Türk medyası ve resmi ağızları Kürtleri, TC’yi bölmekle suçlamakta, Kürdistan ulusal kurtuluş hareketini de, "bölücü terör örgütü" olarak adlandırmaktadır. Kimin "terör devleti" olarak, insanlık hukukunu katle çıktığı gerçeği gözler önünde olduğu halde…
Kürtler, devlet terörünün ayak altı ettiği mağdurlardır. Terörden kurtulma savaşı veren masum ve mazlumlar…
Terörün ne olup olmadığını anlamak isteyenin yüzü varsa eğer, aynaya baksın derim. Ama o yüz ve baktığını gören göz olmadığını bildiğim için, terör devletinin ne olduğunu ben anlatayım onlara:
Bir halka ait ülkenin üstüne oturup, adını yasaklamak ve onu zorbalıkla elde tutmaya çabalamak terördür. O halkın varlığını, statüsünü aşılmaz duvarlarla çevirmek terör, dilini yasaklamak, dilini geliştirip, yaşatmasını suç ilan etmek terörün de ötesinde, Birleşmiş Milletler sözleşmesiyle soykırım, yani insanlık suçudur.
Kürtlere terörist diyenlerin de itiraz edemeyecekleri, soy kütüklerindeki sabıka kaydı böyle.
Kürtlerin "ortak vatanı" bölme iddiası da, terör suçlarını hukukilik sananların büyük yalanıdır.
Öncelikle bir şeyin, olgu, durum ve vaziyetin bölünmesinden bahsetmek için, onun bir ve bütün olması gerekmektedir. Yek, yani tek vücut olması, kaynaşması…
Oysa Kürtler, hiç bir zaman bunlarla bütünleşmediler. Bir ve beraber olmadılar. Tersine, ta başından beri, tarih sahnesine çıktıkları günden itibaren, onlardan kurtulma mücadelesi veregeldiler.
 Ortak bir anlayışları, bütünleştikleri yaşama biçimi, gelenek, görenek, terbiye, adap, dahası gönüldaşlık olmadı ki, Kürtler bölücü olsun.
Kürtler, "al tepe tepe işlet ve yönet" diyerek yurtlarının kapısını açmadılar, onlara.
Kürtlerin öz yurdu, dünya savaşı galibi olan başkaları (Britanya ve Fransa) tarafından TC’ye bağışlandı. Ancak, imzalanan anlaşmayla (Lozan) TC tapusu teslim edilirken Kürtlere bazı ayrıcalıklar da tanınıyordu. Dillerini mahkemeler dahil, devlete ait bütün kurumlarda kullanacak, ayrıca dil ve kültürlerini geliştirme konusunda, devletten her türlü yardımı alacak, Kürdistan adı ise yaşayacaktı. Bir tür özerklikti, bu.
Atatürk de, tapuyu teslim alma sabahına kadar, bu şartları kabul ve içine sindirmiş görünüyor, dahası Kürtlere özerklik sözü veriyordu. Fakat, bu tutumun ayıyı kızdırmadan köprüyü geçme oyalamasıydı. TC varlığının onaylandığı gün, Kürtler birden bire buharlaştı.
Kürtler, soyunu inkar edenlere döndürülerek, bir anda Türk yapılıverdiler. Gerçekte var, ama zorbalıkla var olmaları, dilleri yasaklanmış, ülkeleri inkar edilmişti. 
Kürtlerin kişilikleri, isimleri, kökleri, öz yurtlarının adı dahil, hiç bir şeyi yoktu, artık. Bütün bunlar bir gecede olmuştu. Eşi, benzeri görülmemiş bir zalimlikti, bu.
Dayatılan yeni statü ile Kürtler, esir bile değillerdi. Esirin kimliği, kişiliği ve dili vardı, çünkü.
Kürtlerse hiç bir şey olarak orta yerdeydiler. Türkçe bilmiyor, ana dilleri Türkçeydi. Gelenekleri, görenekleri, terbiye, adap, insanlık anlayışları ayrı, insanı insan yapan vicdanları başka yere akıyor, ama bir gece yarısı kararıyla Türk oluvermiş, elden giden değerlerinin, çiğnenen onurlarını yasını tutar duruma düşürülmüşlerdi. 
Vahşetin dehşetine bakın, bununla "ortak vatan" ve RT Erdoğan’ın pek sevdiği ırkçı narayla "tek millet" yaratıyorlardı. Yani, arpa ekip buğday, mısır dermeye çalışıyorlardı.
Elbette olmadı. Kürtlerin, "ben benim, senden değilim" demesi para etmeyince insan olmanın refleksiyle, Şeyh Said’ın önderliğinde isyan ettiler.
Fakat, "derdiniz ne, neden elde sopa makinalı tüfeklere, uçaklara, toplara karşı yürüdünüz?" diye sorma yerine, ezberlerinin izinde zalimleştiler. Kürtleri insan yerine koyma bir yana, canlı plarak da görmediler. Kürdistan’ı bölge bölge ayırıp, "isyan var" yalanıyla kırıma başladılar.
Gerisinde soykırımlar, talan ve hırsızlıklar duranlar "medeni" tırnağı oluşmamış bebekler, yürüme takadi olmayan ihtiyarlar yok edilmesi vahşi eşkıya, hayduttu. Ermenilere yaptıklarının tekrarıyla yaktılar, yıktılar, tuttuklarını katlederek, Kürdistan’ın dallarını, kol ve bacakları budadılar. Kürt halkını esir ötesi statüde esir aldılar.
Kürtler, yeni kuşak çocukları yetişene kadar acılarını yüreklerine gömdüler. Çocukları elde bayrak öne çıkınca, arka durdular.
Onlara besledikleri güvenle, pek az halkın tarihinde var olan bir atakla, ölümüne insanlık arayışı, özgürlük koşusuna çıktılar. Binlerce köyün yakılıp yıkılmasına, onbinlerce evladının katline rağmen, umutlarını avuçlarında bayraklaştırarak…
TC cephesinde ise bir kere daha, insanlık ölüydü. Dincilerin vicdanı mezardaydı. Kimse Kürtlere "ölümle dans neden?" diye sormuyor, ama yalan, iftira ve karalamanın bini bir paraya idi. Küfür ve hakaret yağdırmada cömert, Kürtler teröristti.
Hacı yağı sürüp, can almaya, hırsızlık ve talana çıkan dinciler sıkıştıklarında, Kürtler "din kardeşi" kandıramaca para etmeyince Zerdüşt oluveriyorlardı
Arkalarında onca insanlık suçu dururken, kendileri "hukuka bağlı" ama, hakkını, insanlık hukuku ve özgürlüğünü arayan Kürtler "terörist" oluyordu. Sanki tarih boyunca kader birliği yapmış, bir ve beraber olmuş gibi bölücü…
Oysa Kürtlerin kimsenin vatanını bölme gibi bir niyetleri yok. Onlar, hile ile işgal edilmiş ülkelerini, el konulmuş insanlıklarını istiyorlar. Bölücülük değil, evrensel hukuka uygun haktır, bu.