
Hewlêr’de devam eden 2. Kürt Ulusal Kadın Konferansı’nda dün Kürdistan’ın dört parçasında kadınların yaşadığı sorunlar ve çözüm yolları masaya yatırıldı. Bugün sona erecek olan konferansın dünkü oturumlarında dört parçadan gelen delegeler, kadın üzerindeki baskıların farklı ifade biçimlerini tartıştı. Konuşmaların tamamında toplumsal kurtuluşun kadın özgürlüğünden geçtiği vurgulanırken, Barış Annesi Havva Kıran “kısa bir süre önce 15 kadın gerilla katledildi, kimse bunu dile getirmedi” eleştirisinde bulundu.
Konferansın ikinci gün oturumunda KADEP Başkan Yardımcısı Yüksel Avşar, Kürdistan’ın parçalanmışlığının kadın üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Parçalanmışlığa ve tüm baskılara rağmen Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesinden vazgeçmediğini kaydeden Avşar, Kürt sorununun Kürtlerin elinden alınan statülerinin tanınmasıyla çözüleceğini belirtti. Yüksel Avşar, Kürt özgürlük mücadelesinin Kürtlerin varoluşunu sağladığını vurguladıktan sonra “Bugün de konjonktür Kürtlerin statü kazanması için uygundur” dedi. Kürt kadınları olarak kardeş kavgası istemediklerinin altını çizen Avşar, kadınların ulusal konferanstan beklentilerini somutlaştırmalarını istedi.
Güney’de kadın etkin değil
Ardından konuşma yapan Goran hareketinden Êvar Îbrahîm de Güney Kürdistan’daki kadınların durumuna değindi. Güney Kürdistan’da kadınların erkek egemen kültürün baskıcı uygulamalarına maruz kaldığını ifade eden Îbrahîm, “Siyasi partiler de kendi dar çıkarlarını esas almışlar ve hem gelenek-göreneklerin gerici yanları hem de savaşın etkisi karşısında kadınlara maddi ve manevi destek sağlanmamıştır” dedi. Kürdistan’ın bu parçasındaki siyasi mücadele içerisinde kadının geri konumda olduğunu kaydeden Îbrahîm, Kürdistan Parlamentosu içinde kadınların rol oynayabileceği bir merkezin oluşturulmasını istedi.
Güney Kürdistan’da yayın yapan Jiyanewe gazetesi editörü Şîno Eskerî de kadının siyasi, kültürel vb. alandaki katılımını eksik bulduğunu ifade etti. Kadın aleyhinde olan yasalara dikkat çeken Eskerî, “Kadına yönelik şiddete karşı bazı madde taslakları meclise sunuldu. Yine özellikle fuhuşa karşı Irak Ceza Kanunu’nda düzenlemelere gidilmesi için Irak parlamentosuna da öneriler sunuldu” dedi. Şîno Eskerî, kadınların karar mekanizmalarındaki konumlarının etkinleşmesi gerektiğinin altını çizdikten sonra, Güney Kürdistan’da oldukça yaygın olan kendini yakma ve intiharlara dikkat çekti. Eskerî ayrıca medyada kadının durumunu da değerlendirdi ve hem kadınlara yönelik yayınların oldukça az olduğuna hem de medyada kadın sorunlarına yönelik ciddi bir çalışma olmadığına vurgu yaptı. Eskerî son olarak bir kadın birliğinin oluşturulmasını ve ortak planlamaya gidilmesini önerdi.
Doğu’da özel politikalar uygulanıyor
Konferansa PJAK delegesi olarak katılan Semîra Selewatî de Doğu Kürdistan’daki kadınların durumunu özetledi. İran’a siyasi İslam’ın girişi ile birlikte kadın haklarında gerileme yaşandığını söyleyen Selewatî, “Kadın katliamları, fuhuş, idam ve kadına yönelik her türlü baskı artarak yaşam bir işkenceye dönüştü. Kürt kimliği ve kültürünün yok edilmesi için özel politikalar uygulanıyor. Fuhuş ve uyuşturucuyla toplumda yozlaşma devlet eliyle geliştiriliyor. Tüm uygulamalara rağmen Doğu Kürdistanlı kadınlar kendi kimliğini korumak için mücadele veriyor” diye konuştu. İran’da idam edilen Şirîn Elemhulî’nin Doğu Kürdistanlı kadınlar için bir sembol haline geldiğini ifade eden PJAK temsilcisi, toplumsal demokratikleşmenin önemine dikkat çekti.
Silêmanî’de hakimler kurumunda yer alan hukukçu Amîre Hesen de sivil toplum örgütlerinin toplumsal gelişim ve dönüşümündeki rolünü değerlendirdi. Kadınları bu alandaki etkisinin geliştirilmesi için çalışma yürütüldüğünü belirten Hesen, Güney’de sivil toplum örgütlerinin bazı alanlarda ortak çalışma yürüttüğünü anlattı. Ancak Irak yönetiminin sivil toplum örgütlerine karşı sınırlayıcı bir tutum içerisinde olduğunu kaydeden Amîre Hesen, devamla şu hususlara dikkat çekti: “Suriye’de hükümete baglı olmayan organizasyon yok denecek düzeyde. Bu demokrasiye aykırı bir durum. Irak’ta da önce var olan organizasyonlar resmi parti ve kurumlara aitti. Kadınlar bu kurumlar içinde aktif yer alamadı. Kuzey ve Doğu Kürdistan’daki sivil toplum örgütleri daha yaygın, bu olumlu bir gelişme. Ancak her iki parçada da kadınlara ve sivil toplum örgütlerine yönelik devlet baskısı var. Doğu Kürdistan’da idam tehtidi altında çalışma yürüten kurumlar var.”
Batı’da ulusal birlik eksik kaldı
Batı Kürdistan’dan konferansa katılan Heyam Abdulrehman ise dünyanın gündeminde olan bu parçadaki durumu delegelere anlattı. Rejimlerin Kürt halkına karşı hep şiddetle yaklaştığını söyleyen Abdulrehman, Batı Kürdistan’da da bunun en acılı biçimde uygulandığını şöyle ifade etti: “1949 fermanıyla Kürtler toplumsal ve siyasal alanda bitirilmek istendi ve göç politikaları devreye konuldu. Suriye anayasasında Kürtler yok sayıldı, kimlik ve dilleri tanınmadı. Bugüne kadar ulusal bir birlikle mücadele yürütülemedi. Şovenist uygulamalara karşı kadınlar daha etkili mücadele etmeli. Kürtlerin birliği, varlığı, kimliği, dili ve çıkarlarının geliştirilmesi temelinde olmalı. Kadın buna öncülük etmeli.”
Güney Kürdistan’dan kadın aktivist Kurdê Omer de yaptığı konuşmada burada kadın temsilinin oldukça sınırlı olduğunu dile getirdi. 2011 şiddet verilerinin çok yüksek olduğuna dikkat çeken Omer, Irak devlet yetkililerinin kadın yakmalarını gizlemeye çalıştığını söyledikten sonra, şu bilgileri verdi: “Bu sadece burayla sınırlı değil. Bağdat’ta bir doktor, günde 40 kadının kendini yaktığını, buna şahit olduğunu söyledi. Veriler gizleniyor. Güney Kürdistan’da 2009’da 85 kişi intihar etti, 414 kişi kendini yaktı. 2011’de 2436 kadın polise başvurmuş ama kalıcı çözüm yok. Şiddeti önleme yasasına ilişkin kadınlar olarak ortak bir çalışma yürütmeliyiz. Bu konuda bazı kampanyalar yürütülmeli.”
‘Bu çocuklar hepimizin evladı’
Kuzey Kürdistan delegesi olan Barış Anneleri İnsiyatifi Üyesi Havva Kıran ise “Herkes hislerini dile getirdi ama kısa bir süre önce 15 kadın gerilla katledildi, kimse bunu dile getirmedi” dedi. Kendilerine ve çocuklarına uygulanan bir savaş olduğunun altını çizen Barış Annesi Havva Kıran, devamla şöyle konuştu: “Çocuklarımız kimyasal silahlarla öldürülüyor, kimse dile getirmiyor. Erdoğan rejimi çocuklarımızı cezaevlerine atıyor. Buradaki kadınlar bunu dile getirmedi. Acılarımızın paylaşılması ve dile getirilmesi bizi mutlu ederdi. Başkanımız tecrit altında, avukatları tutuklanıyor, çocuklarımız onun için canlarını feda ediyor. Kimse bu savaşın neden devam ettiğini sorgulamadı. Herkes bu savaşın durdurulması konusunda görüş belirtmeli, buna sessiz kalamayız. Çocuklarımızın katledilmesine sessiz kalmamız mümkün değil. Bu çocuklar diğer Kürt parçalarındaki siyasi liderlerin de evlatları. Özelde de Güney Kürdistan yönetiminin buna karşı tavır alması gerekiyor.”
Konferansın bugünkü bölümünde ise öneriler tartışılıp karara bağlanacak. Delegeler bunun için dün, önerilerini yazılı olarak konferansın hazırlık komitesine sunmaya başladı. Ayrıca sonuç bildirgesinin de bugün açıklanması bekleniyor.
BDP Kadın Meclisi Sözcüsü Kibriye Evren:
Bu konferansta dört parça Kürdistan’dan kadınların bir araya gelmesi bizim için önemli. Yaşadığımız sorunları masaya yatırarak mücadele deneyimlerimizi ortaklaştırmak ve çözüm yollarını bulmak için buradayız. Bu konferanstan beklentimiz, öncelikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecride kadınların ortak bir tutum alması. Kürdistan tarihinde çoğu kez mücadele, liderler şahsında bitirilmiştir, buna karşı konferans bileşiminin tavrı olmalı. Kürt Ulusal Konferansı’nın çagrısının kadınlar tarafından yapılmasını istiyoruz.
Selis Kadın Danışmanlık Merkezi’nden Ruşen Seydaoğlu:
Kürt kadınları olarak tek bir ses olabilme çabasıyla geldik. Hem ulusal hem de sosyal kurtuluşa dair eşzamanlı yürütülebilecek kendi önerilerimiz var, bu planlamalarımızı tartışacağız. Ulusal kimlik içinde demokratik ulus da oluşmalı. Kadın bakış açısıyla bunu ekonomik ve sosyal politikalarla birlikte tartışıyoruz. Buradan ortaklaşmalara gidebileceğimize inanıyorum çünkü mücadele deneyim ve yöntemlerimizi paylaşıyoruz. Bu ise kadın devrimi için çok önemli.
TUHAF-FED temsilcisi Zübeyde Teker:
Bu konferans, Sayın Öcalan’ın önderliği ve kadın yoldaşlığı ile Kürt kadının verdiği misyonun Kürt kadın hareketi cephesinden büyük emeklerle taçlandırılmasının sonucudur. Bu süreç için çok büyük bedeller ödendi. Bu konferansta ortak mücadele zemini oluşturulmalı. Bu emek sürecinde yaşamını yitiren ve bugün cezaevlerinde direnen, alanlarda haykıran bütün Kürt kadınlarının anısına sahip çıkmanın yolu da bu konferans süreçlerinin daha sonrasında Kürdistan Ulusal Kadın Kongresi’ne dönüştürülmesidir. Ulusal birliğin oluşturulması ve sorunların çözümü için bu önemli.
Güneybatı Kürdistan’dan Remziye Muhammed:
Bu kadar tarihi bir konferansta yer aldığımız için çok mutlu ve duyguluyuz. Hem kadın hem de Kürtler olarak yaşadığımız sorunlar için çözüm perspektifinin açığa çıkması konusunda büyük bir beklentimiz var. Güçlü tartışmalarla çözüm için güçlü kararların alınmasını umuyoruz. Kürdistan’daki cins sorununun bir bütünen tartışılarak adım adım çözüme gidilmesini bekliyoruz. Bu konferansımız Ulusal Konferans için zemin oluşturmalı, ulusal birliğin oluşturulması konusunda Kürt kadınları aktif rol oynamalı.
PJAK Üyesi Pelda Çiya:
Bu konferansta Kürt kadınları olarak ulusal birliğin önünde engel oluşturan tüm konseptlere yönelik iradeli bir duruş sergilemeli ve bu konuda ortak kararlar almalıyız. Kadın kendi sorunlarını tartışarak kendi iradesiyle çözümlemeli. Bunun yanısıra Kürt halkının kaderini belirleyecek bu süreçte Kürt kadını aktif rol oynamalı. Ortak çözüm yöntemleri geliştirmeli. Karar mekanizmalarını oluşturarak egemen sistemlerin kadını siyasette ve kendi çıkarları doğrultusunda araç olarak kullanmasına fırsat verilmemeli. Doğu Kürdistan’dan bazı kesimler katılmadı, biz bunu bir eksiklik olarak görüyoruz, katılmalarını beklerdik. Kendini geriye çekerek sorunlara çözüm bulamayız.
DENGÎR GÜNEŞ/HEWLÊR