele etti, özgürlük ve demokrasi istedi, istiyor. Bütün dünya halklarını kadın devrimi öncülüğünde özgürlüğe çağırıyor. Kürdistan ve özellikle de Rojava’da yaşanan özgürlüğe yürüyüş ve buna bağlı gelişmeler açık ki bastırılmak isteniyor. Çünkü Kürtlerin ve dostlarının uyanışı egemenleri korkutuyor. Bozuk düzenlerini sarsıyor. Çarklarının sağlam olmadığını gösteriyor. Kapitalist modernitenin ‘yanlış hayatının doğru yaşanmayacağını’ kanıtlıyor.

Kürtlerin baş düşmanı Tayyip Erdoğan’ı fazla abartmamak gerekir. Ama küçük de görmeyelim. O Afganistan’da Hikmetyar’ın, El- Kaide’nin, Suriye’de Bağdadi’nin, Mısır’da Mursi’nin dostu idi. Asya’dan Avrupa’ya, özellikle de Kürdistan ve Ortadoğu’da baskı zulüm ve dökülen kanın sorumlusudurlar. Onlar Katar’dan Uygur’a, Balkanlardan Türkmenistan’a, Yemenden, Libya ve Nijerya’ya kadar ciddi planlar içerisindeler. Bütün bu planların önünde de Kürt Özgürlük Hareketini engel olarak görülüyor. Türkiye, Kürdistan ve Suriye’de, İran ve Irak’ta planlarını bozan hep Önder Apo ve gerilladır. Bunlara kalsa Avrupa’yı bir gün de defterden siler, liberalleri bile aç bırakır. Sahte Müslümanlıklarıyla cenneti Allah’tan satın alırlar.

Güney Kürdistan gölge hükümeti

bağımsızlığını bu Türk çeteleriyle mi ilan edecek?

Kerkük’ü Türk, Musul’u Arap egemenlerine satarak mı ülkeyi özgür kılacak, neo-peşmergeleri Libya’da çetelerle birlikte öldürterek mi demokrat olacak… ÖSO çeteleriyle birlikte mi Kürt halkını koruyacak, Mexmûr’u dağıtarak mı kardeş olacak, Kandil’in işgalinde öncülük yaparak mı gerilla dostu olacak. Bunlar yapılarak hiçbir şey elde edilemez. Güney hükümeti kirli operasyonlardan uzak durmalı, Kürt özgürlük gerillasına zarar vermemeli, çünkü bu bütün Kürt halkına ve hatta dünyaya kaybettirir.

Beyler! Demokratik ulus devriminden ve demokratik özerkliğin yaşam bulmasından kaygı duymayın. Özgür bir dünyada kimsenin serveti olmayacak zaten, şimdiden dağıtın mal varlığınızı… Bu korku yüzünden; içerden ve dışarıdan bazı çevreler devrimi durdurma çabasında… Demokratik bir ülke yaratılıyor. Baharla birlikte tohumların topraktan fışkırması gibi bir bilinç patlaması yaşanıyor. Bakın soykırımcıların şifreleri çözüldü.

Çocuk ‘anne bak Kral çıplak’ dedi.

Açık ki bu devran böyle de sürmez. Rojava’da bu aydınlanma ve soykırımcı rejimden kurtulma pratiği yaşanırken Bakur (Kuzey) ve Rojhilat (Doğu) sessiz mi kalacak! Başûr (Güney) her şeyiyle işgal edilmişken gençler-kadınlar, sanatçılar-aydınlar yol mu verecek bu düzenbazlara…

Karşı devrimin partisine geçmeden önce şunu söylemek isterim; zaten bu karşı devrim partisi, devrim partisi kazanmasın diyerek desteklendi, büyütüldü. Irak rejimi dağılırken bunlar Kürt özgürlük devrimi karşısındaki kontra duruşlarından kaynaklı serpildiler.

Ozan Sefkan, Gülnaz Karataş (Bêrîtan), Hüseyin Çelebi vb. onlarca yiğit devrimcinin duruşları bu kontralığa karşıdır. Çoğu devrimci, Bêrîtan örneğinde olduğu gibi bu karşı devrimcilere teslim olmaktansa uçurumlardan kendini atmışlardır. Bu tarzda ölümsüzleşmişlerdir. Kürt halkının uyanışı herkesi rahatsız ettiği gibi bu karşı devrimcileri de rahatsız etti, herkesin bilmesi gerekir. Kürtlerin Rojava başta olmak üzere tüm parçalarındaki kazanımlarını herkes tebrik edip desteklerken, bu devrim karşıtı parti kendi çıkarlarıyla örtüşmediği için köstek oluyor. Türk devleti Kürtlere saldırmıyor diyor. PKK’ye saldırıyor diyorlar. Halkı kendi ipoteği altındaki bir mal olarak gördüğü için, insanları her yerde kullanacağı bir gayrimenkul rehin sanıyor.

Mexmûr Kürt halkının kalbidir

Dağlar ise beynimiz, fikrimiz!

Halkın iradeleşmesi bu yüzden onlara tehdit oluyor. Egemenler ve soykırımcılar için geçerli olan yasa onları da etkiliyor, derinden sarsıyor. Rojava’da halkın iradesini yok saymak AKP, MHP’nin (+İŞİD’in) olduğu gibi, KDP’nin de politikasıdır. Herkesi de bu politikaya çekmek ve Rojava’yı ele geçirmek istiyorlar. Kendi aralarında ve çevreleriyle ittifakları ve ilişkileri bu temeldedir. Bu güçler Rojava’daki halk iradesini sadece Rojava’daki değil tüm parçalardaki çıkarlarının tehlikeye girmesi olarak görüyorlar. Hele halk iradesini teslim alalım sonra bu iradenin satışını düşünürüz, diyorlar. Bir islam devleti mi olur, KDP uzantısına mı çeviririz, sonra bakarız, fikrindeler. Ama bir türlü halledemiyorlar. Başaramıyorlar, halkın çelikten iradesini kıramıyorlar.

O yüzden şimdi kalbimize ve beynimize saldıracaklar. Mexmûr Kürt halkının kalbidir. Dağlar ideolojik merkezimiz. Önderlik felsefesinin şekil kazanmış ruhudur. Beynimiz, fikrimizdir.

Askeri, siyasi kültürel tüm yöntemler kullanılarak demokratik siyasal hamlenin Ortadoğu’yu etkisi altına almasını durdurmaya kalkıyorlar. Halklar bahçesi kan bahçesi olsun peşindeler.

Kürtler dostluk ve dayanışmanın kalesini örüyor desek yerinde olur. Bu egemenlerle yürütülen her türden işbirlikçiliği de zora sokuyor. Bir Kürdistan parçasına basarak yükselme döneminin, bir yurtsever kesimin iradesini rehin alarak sefa sürmenin sonu geliyor.

Kürt halkının yaşam tarzını bozmaya çalışıyorlar. Kültürel ve sanatsal faaliyetlerde, politikalarında da hep bu vardır. TV’lerinde, kendi yanına çektiği sanatçılarında, kartlaşmış siyasetçilerinde de hep bu vardır. Yaşam tarzını bozarak paraya ve iktidara dayalı konformist bir yaşam… Çok sıkışıp zora girince bağımsızlık ilan ederiz diyorlar. Ulus devletin getirdiği yaşam modeli, Kapitalist Modernite hegemonyasını yaşatma modelidir. Bu da esasen toplumsuzluktur.

Demokratik ulus ve ulus devlet birbirine alternatif iki yaşam biçimidir. Birisi toplumsallığı savunur ve toplum kalmada, insan olmada ısrardır. Diğeri ise insanın ve toplumun hiçleşmesidir. Bir taraf birliği ve bütünlüğü savunuyor diğer taraf halk iradesini hiçleştirmeye, sıfırlamaya çalışıyor. Karşı devrim partisi her zaman devrime ve topluma karşıdır. Bir taraf Rojava’da olduğu gibi bilinç ve zihniyete dayanır diğeri paraya ve kirli politikalara ve halktan kopuk yaşama dayanır.

Bu tür uygulamalar peşinde koşanlara en iyi yanıtı yine halk verir. Aynı kazdıkları hendeklerin yediden yetmişe halk tarafından toprakla doldurulmasında verildiği gibi. Para ve iktidar oyunları demokrasi mücadelesi önünde duracak güçte eğilimler değildir. Halk bu şeylere meyil vermez, herkes bilmelidir.

Bugün Kürdistan’da toplumun demokratik siyasal eğilim yükseliyor. Ulus-devlet anlayışlarına karşı, karşı devrime karşı, demokratik ulus bilinci her geçen gün büyümekte…

Demokratik uluslaşmada halk her zaman ciddi bir saldırıyla karşı karşıya kalır. Halkları sömürmek isteyenler önce tüm ulusal değerlere el koymak ister. Demokratik ulusun öğeleri tek tek saf dışı bırakılmak istenir. Bugün demokratik ulusal değerleri inkar edip burjuvalaşmak isteyenler, kendini sahte bir tarih ve kültür üzerine inşa ederken katliamlar gericiliğine sığınmak istiyor.

Buna karşı Kürt demokratik ulus devrimcileri hem egemen devletlere karşı hem de Kürt ulus-devlet anlayışına karşı alternatif bir yaşam sunmaktadır. Bunun için hem Kürt demokratik ulusunu, hem de halkların demokratik ulusunu savunmaktadır. Kürtlerin demokratik ulus temelinde birliği ve diğer halklarla bunun da ötesinde, etnisite-ötesi bir anlayışla toplumsallığın savunulması temel iki siyasal aktiviteyi doğuruyor. Hem kendi içinde yarattığı demokratik ulus Rönesans’ını korumak hem de bu yeniden doğuşu diğer halklara taşırmak için halkların sömürülmesini durdurmak,

Bu ülke gerektiğinde Bella Ciao söylemesini bilen genç kadın ve erkeklerin ülkesidir. Bu halk binyıllardır acılardan içinden çıkıp gelip direnişçi bir halktır. Sanatçı ve aydınları devrimcidir. 25 Nisan, İtalyan faşizminin yıkılışının kutlandığı bugünlerde bu kez Kürdistan için Bella Ciao (Çav bella) demeye hazırız…