Ortadoğu’da küresel ve bölgesel aktörlerin güç mücadelesinde yeni bir dönemece giriliyor. Bu süreci, ABD-Rusya hattında başlatılan Suriye görüşmeleri ile bunun Ortadoğu’ya ve Kürtlere etkilerini Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Görevlisi Sarphan Uzunoğlu ile konuştuk. İşte sorularımız ve Uzunoğlu’nun yanıtları: 


Son dönemlerde Rusya’nın Suriye’ye yönelik adımları stratejik hamleler olarak görülüyor. Rusya’nın bu hamlelerle ABD’nin önüne geçtiği ve Suriye konusunda baş aktör haline geldiği belirtiliyor, katılır mısınız buna?

Putin, hem çevre ülkelerle ilişkilerinde hem de Ortadoğu politikalarında daima agresif bir tavır benimseyen bir siyaset adamı. Rusya’nın dış siyasetini de iktidara geldiği günden bu yana hep bu agresif karakter üzerine kurgulamış, hatta dozu her geçen yıl artırmıştı. Ama agresyonun yerine yeni dönemde Türkiye’nin Başbakan’ın söylemlerine sık sık konu olan “soft power“ argümanının da hakkını vereceklerinin izlerini görebiliyoruz.

Suriye konusunda baş aktörlük konusunda ise aslına bakarsak ABD’nin de Rusya’nın da oynayamayacağı kadar büyük bir rolden bahsediyoruz. Eğer böyle bir başrolün kaldırılması mümkün olsaydı daha önce Irak’ta ya da Afganistan’da ABD tarafından veya İngiltere tarafından kaldırılabilirdi. Burada Rusya’nın aldığı rol, üstünde uzlaşılmış bir roller dağılımını işaret ediyor. Ortamı domine eden bir rol, teknik olarak Rusya’nın da avantaj sağlayabileceği bir durum değil. Çünkü DAİŞ gibi örgütlere karşı alınan her aktif rol, İslami terörizmi ülkenizin başkentine davet etmektir. Bu kadar mobilize bir güce karşı Putin, eğer bir başrol oyuncusu olarak oynamak istiyorsa ya yeni bir Şok Doktrini ile Rusya’daki ekonomik ve siyasal göstergeleri dönüştürmek istiyordur ya da bazı şeyleri çoktan göze almıştır.


Rusya, ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyona alternatif bir koalisyon da oluşturdu. Rusya öncülüğünde Suriye, İran ve Irak, Bağdat’taki merkezde DAİŞ’e karşı istihbarat alışverişini hızlandırmayı hedefliyor. Bu adımı nasıl yorumluyorsunuz? 

Bu koalisyon zaten varlığı bilinen, Wikileaks raporlarından günlük siyasal diyaloglara ve bölgedeki ticari birliklere kadar izlerini gördüğümüz bir koalisyondu ve DAİŞ tehdidi ortaya çıkmadan önce de oradaydı. Bölgede tek bir gücün hegemonyası hiçbir zaman hakim olmadı. Bu koalisyonu “alternatif” yapan, bileşenlerinden ziyade yaklaşım farkıdır ve bu yaklaşımın Erdoğan’ın açıklamalarına dahi yansıyacak kadar belirgin bir zafer elde ettiği ortada. Zira bölgenin ana aktörleriyle ve ana devletlerle çatışmaya girmeden diyalog kurma potansiyeline sahip olan ve dünden bugüne siyasal söylemini de bu yapı üstüne oturtmuş olan tek ülke Rusya. Bu adım ABD’ye karşı bir adım olarak değil, aslında ABD ile birlikte hareket eden ülkelerin de sonuçlarından kendi umduklarından daha az da olsa yararlanabileceği bir fotoğrafı karşımıza çıkarabilir. 


Obama ve Putin görüşmesi sonucunda Rusya ve ABD işbirliğine her zamankinden daha yakın diyebilir miyiz?

Rusya ve ABD’nin işbirliğinin önünde daima siyasal, kültür temelli engeller vardır. Birbirlerinin rakibi ve siyasal ötekisi olan iki ülkeden bahsediyoruz. Bugün Obama’nın Rusya’yla birlikte attığı adımların seçimlere yaklaşılan bir ortamda ABD’de riskleri var. Putin ise koltuğunu sağlama almış bir lider; ama usta bir satranç oyuncusu. Obama hem söylemsel bir tutarlılık geliştirerek Esad karşısındaki tutumunu pekiştirmek, hem de gerçeklerle yüz yüze gelerek bölge politikalarında tehlikeli bir yalnızlık içine düşmemek zorunda. Bu hem içeride hem dışarıda savunulabilir bir sonuç olmaz çünkü. Putin ise bölgedeki siyasi çıkarları gereği hem hamlesini yapacak hem de uzlaşmacı bir görüntü sergileyerek uluslar arası kamuoyuyla çatışma içerisinde olduğu Ukrayna dahil olmak üzere diğer alanlarda hamle alanı kazanacak.


Sizce ABD ile Rus koalisyonlarının ikili ilişkilerin seyrine göre önümüzdeki dönemde birleşme şansı var mı?

Lojistik ya da askeri boyutlarda birleşme mümkün olabilir mi bunu kestirmek zor, ama stratejik bir ortaklaşma meydana gelmesi muhtemel görünüyor. Uluslar arası bir sorunun, belirli ulusların etki alanlarını genişletmek amacıyla çözümlenmeye çalışılması zaten uzlaşma dışında sağlıklı bir yolla gerçekleşemez. Bugün gördüğümüz fotoğraf birbirine doğru son hızla yaklaşan iki aracın bir anda aynı yöne doğru teğet geçecek kadar yakın olmasa da direksiyon kırması. Her iki koalisyon da Ortadoğu’daki mevcut sorunların göçmen krizi, enerji krizi gibi genel başlıklar etrafında dünyaya yansıyacağının ve DAİŞ’in artan popülerliğinin, özellikle de Afrika’daki yoksul gruplara daha fazla sirayet ederek problemin daha da genişlediğinin farkında. Aslında zamanında bahsettiğimiz güçlerin politikası ile yaratılmış olan bir riskin krize dönüştüğünü gördük. Bu yakınlaşma durumu da ortaya çıkan krizin derinleşmesi ve tüm paydaşların artık iyice etkilenmesinin sonucu.


ABD ile Rusya’nın temel prensipler (Suriye’de siyasi çözüm, geçiş dönemi ihtiyacı, DAİŞ‘le mücadele edilmesi) üzerinde vardığı uzlaşma Suriye ve Ortadoğu’ya nasıl yansır?

Bu uzlaşma aslına bakılırsa ABD’nin Ortadoğu’da İran’la başlayan yaklaşım değişikliklerinin izlerini de taşıyan bir uzlaşma. Basit bir karşıtlık stratejisi üzerinden tanımlanamayacak yeni bir yaklaşımın izlerini taşıyor. 

Suriye ve Ortadoğu’ya bu uzlaşmanın aktif bir şekilde gerçekleşmesi halinde yansıması, Ortadoğu’daki. Suriye’de siyasi çözüm ihtiyacı başından beri savunulması gereken bir hattı; bu hatta varmak için 2015 yılının başından bu yana Batılı ülkelerde gerçekleşen DAİŞ kaynaklı eylemlerin gerçeklemesinin beklenmesi dahi yersizdi.

ABD’nin yeni yaklaşımı belli ki Demokratlar’ın bir sonraki dönem de kazanacakları iktidara da damga vuracak. Bunun dünya açısından daha hayırlı olacağını söyleyebiliriz. Ancak bu noktada bu uzlaşmanın “nasıl bir siyasi geçiş” öngördüğü, tarihte sık sık rastlandığı üzere Kürtlerin bu uzlaşmanın sonucunda yine fotoğrafın dışında kalıp kalmayacağı önemli bir tartışma konusu.


Rus Parlamentosu askerin sınır ötesi operasyona katılmasına olanak veren tezkereyi onayladı. Rusya, yakın zamanda Suriye’de DAİŞ‘e yönelik kara ve hava operasyonuna girişir mi?

Duvarda bir tüfek varsa ve öykünün başında tasvir ediliyorsa, o tüfek muhtemelen patlar. Karadan askeri bir desteğe gerek yok; ama Rusya askeri teknolojiler konusunda en gelişmiş ülkelerden biri. Sağlayacağı lojistik destek dahi büyük denge değişikliklerine neden olur. Askeri bir desteğinse ‘eğit donat’tan çok daha etkili olacağı kesin.

 

Peki, DAİŞ’e karşı askeri alandaki başarısıyla Suriye’de önemli bir aktör haline gelen ve demokratik özerklik modeli ile çözüm reçetesi sunan Kürtler tüm bu gelişmelerden nasıl etkilenir?

Kürtler için risk her daim ortada. Siyasal İslamcılıkla ve hatta İslami radikal gruplarla geçmişte yapılan işbirlikleri, onlara tanınan sınırsız kredi, bugüne dek Kürtlere neredeyse hiç tanınmadı. Bölgedeki stabil risk durumu, elbette bölgede ticaret yapan ve bölgeden çıkar sağlayan büyük ülkelerin daima işine geldi. Zira kaynaklarıyla Suriye de, Irak da cazip bölgeler. Demokratik özerklik modeli ise kapitalizmin birçok temel refleksiyle çelişen bir yapı. Halklar için çözüm reçetesi olan yöntemler çoğu zaman büyük aktörler için çözümsüzlük ve karmaşa anlamına gelir. Hele ki öz kaynakların kullanımı ve öz yönetim gibi çok belirgin prensipleri olan bir model. Ama Kürt Hareketi, DAİŞ’le mücadele sırasında uluslararası itibar konusunda büyük mesafe kat etti. Dengeli, uzlaşmacı ve kuvvetli bir özne olarak kendine büyük bir yer açtı. Buna bağlı olarak büyük ülkeler açısından çok daha dağınık ve itibarsız olan birçok aktöre göre daha önemli bir muhatap haline geldi. 

Geçmişte olsa Türkiye’nin dış politika hamlelerinin ve ortaklarının Kürtlerin alan elde etmesi konusunda sıkıntı yaratabileceğini söyleyebilirdim; ama Türkiye’deki siyasal belirsizlik durumu ve yıpranmış iktidar, iflas etmiş dış politika ile birleştiğinde Kürtler karşısında bir cephenin oluşmasını zorlaştırıyor.

Akıllı lobi faaliyetleri ve siyasal tutarlılığı da içeren bir vizyon genişlemesi ile demokratik özerk bir bölgenin kurulması hayal olmaktan çok daha yakın.


ABD ile Rusya’nın sahada Kürtlerle daha fazla işbirliği yapması konusunda talepler var. Ne dersiniz bu konuda?

Kürtlerle işbirliği yapmadan bölgede bir sorunu çözebileceğini sananlar büyük yanılgı içerisinde olabilir ancak. Hem siyaseten hem askeri olarak Kürtler çok ciddi bir hakimiyet alanına sahipler. 

Ama işbirliği dediğiniz şeyin etik sınırları vardır. 

Bana kalırsa asıl tartışmalı olan kısım işin bu kısmı. Zira yaşadığımız bunca problemin temelinde de Bush’ların veya Blair gibi politikacıların vaktiyle “parlak“ sandıkları ve dünyaya 11 Eylül gibi krizler vesilesiyle “sattıkları’’ fikirleri var. 

Kürtler geleceğe dair adımlar atmadan önce geçmişte nerelerde aldatıldıklarını, nerelerde hata yaptıklarını anımsamak durumundalar. ABD ve Rusya’ya yapılan çağrıları bir de buradan okumak lazım.

 

ÇİÐDEM DEMİREL/HABER MERKEZİ