Kürtler günlerdir, ulusal önderleri ve siyasal iradeleri olarak kabul ettikleri Rêber Apo’nun 15 Şubat 1999’da büyük bir NATO operasyonu ile Kenya Nairobi havaalanından korsanvari bir biçimde esir alınıp, Türk devletine teslim edilişinin 16.yıl dönümünü, dört parça Kürdistan’da ve ülkeleri dışında yaşadıkları dünyanın her yerinde, büyük bir öfke ve nefretle protesto edip lanetlediler. Komplocu zihniyete ve komplocu güçlere karşı, sokak ve meydanlarda adeta büyük bir öfke seli olup aktılar.

Bu neyi gösteriyor?
Kürt halkının demokrasi ve özgürlüğe doğru bu ısrarlı ve iddialı yürüyüşünü sağlayanın, Önderliğine olan güven ve bağlılığı olduğunu gösteriyor. Güven ve bağlılık, gönül vermekle ilgili gelişen bağlardır. Sadece analitik, kurgusal aklın hükümranlığı ile sağlanacak bağlar değildir. Zaten bu yüzden gönül gözü kör olan pozitivist sosyoloji, bu bağları açıklayabilecek kabiliyete sahip değildir.
Kürt halkının Önderliği ile ilişki düzeyi, aşk düzeyinde, tutku düzeyindedir. Kürt Halkı, Önderliğine adeta aşıktır. Gönülden akan bir coşkuyla kucaklamaktadır. Kırk yıldır yılmadan, yorulmadan, gün geçtikçe daha da bilinçlenerek, daha da özümseyerek, daha da severek, daha da güvenerek arkasında yürüyor ve kendini, adarcasına mücadelesine, davasına katıyor. Devlet ve iktidarların tüm tehdit, baskı, sömürü, inkar ve imha saldırılarına rağmen, kırk yıldan beridir mücadeleye verdiği desteğinde, asla gerileme yaşamıyor. Aslında halk olarak mücadeleye destek vermenin çok çok ötesinde, mücadeleyi kendi davası olarak görüyor ve fedakarca, büyük bir yurtseverlik duygusu içerisinde sahipleniyor. Davaya her gün binlerce çoğalarak katılıyor. Zihnine kodlanan tüm cinsiyetçi, milliyetçi, devletçi, dinci ve iktidarcı anlayışlara rağmen, sahipleniyor ve katılıyor.
İşte pozitivist bilimin, pozitif sosyolojinin çözemediği temel konu da bu olmaktadır. Bu yüzden de pozitivist bilimcilikten beslenen bir siyaset anlayışı ve siyaset bilimi bu işe çözüm bulamamaktadır. Onlarca insanın, bedenini ateş topuna nasıl çevirdiğini anlayamayacak kadar anti metafiziktir, anti maneviyatçıdır. Yüzlerce insanın, bombaları kuşanıp kale gibi sapasağlam kurulmuş, canlıya duyarlı yüksek teknolojik silahlarla donanmış, kale kol tarzında kurulmuş sınır karakollarının içine kadar girecek yüreği nereden bulduklarını çözemeyecek kadar toplumsal doğadan, insan doğasından uzak durmaktadır. O yüzden de aslında hiç boşuna kendisini yormaması önerilir. Çünkü yaşanan toplumsal sorunlara ve bu kapsamdaki Kürt sorununa, mevcut bilim anlayışıyla, Newton’cu, Descartesçı, Baconcu bilim anlayışıyla yaklaştığı müddetçe bu sorunu çözemeyecektir. Bu bilim ve siyaset anlayışının, 20. yüzyıl dünyasını, kan gölüne ve gözyaşı deryasına çevirdiğini bilmek bile geçersizliğini kanıtlamaya yetmektedir.   
Mevcut pozitivist bilim ve devletçi iktidarcı siyaset anlayışının bugünkü toplumsal sorunları çözmeye yetmediği bu kadar açık ortaya çıkmışken bunda ısrar etmek, insanlığa yapılan en büyük zulüm olmaktadır. Bu akılla Kürt sorununun ele alınması, nasıl da işi içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.
Amed’deki eli öpülesi ana, AKP Hükümetine, halkların demokrasi ve özgürlüğü karşısında duran tüm devletçi, iktidarcı güçlere diyor ki; "Abdullah Öcalan’ın posterini bilboarttan  zorla indirdiniz, peki ya gönlümüzden nasıl indireceksiniz?”
Ne güzel de sormuş. İşte gerçek sosyoloji budur. İşte gerçek toplum bilim budur. "Hakikat aşktır, aşk özgür yaşamdır”
Kürtler, hakikatli yaşamak istiyor. Hakikatli, demokratik ve özgür akmak istiyor tarihin önümüzdeki sayfalarına. Bu akışın önündeki barajları kaldıran öncü irade ise Rêber Apo olmaktadır. İşte budur, Kürtlerin Rêber Apo’ya olan aşkını gün geçtikçe büyüten gerçeklik.
Artık hakikatsiz, demokrasisiz ve özgürlüksüz yaşamak istemeyenlerin yalnız Kürtler olmadığı da giderek daha açık ortaya çıkıyor. Devlet-iktidar-sermaye tekelinin, zulüm tekelinin dışında kalan demokratik toplum güçleri de artık Kürtler gibi hakikatli, demokratik ve özgür yaşamak istiyor. Kadınlar, gençler, kültürler, inançlar, etnik kimlikler, düşünce ekolleri, artık farklılıklarını koruyarak birlikte eşit, özgür ve demokratik yaşamak istiyor. Antikapitalist olmak şartıyla, anti zulümcü olmak şartıyla herkesin kendisini içinde ifade edebileceği, varlığını sürdürebileceği ve koruyabileceği demokratik özerk bir toplumsal yaşam sistemini hızla geliştirmek istiyor. Bu özlemlerini gideren köklü düşüncelerin, Kürt Halk Önderi’nde "Demokratik Ulus” tezine kavuştuğunu giderek öğrenmeleri karşısında, tıpkı Kürtler gibi onların da Rêber Apo’ya sempatisi gün geçtikçe büyümeye başlıyor. Bu da giderek hakikat aşkına, özgür yaşam aşkına bağlanan toplumsal umutları güçlendiriyor.