ROJAVA’DA DEVRİM VE YAŞAM - 4


Rojava’da aslında izlenim olarak anlatılacak çok şey var. Gördüklerimizden, anlatılanlardan çıkartabileceğimiz çok sonuçlar var. Ama bunların hepsini burada paylaşmanın da pek mümkün değil. Daha kapsamlı bir değerlendirmede ele alınabilirler. Burada çıplak gözle gördüklerimiz arasında kurumlarını iyi korunduğunu, “asayiş“ örgütlenmesiyle belli bir sistemin oluşturmuş olduğunu, devrimin bütün temel sorunlarının ve geleceğin Abdullah Öcalan’ın felsefesine, demokratik konfederalizme göre açıklandığını, ambargonun etkili olduğunu, kadın devrimi konusunda Rojava Devriminden öğrenilecek çok şey olduğunu belirtelim ve birkaç izlenimi biraz açalım.
Serêkanîyê Kürtlerin Stalingrad’ı olması gerekir; buradaki savaş çok şey anlatıyor. Şehir delik deşik olmuş. Her tarafta, duvarlarda mermi izleri, Esad rejiminin bombaladığı, çetelerin havaya uçurduğu evler. Beş savaş yapılmış. Anlattıklarına göre aynen Stalingrad’da olduğu gibi cadde cadde, sokak sokak, ev ev, oda oda savaşılmış. Caddeler ve sokaklar çeteler tarafından tutulduğu için ilerleme ancak ve ancak girilen evlerin duvarları yıkılarak sokağa ve caddeye paralel olarak sağlanmış. Bu nedenle de Qamişlo’ya varana kadar her yerde balyoz toplanarak savaş alanına gönderilmiş. Serêkanîyê direnişinde balyozun anlamı büyük. Çeteler girdikleri yerleri talan etmişler, yakıp yıkmışlar.

Serêkanîyê’de hastane

Serêkanîyê’de hastane ziyareti... (IŞİD çetelerinin 29 Mayıs’ta Tilêleye ve El Qoncaq köylerine baskın yaparak 7’si çocuk 15 sivil öldürülmüştü. Bölgede operasyon başlatan YPG güçleri ile IŞİD çeteleri arasında yaşanan çatışmalarda 84 IŞİD çetesi öldürülürken, 16 YPG savaşçısı hayatını kaybetmişti. Yaralananlar da hastaneye kaldırılmışlardı). Yaralı savaşçıların yanında bir dizi YPG-YPJ savaşçıları da vardı. Hemen hepsi 18-20 yaşları arasında, gülüyorlar, sorulara cevap veriyorlar. Enerji ve özgüven dolular. Savaş, sevinç, neşe, enerji, geleceğe güven ve geleceği kurma umudu bir arada.

Taban demokrasisi

“Komünal topluluk”, “Demokratik Özerklik”, “konfederalizm” vb. türünden kavramların hepsi nihayetinde demokrasinin “yerelleşmesi”ni, “radikal demokrasi”yi ifade eden taban demokrasisi veya “doğrudan demokrasi” üzerinde yükselmesi gereken toplumsal yapılanmadır. Kürdistan’ın çok uluslu olmasından kaynaklı “demokratik ulus” anlayışı da bu çerçevede ele alınmalıdır. Bu kavramların içeriğinin Rojava Devrim sürecinde doldurulmaya, ete-kemiğe büründürülmeye çalışıldığını görmek mümkündür. Rojava yeni bir toplum kurmak anlamında gerçekten de bir “inşaat alanı“. Örgütlü toplumun ortak hareketiyle yeni bir toplum kuruluyor. Bunun nasıl yapıldığını gözlemlemek mümkün. Bu sorunu Qamişlo’da Heleliye semtinde meclis başkanının anlatımlarından anladığımız gibi Cizîrê Kanton Meclisi toplantısı pratiğinde de görebiliriz. “Halk Evleri” en taban örgütlenmenin işlerlik kazandığı; semt insanlarının kendi işlerini doğrudan örgütledikleri, semt sorunlarını doğrudan çözmeye çalıştıkları kurumlaşma.
Cizîrê Kanton Meclisi toplantısı da taban demokrasisinin nasıl uygulandığını göstermektedir. Halkın şikayetleri, eleştiriler, sorumluların görmedikleri veya görmek istemedikleri olumsuzluklar komiteler ve komünler üzerinden bu meclise taşınıyor. Tabanın temsilcileri hesap sorabiliyorlar. Sorun neyse o alanda sorumlu olanlar sorulara cevap vermek, açıklama yapmak zorundalar, yanlış varsa özeleştiri veriliyor. Örneğin bu meclisin bir toplantısında daha önce tanıştığımız ve sohbet ettiğimiz içişleri bakanı sorulan soruları cevaplandırmak, açıklamalar yapmak, hesap vermek zorunda kaldı.
Demokratik Özerklikte belediyecilik anlayışı örneği: Rojava’da en büyük sorunlarından birisi de hizmet. Burada belediyelere düşen görev de oldukça önemli. Su, elektrik, gıda, temizlik, trafik gibi ana hizmetleri sağlanmasını iç savaş sonucu yaşanan göçler de zorlaştırmaktadır. Bütün bu sorunları çözmek için halkın doğrudan katılımını sağlayan, taban demokrasisi üzerinde yükselen bir bir Demokratik Özerklik belediyeciliği geliştirilmekte. Bu belediyeciliğin en gelişmiş halini Qamişlo merkez belediyesi oluşturmaktadır.

Rafineri kömünü

Demokratik Özerklikte komünün yeri: Bir komünün nasıl örgütlendiği ve çalıştığı rafineri örneğinde görülebilir. Cizîrê Kantonu petrol bölgesinde (Rimelan) Derik yakınında kurulan rafineri komün örgütlenmesinin en gelişmiş halini temsil etmektedir. Üç vardiya çalışılıyor. İşçi-teknisyen, mühendis toplam olarak her vardiyada 300, toplamda da 900 kişi çalışıyor. Bu bir komün. Kendi kendini yönetiyor. Her şeyi, ham petrolü rafineri yapan kazanları da kendileri üretmiş; her şeyiyle kendi emekleri. Hem kendi kendilerini yönetmeleri, komün anlayışlarına göre üretimde bulunmaları ve hem de kendi deyimleriyle 100 sene öncesinin teknolojisine göre üretim yapmaları; hiç bir zorluktan yılmamaları, yaratıcılıkla rafineri inşa etmeleri oldukça etkileyici.
Rafineri komünü, her türlü zorluğa, abluka ve ambargoya rağmen istersen başarabilirsinin, inşa edebilirsinin oldukça anlamlı bir örneğini teşkil etmektedir.

Kısa bir değerlendirme

Kitaplarda devrim soyuttur, bir anlatımdır; yaşananlardan, tecrübelerden çıkartılan derslerin, sonuçların anlatımıdır, teorileştirilmesidir. Rojava’da ise devrim somut. Belki kitaplarda yazıldığı gibi değil, belki tarihte örneği yoktur. Belki de bundan dolayı bazıları orada devrim yapılmadı diyebiliyorlar. Ama orada somutta devrimin nasıl gerçekleştirildiği; hangi zorlulara karşı mücadele içinde yeni bir düzenin kuruluyor olduğu gözlenebilir. Rojava Devrimi bağlamında önemli gördüğümüz bazı noktaları ve devrimin bazı temel sorunlarını kısa da olsa burada açmakta yarar var.

 Rojava ve üçüncü yol anlayışı

Serxwebûn, sayı 391’de (Temmuz 2014) üçüncü yol veya “üçüncü çizgi” şöyle tanımlanmaktadır:
“Üçüncü Dünya Savaşı küresel kapitalizm ile kapitalist modernitenin daha önce yarattığı ulus devlet statükoculuğu arasında süren bir savaştır. Bu çatışma bütün gelişmelerin üzerinde etkili olma, egemen olma ve siyasal gelişmelere yön verme karakterindedir. İlk iki güç bunlar oluyor. Üçüncü çizgi, bu iki egemen sömürücü gücün dışında kalan, halkları, ezilenleri, demokrasiyi temsil eden, gençlik ve kadın devrimlerini içine alan, ekolojik olan devrimci demokratik duruş çizgisi oluyor. Demokratik halk duruşu ideolojik, politik çizgi olarak böyledir. Politik olarak da halkın ve demokrasinin çıkarlarını savunan, bu temelde örgütlenip mücadele eden bir politik taktik yaklaşımı ifade ediyor...Önder Apo...üçüncü çizgiyi geliştirdi, formüle etti, teorisini, programını, strateji ve taktiklerini yarattı...Köklü bir farklılığa, ayrılığa kavuşturdu. Böylece başkalarının kuyruğuna takılmayan, başkalarına hizmet etmeyen, devletçi iktidarcı sistemden kopan bir felsefik, ideolojik paradigmasal duruş geliştirdi...Kadın özgürlükçü, ekolojik demokratik toplum paradigmasının ilk kapsamlı, somut, pratik uygulanması Rojava Devrimi’nde oldu. Kürdistan’ın genelinde yürütülen mücadele bu çizgidedir... Üçüncü Dünya Savaşını yürüten güçler arasındaki çatışmaya alet olmamak, taraf olmamak, onun dışında kalmak, o çatışmadan halk özgürlük devrimini geliştirmek için yararlanmak! İşte Rojava Devrimi’nin politik çizgisi buydu...”(“Rojava Devrimi üçüncü çizginin zaferidir” yazısından).
Burada anlatılan şu: Sömürmek, talan etmek, kendi sınıfsal hakimiyetini kurmak isteyen güçler arasındaki çatışmaya, iktidar savaşına müdahil olmamak; bu sömürücü, egemen güçlerin dışında kalmak. Onlar bu savaşlarını sürdürürken, bu savaşa katılmayanları; yani halkları, ezilenleri, demokrasiden, özgürlükten yana olanları örgütlemek ve mücadeleye sevk ederek kendi yönetimlerini kurmak.
Aslında burada yeni bir şey yok. Uluslararası ve ulusal arenada birbirlerine karşı egemenlik için mücadele eden, farklı sermaye gruplarının siyasal temsilcileri olarak çıkar kavgası veren gerici kamplar her zaman olmuştur. Burada önemli olan, birinin yanında diğerine karşı tavır almadan, her ikisini de dışlayarak, her ikisinin de ezdiği, sömürdüğü, yoksulluğa mahkum ettiği toplumsal sınıf ve tabakaları demokratik ve özgür bir düzenin kurulması mücadelesi için örgütlemek ve yönlendirmektir.
Rojava Devrimi somutunda bu Suriye’de Esad rejimi ve İslami güçler (çeteler) arasındaki iktidar kavgası dışında kalmak, onların arasındaki çelişkilerden kendi yönetimini kurmak için yararlanmak ve saldırı olursa kendini savunmak.
Üçüncü yol, sömürücü güçler arasındaki çatışmaya müdahil olmama anlamının yanı sıra “ne kapitalizm ne de sosyalizm demokratik konfederalizm” anlamına da gelir. Burada sistemler mücadelesi söz konusudur. “Kapitalist modernite”ye karşı mücadele Marksizmin, sosyalizmin aşıldığı anlayışından ve demokratik konfederalizm savunusundan farklı olarak ele alınamaz. Burada yaptığımız oldukça kısa bir tanımlama. Konuyu somutlaştırmak için aslında komünizm, ütopik sosyalizm, bilimsel sosyalizm, anarşizm ve demokratik konfederalizm gibi kavramları içeriklendirmek ve karşılaştırmak gerekir. Bunun güncelliği olan bir çalışma olduğunu belirtelim.

Devrimin sınıfsal karakteri

Toplumsal sınıf ve tabakalar söz konusu olunca ister istemez üretim biçiminin, üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin karakterinin de belirlenmesi gerekir. Bu anlamda bazı temel kavramlar:
“...Maddi varlıkların üretildiği üretim aletleri, bu aletleri harekete geçiren ve belirli bir üretim deneyimi ve iş becerisi sayesinde maddi varlıkların üretimini gerçekleştiren insanlar, toplumun üretici güçlerini oluştururlar. İnsan toplumunun gelişmesinin bütün aşamalarında, emekçi kitleler, esas üretici güçtür”.
“Üretebilmek için birbirleriyle belirli ilişki ve bağlar kurarlar ve doğa üzerindeki etkileri, üretim, yalnızca bu toplumsal ilişkiler ve bağlar içinde gerçekleşir. İnsanların maddi varlıkların üretim süreci içindeki belirli ilişkileri ve bağları, üretim ilişkilerini oluşturur”.
“Üretim ilişkilerinin karakteri, üretim araçlarının (toprak, ormanlar, sular, yeraltı zenginlikleri, hammaddeler, üretim aletleri, işletme binaları, ulaşım araçları, haberleşme sektörü vs.) kimin mülkiyetinde bulunduğuna bağlıdır –bu araçları emekçilerin sömürülmesi için kullanan tekil kişilerin, sosyal grupların ya da sınıfların mülkiyetinde mi, yoksa toplumun, yani hedefi halk kitlelerinin, tüm toplumun maddi ve kültürel gereksinimlerini gidermek olan bir toplumun mülkiyetinde mi? Çeşitli dönemlerin üretim ilişkileri, araçlarının ve bunun sonucu olarak da insanlar tarafından üretilen maddi varlıkların toplumun üyeleri arasında nasıl dağıtıldığını gösterirler. Böylelikle üretim ilişkilerinin temeli, üretim araçları üzerindeki belirli bir mülkiyet biçimidir”.
“Üretici güçler ve üretim ilişkileri, bütünlükleri içinde üretim tarzını oluştururlar” (SSCB Ekonomi Enstitüsü Bilimler Akademisi, Politik Ekonomi Ders Kitabı Cilt: I’den).
Bu açılardan da baktığımızda Rojava’da, somutta da Cizîrê Kantonunda feodalizmin hakimiyetinden ve dolayısıyla feodal karakterde üretici güçlerden, mülkiyet ilişkilerinden bahsedilemez. Feodalizm, mülkiyet ilişkileri dışında aşiret ilişkilerinde, birtakım geleneklerde aranmalıdır. Rojava’da gelişmiş bir kapitalizmden de bahsedilemez. Ama toplumsal yapılarda geri seviyede de olsa belirleyici olan kapitalist ilişkilerdir. Bu nedenle Rojava’da toplumsal sınıf ve tabakalar kapitalist ilişkilerin yansımalarıdır. Somutlaştırırsak:
Burjuvazi: Sanayinin olmadığı bir yerde klasik anlamda bir burjuva sınıftan bahsedilemez. Diğer kantonları bilmiyorum ama Cizîrê Kantonunda tek bir sanayi kuruluşunun olmadığı sürekli söylenmiştir. İşte tam da bu anlamda bir burjuva sınıfının varlığından bahsedilemez...
Proletarya: Burjuvazinin olmadığı yerde sanayi kuruluşlarında çalışan bir işçi sınıfından da bahsedilemez. Ama birkaç kişinin çalıştığı küçük işyerlerinde, belediyelerde, hastanelerde vb. çalışan işçiler var. Bunun ötesinde rafineride yüzlerce işçi çalışmaktadır. Bu durumda oluşmakta olan bir işçi sınıfından bahsedilebilir.
Feodal beyler: Toprak ağalığı daha ziyade Kobane Kantonunda var. Cezire’de pek yaygın değil. Köylü: En yaygın toplumsal kesimi oluşturmaktadır. Köylülüğü kendi içinde kategorilerine ayrıştırma olanağımız yok. Ama ezici çoğunluğu yoksul emekçi köylülerden oluşmaktadır.
Küçük burjuvazi: Şehirde (esnaf, zanaatçı, küçük işletmeler, aydınlar, öğretmenler vs.) ve kırsal alanda küçük ve orta köylülükten oluşan bu kesim de oldukça yaygın… Rojava Devrimi bu özellikleri olan bir toplumda gerçekleşiyor ve ona toplumun bütün kesimleri katılıyor; Rojava Devrimi toplumun her kesiminin katıldığı, esas ağırlığı yoksul/mülksüz ve çalışan halk yığınlarının taşıdığı bir devrimdir.

Belirleyici olan bir devrimdir

Rojava’da söz konusu olan ulusal demokratik bir devrimdir. Buna halk devrimi de denebilir. Ama gerçekleştirilmek istenen amaç bakımından tamamen yeni bir devrim anlayışıdır; tarihte şimdiye kadar demokratik konfederalist bir düzen kurmak için devrim yapılmamıştır, en azından ben bilmiyorum. Ama genel hedefleri bakımında -demokrasi ve özgürlük için mücadele- demokratik, özgürlükçü ve ulusal kurtuluşçu yönü ağır basan; belirleyici olan bir devrimdir.
Bu anlayış kurulmak istenen düzenin sınıfsal karakteriyle de bağdaşmaktadır: KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık şöyle diyor: Rojava Devrimi “yeni bir paradigma temelinde gerçekleştirilen demokratik konfederalizme dayalı özgürlükçü bir Demokratik Özerklik sistemidir. Buradaki Demokratik Özerklik herhangi bir özerklik biçimi değildir. Buradaki Demokratik Özerklikten kasıt, Kürtlerin kendi kendini yönetmesinin demokratik karakterinin derinliğidir. Özgürlükçü karakterinin derinliğidir. Tam özgürlükçü, tam demokratik karaktere sahip bir devrim hedefi ortaya konmuştur. Bu yönüyle tarihin ulusal demokratik mücadeleleri içinde en demokratik, en özgürlükçü statüsünü oluşturmayı hedeflemektedir. Bu bakımdan Rojava’daki Demokratik Özerklik herhangi bir bölgesel ve yerel özerklik, kültürel özerklik, otonomi, federasyon ya da devletle karşılaştırılamayacak düzeyde, ya da onlar ölçü alınarak değerlendirilmeyecek düzeyde özgürlükçü ve demokratik bir sistemin ifadesidir... Tamamen kendini eskiden koparan, yeni ve özgürlükçü bir yaşam ortaya çıkaran kesinlikle Rojava Devrimidir” (ANF, 30.12.2013, “Rojava Devrimi 2013’e damgasını vurdu”).
Tabi bu anlamda Rojava Devrimi sadece Suriye’de sorunların çözümü için değil, bütün Ortadoğu için yeni bir formül olarak sunulmaktadır. Bu konuda KCK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan şunları söylüyor: “Rojava’da kurulan sistem Suriye’de sorunların çözümü için örnek bir sistemdir. Suriye muhalefetinin bir parçası olan El Tensîq Heyeti de Suriye’nin her yerinde kanton sistemiyle çözümün gelişeceğine dönük karar almış durumda. Çünkü en makul çözüm budur… İşte bakın, yönetimde kim var; Kürtler var, Araplar var, Süryaniler var. Bütün diller özgürdür. Yani kültürler ve halklar üzerinde baskı yok. Özgürlük var. Bu yeni bir fikirdir, yeni bir modeldir. Bu model bütün Suriye için bir çözüm perspektifi ve bir örnek olabilir” (T24, 17 Mart 2014, “AKP seçimden sonra adım atmazsa süreç biter”).
Rojava Devrimini yeni yapan onun ulusal kurtuluşçu, demokratik, özgürlükçü olması değildir. Bütün devrimlerde bu vardır. Rojava Devriminde yeni olan, bu temel paradigmaların demokratik konfederalizm bağlamında ele alınmasıdır. Yeni olan, Rojava Devrimine özgün olan budur.

Mülkiyete bakış

Her devrimin sınıfsal karakterini mülkiyete bakış belirler. Rojava Devrimi, özel mülkiyete karşı bir devrim değildir. Yapılan bütün açıklamalarda bu anlayış dile getiriliyor. Devrimin nihai amacı özel mülkiyeti sınırlandırmak ve toplumsal mülkiyeti yaygınlaştırmak. Ama bundan özel mülkiyet tamamen kaldırılacaktır sonuç çıkmıyor: Bu durumda üretim ilişkilerinin sınıfsal karakterini hem özel mülkiyet ve hem de toplumsal mülkiyet belirleyecektir sonucu çıkmaktadır. Somut olarak durum şöyle: Üretim araçlarının mülkiyeti konusunda ancak yeni yeni düzenlemelere gidiyorlar. Özel mülkiyet, devlet mülkiyeti, toplumsal mülkiyet (komün) hepsi bir arada var; ama esas yön, özel mülkiyeti sınırlandırmak, toplumsal mülkiyeti geliştirmektir deniyor.
“Bu model”, bu “çözüm perspektifi”, yani “üçüncü çizgi” şüphesiz ki desteklenmelidir; bu devrimle özdeşleşilmelidir. Ama yeni olduğu için de analiz edilmelidir, eksiklikleri gösterilmelidir, giderilmesi için de mücadele edilmelidir. Giderek sınırlandırılan özel mülkiyet ve giderek yaygınlaştırılan toplumsal mülkiyet temelinde ekonominin yeniden yapılandırılması için Rojava’da maddi varlıkların bir envanterinin çıkartılması gerekir. Kantonlarda maddi varlıklarının dökümü yapılmaksızın ekonomi yeniden inşa edilemez. Yönetim ne kadar ekilebilen arazi olduğunu, ne kadar ve hangi cinsten tarım araç ve gereçlerinin olduğunu; ekilebilen arazinin köylüler arasında dağılımını; ne kadar imalathane, fabrika, işletme; genel anlamda üretim birimi olduğunu ve buralarda çalışanların sayısını tespit etmek zorundadır. Yani yeni bir ekonomi inşa etmek için eldeki “malzeme”nin bilinmesi gerekir. Kooperatifçilikle, komünle başlayan ekonomiyi yeniden inşa çalışmasının derinleştirilmesi için bu maddi ve insan gücü varlığının bilinmesi ve ona göre planlama yapılması Rojava’da devrimin “olmazsa olmazı”dır.
Rojava’da ortak paylaşımın gerçekleştirilebilmesi için, üst yapıda demokratik konfederalizme tekabül eden kurumlara kazandırılan işlerliğin tıkanmaması için o kurumların altyapısını oluşturmak kaçınılmazdır; bu ertelenecek bir görev değildir. İçerikle biçin, altyapı ile üst yapı birbiriyle uyumluluk içinde olmak zorundadır. Devrimi başlangıcında böyle bir uyumluluk olmaz. Ama devrim, ilerlemek ve derinleşmek için bu uyumluluğu sağlayan adımlar atmak zorundadır. Bu doğrudan kendi geleceğiyle ilgilidir.
Nasıl ki, sosyalizm kendine özgü ekonomik ilişkiler, altyapı olmaksızın varlığını sürdüremezse, demokratik konfederalizm de kendine özgü ekonomik ilişkileri, altyapıyı kurmaksızın varlığını sürdüremez. BİTTİ


NOT: Bu yazı dizisinin tümünü okumak isteyenler aşağıdaki linke bakabilir: http://ibrahimokcuoglu.blogspot.de/2014/08/rojavada-devrim-ve-yasam.html#more


İBRAHİM OKÇUOÐLU