Kürtçe tiyatronun uzun yolculuğu Kürtçe tiyatro ile ilgili düşüncelerini paylaşan MKM sanatçılarından Ömer Şahin, Kürtçe tiyatro yapmanın korsan eylem yapmakla eşdeğer olduğunu söyleyerek, “Yasaklı dilin repliklerinin bodrum katlarında fısıldandığı 1990’lardan günümüze ulaşan uzun bir yolculuğu var Kürtçe tiyatronun. Uzun bir yolculuktu ve elbette daha da uzun olacak. Çünkü hâlâ onurlu özgür, demokratik bir yaşam kurmak için mücadele veren bir halk var ve halkın tiyatrosu da elbette bu özleme ulaşmanın sanatını yapmaya devam edecektir” dedi. Kürtçe tiyatronun engelleri aşarak yoluna devam ettiğini söyleyen Şahin, “Elbette bir çok zorluk ve engelleme ile karşılaşıyoruz. Fakat tüm bunlara rağmen çağımıza ışık tutmaya, insanlarımızın sorunlarını dertlerini sahneye taşımaya devam ediyoruz. Her ne kadar son süreçte olduğu gibi siyasi ekonomik sorunlar olsa da, yaratım süreci devam ediyor” diye konuştu. Tiyatronun asıl zorlu süreçlerde izleyiciye ulaşması gerektiğini ifade eden Şahin, “Şatafatlı sahnelerimiz yok, oyunlarımız düşük bütçe ile çıkıyor. Tüm ekipler çok büyük fedakârlıklarla sahneye çıkıyor fakat hepimizde kendimizi ifade etmiş olmanın güveni ve tüm korkulara rağmen gerçekleri ortaya koymanın verdiği cesaret var” dedi.
Dağ Tiyatrosu Kürtçe Tiyatro bir de dağ tiyatrosu olarak gelişmeye başladı. Tev-Çand Şehit Sefkan Kültür Sanat Akademisi bünyesinde çalışmalarını sürdüren Şanoya Çiya Tiyatro grubu birçok oyunu Kürtçe sahneliyor. Grup, yakın zamanda, tragedyanın büyük yazarlarından Sofokles’in Antigone oyununu ‘Kürdistan’ adıyla dağ sahnesine uyarlayarak, seyirci ile buluşturdu. Antigone oyunu, Yunan tragedyası yazarı Sophokles’in 2 bin 500 yıl önce yazdığı ve iktidar, ölüm, yas ve kamu vicdanı ilişkisinin irdelendiği bir oyun. Sovyet Kürt Tiyatrosu Kürtçe tiyatronun gelişim sağladığı yerlerden biri de Sovyet Rusya. Kürtçe tiyatro, ilk gösterimini Tiflis’te 1928’de Ahmedê Mirazî’nin “Zemanê Çûyî”(Geçmiş Zaman) oyunuyla yaptı. 1937-1947 yılları arasında çoğu çeviri ve uyarlama olan onlarca oyun Elegez Sovyet Kürt Tiyatrosu’nda sahnelendi. 1956-75 yılları arasında seslendirilen bu oyunların çoğu radyofonik oyunlar olarak Erivan Radyosu’nda yayınlandı. 1979-1991 yılları arasında ise Gürcistan ve Ermenistan’da, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar, dönemin birçok popüler oyunu Kürtçe sahnelendi. Bu dönemin son yazarı olan Ezîzê Gerdenzerî’nin “Zarîna Çiya”(Dağların Feryadı) oyunu 1989’da Gürcistan’da kitap olarak yayınlandı.
Kürt tiyatrosu evrenselleşmek için toplumsal kökleriyle buluşmak durumdadır.
Tev-Çand Şehit Sefqan Kültür Sanat Akademisi’ne bağlı olarak çalışmalarını sürdüren Şanoya Çiya 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Kürdistan ve Ortadoğu tiyatrocuları için bugüne özgü bir değer katanın şehit Erdoğan Kahraman (Yekta Herekol) olduğu belirtilen açıklamada, ”27 Mart 2004 yılında Halep’te bedenini ateşe veren şehit Yekta Herekol sanat çizgimizi, Newroz ruhuyla toplumsallaştıralım” dedi.
Şehit Yekta Herekol’un 27 Mart 2004 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecridi ve Rojava halkına dönük baskılara tepki olarak Suriye’nin Halep kentinde bedenini ateşe verdiği belirtilen açıklamada ifadelere yer verildi: ”Şehit Yekta, dünya tiyatrolar gününde yaptığı bu eylemle kültür ve sanat faaliyetlerimizin devrimci çizgisinin sembollerinden olmuştur.”
Açıklamada, ‘’Bundan 14 yıl önce Rojava’daki duruşuyla bugünkü devrimci sanatın mimarlarından olan Şehit Yekta, eylemiyle Kürdistan’da devrimci sanatın gerçek ismi ve sembolü olmuştur” ifadeleri yer aldı.
Açıklamada, Kürdistan’da kaybettirilmek istenen özgür sanatın ve estetiğin yeniden inşasında Şehit Yekta’nın temel rollerden birini üstlendiğine dikkat çekildi. Kürdistan’da özgür yaşamın inşasında sanat yapmak isteyenlerin Kürt kimliği ve toplumsallığından kopuk sanatın yapılamayacağını bilmesi gerektiği hatırlatılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: ”Şehit Yekta bize, sanatın tarih ve kültürü yaşamaktan geçtiğini, tarihsizliğe ve kültürsüzlüğe bir tavır sahibi olunması gerektiğini göstermiştir. Tarihi ve kültürü doğru tanıyanlar, farkına varanlar; çelişkiyi daha derinden yaşar ve duyumsarlar. Hakiki sanatçılıkta budur! Yekta kişiliği böyle bir sanatçı kişiliktir.”
Kürt tiyatrosu kökleriyle buluşmalı
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
* Tiyatro bugün yapısal bir kriz yaşıyor. Bu özünde bir zihniyet krizidir. Çünkü öncelik davranışta değil, ruhta ve anlamdadır. Sanat alanında yaşanan bu sorun ancak ‘entelektüel devrim’le aşılacaktır. Bu yüzden tiyatronun okul ve dergahlara, akademilere ihtiyacı vardır. Kürdistan’da tiyatronun geliştirilmesi, örgütlendirilmesi en temel görevimizdir.
* Demokratik özerkliğin tiyatrosu, kapitalist modernitenin ideolojik ve maddi kültür silahlarıyla yürüttükleri saldırılara karşı, demokratik ulusu yaratarak toplumu savunmalıdır.
* Demokratik tiyatronun dili her zaman toplumcudur. Toplumdan uzak kalamaz, toplumdan kopuk ele alınamaz. Toplumcu tiyatro, toplumu savunmadan politika yapamaz.
* Tiyatro, kültürel soykırım saldırılarına karşı, kültürel bir direniş yaratmalıdır.
* Devletin tiyatroyu ele geçirme yaklaşımına karşı, alternatif bir yaşam ve alternatif bir tiyatro yaratmalıyız.
* Kürdistan’da sanat halkçı felsefeden koparılarak, bir çeşit gasp diyeceğimiz yöntemlerle tekellerin sermayesi haline getiriliyor. Bu görülmeden devrimci bir tiyatro yapılamaz.
* Kürt tiyatrosundaki yerellik, tarihin derinliklerinde ne kadar aranıp ortaya çıkarılırsa evrenselliğe de o kadar ulaşır. Kürt tiyatrosu evrenselleşmek için toplumsal kökleriyle buluşmak durumdadır.
* İdeolojik ve devrimci bir kişilik olarak tiyatrocular, sanatta erkek egemenliğinin, iktidarcılığın teşhirini yapmadan kültürle doğru bir ilişki kuramaz.
* Kürt kültürünün ve kimliğinin temeli olan kadın mücadelesine doğru katılamayan bir tiyatro asla sistem dışı olamaz.
* Kürt Tiyatrosu Ortadoğu’da sözlü kaynaklar ve geleneksel kültürle güçlü bağlar kurmadan, kültürel soykırım faaliyetlerini yenilgiye uğratamaz.
* Gerçek sanat, geleneksel kültürle bağını doğru kuran sanat olabilir. Kürt sanatı ve estetiğinden, yani Kürt kimliğinden ve toplumsallığından ayrı düşünülemez. Halkların kültürünün canlandırılması, halk değerlerine bağlılıktan geçer.”