
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF): Şu ana kadar gelen bilgiler arasında kırılan kapılar, el konulan bilgisayarlar, ajandalar, dağıtılan evler olduğunu biliyoruz. Yaşananların anlamı uluslararası hukukun çiğnenmesi, gazetecilik ve meslek etiğinin hiçe sayılması, şiddetin her alanda sınırsızca kullanımıdır. Bunu kabullenemeyiz.
TGS Başkanı Ercan İpekçi: Türkiye bir utanç ülkesi haline dönmüştür. AB tarafından sürekli uyarılan ve kanunlarında bir an önce değişiklikler yapılması istenen bir ülke konumuna gelmiştir. Artık Türkiye zindanlar ülkesine, bir karanlıklar ülkesine dönme noktasına geldi. Gazetecilik faaliyetleri, terör faaliyetleri ile eşdeğer gösterilmeye çalışılıyor. Tüm bunların kabul edilebilir bir yanı yok. Artık gelinen nokta itibariyle bizim açımızdan da tahammül edilebilirliği kalmadı.
ÇGD Yönetim Kurulu: Cezaevlerindeki gazetecilerin azalmasını beklerken, bunlara yenilerin eklenmesi kabul edilemez. ÇGD olarak medya kuruluşları ve gazeteciler üzerindeki bu baskı ve gözaltıların, sona erdirilmesini, gazeteci arkadaşımız Kenan Kırkkaya ve gözaltına alınan tüm meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Bu arada, özellikle basın kuruluşlarını ve yazarları bu haksızlığa ve baskılara karşı tepki vermeye davet ediyoruz.
TGDP Sözcüsü Necati Abay: KCK adı altında sistematik olarak sürdürülen operasyonların hedefi bu kez Kürt basını oldu. Kürt basınına yönelik topyekün saldırıyı protesto ediyoruz. AKP Hükümetini bir kez daha uyarıyoruz. Gittiğiniz yol, yol değildir. Gazetecileri terörize etmek, tutuklamak, basın özgürlüğünü daha da kısıtlamak hayra alamet değildir. Toplumla mücadele yasası adı verilen Terörle Mücadele Yasası iptal edilmeli, Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılmalıdır. Tutuklu gazetecilere özgürlük istiyoruz.
Nadire Mater: Çok öfkeliyim çok. İktidarın planı açık. Gazetecileri ‘zapturapt’ altına al, halkın haber alma hakkını engelle, gerçeği yok et. Ama boşuna, hayat böyle işlemiyor. Gazetecileri öldürdüler, hapsettiler, kaybettiler, Özgür Ülke’yi bombaladılar. Ne oldu? Bugün güçlü bir Kürt medyası var. Bağımsız medya var. İyi ve dürüst gazeteciler giderek çoğalıyor. Kürt medyasına yönelik operasyonlar genelde medyaya ve gazetecilere yönelik baskıların daha fazlasıdır. Son 20 yıla baktığımızda bunu görebiliyoruz. Bunu yaşadık. Aynı zamanda Kürt halkının kendini duyurma kanallarına da bir saldırı anlamına geliyor bu. Kürt medyası dışında başı derde sokulan gazetecilerin, yazarların, konuşanlarıda konusu ‘Kürt sorunu’ değil midir? Bu gelişmeler ne yazık ki, beni şaşırtmıyor ama gazetecileri susturmaktan medet umanların, şaşırmaları kaçınılmazdır. Arkadaşlarımız yalnız değil.
Ahmet Hakan: Tutuklu bulunan gazetecilerin, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanmadıkları sık sık söyleniyor. Bugün gözaltına alınan kişilerin de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınmadığı söylenecek ve bu kişilerin gazetecilik faaliyetleri terörle ilişkilendirilecektir. Ancak bu insanlar gazetecilik yapmak dışında ne yaptılar? Bu yaşananlar, uzun süredir devam eden bir sürecin devamı gibi geliyor bana. Bugün geldiğimiz noktada işin iyice çivisi çıktı. Devletin kanalı, haber ajansı, „KCK’nın basın-yayın ve propaganda ayağına yönelik operasyon“ olarak veriyor haberi. 1990’ların en karanlık günlerinde bile böylesine habercilik yapmıyordu. Artık bu yaşananlar bize çok „normal“miş gibi geliyor. Ancak bunları yadırgamaya devam etmemiz, bu yaşananlara alışmamamız gerekiyor. Gidişat gerçekten vahim; endişe ve kaygıyla izlemeye devam ediyoruz.
Esra Arsan: İnsanlar „yetmez ama evet“ çılgınlığından sonra da hükümetin söz verdiği hiçbir şeyi yerine getirmediğini, yargı reformu dediği şeyin aslında tamamen bürokrasi, adalet mekanizması ve ekonominin bütün kontrolünü kendi eli altına alıp yeniden eski askeri vesayette olduğu gibi sivil vesayeti getirmekte olduğunun farkına varmış olsalardı bütün bunlar başımıza gelmeyecekti. Neticede bunların tamamen kamuoyunun rızasıyla yapılmış şeyler olduğunu düşünüyorum ve çok üzülüyorum.
Banu Güven: Kürt meselesi memleketin en kritik meselesi ve bugün yapılan bir sindirme operasyonu. Kürt sorununun demokratik çözümüne dair çalışan ya da bilgi akışına katkı sağlayan kişiler bu ülkenin anti demokratik kanunlarından güç alınarak sindirilmeye çalışılıyor. Bu kadarını hiçbir dönem görmedik. Şunu söylemem gerekiyor ki, gazeteciler kendilerini hiçbir dönem bugün olduğu kadar tehdit altında hissetmemişti.
Nuray Mert: Eskisinden daha fazla bir baskı devam ediyor. Cılız tepki vermek de çözüm değil, kim olursa olsun, demokrasi çevreleri, sivil toplum örgütleri kendine özgürlüklerden yanayım diyen herkesi güçlü tepki vermeye çağırıyorum. Bu ses bu kadar cılız kalacaksa ne zaman çıkacak, göstermelik bir şekilde çıkan sesler etkili olmaz. Şu ana kadar esirgenen desteklerini bir an önce güçlü bir şekilde vermeleri gerekir. Bu da demokrasinin gereğidir.
Doğan Tılıç: Torba davalarla yönetilen bir ülke durumundayız. Her torba davanın da bir medya ayağı var. Davanın konusuyla ilgili, ilgisiz muhaliflerde bu potalarda eritiliyor. Bugün Van’daki DİHA çadır basıldı, gazeteciler, notları, hardiskleri toplandı. Türkiye, tutuklanan gazeteci sayısı itibariyle zaten bir numaraydı. Nerede duracaklarını bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Buna dur demesi gereken, gazeteciler ve haber alma hakkı ihlal edilenlerdir. Ses çıkarılmazsa yakın zamanda sıranın geleceği kimse kalmayacak.
Cüneyt Özdemir: Operasyonlar, sabah 6’ya doğru başladı ve aradan geçen saatlere rağmen haber kanallarında, haber sitelerinde bu olayın gerçek boyutunu bir türlü öğrenemiyoruz. Gazeteciler toplu halde gözaltına alındı deniyor. Kim gözaltına alınmış, neden gözaltına alınmış, nerdeyse hiçbir bilgi yok. Şu an önümde beş ayrı haber sitesi açık. Kredi kartlarından ekmeğin standartlarına kadar her şey konuşuluyor. Ancak bu gözaltılar kendine ya çok kısa yer buluyor, ya da hiç bulmuyor. Aradan geçmiş yedi buçuk saat, bir gazeteci olarak hala durumu anlamaya çalışıyorum.
HABER MERKEZİ