Gerilim derinleştikçe maskeler de düşüyor, gerçek yüzler birer birer ortaya çıkıyor. AKP, işleri bilerek ve isteyerek sarpa sarıyor. “Açılım” dedi üstünden atladı, sorunları çözeceği vadinde bulundu, “çocuk da olsa kadın da olsa gerekeni yapın” dedi. Başlangıçta mağdur ve mazlum olduğunu söyledi, mazlum ve mağdurları yok etmenin bin bir yolunu buldu. Şimdi de 'tek'lik sevdasına tutuldu, gittiği her yerde 'tek'liğe vurgu ile savaş kırşkırtıcılığı yapıyor adına da ağız dolusu demokrasi diyor, içini boşaltarak.
Açıkçası Kürt sorunu derinleştikçe AKP sıkıntıya giriyor. Sıkıntıyı aşmanın yolunu da yalan yanlış haberler yayarak kurtulmakta buluyor. Bunu da yandaş medya aracılığı yapıyor. Yok PKK ile görüşmeler başladı, yok tutuklu vekillerin serbest bırakılması söz konusu imiş, gibi kamuoyuna açıklamalarda bulunuyor, ama ortada gerçekleşen herhangi bir şey yok. Mesele savaşın psikolojik yanını örgütlemek. Bir yandan operasyonları sürdürürken, öte yandan, bakın işte barışa yanaşmıyorlar”ı inandırıcı olmasa da gündemde tutmak. Ne kadar vicdanlı, adaletli, merhametli olduklarını bakın nasıl anlatıyorlar; Savaş bu, uzman çavuş Cemal Özdoğan çatışmada mı yoksa mayına basarak mı öldü? Şu an bilemedim ama öldü işte keşke barış olsa kimseler ölmese... Bu çavuş PKK'li üşüyen bir gence parkasını vermişmiş ölmeyi hak etmemiş. İyi ama aynı çavuş o PKK'liyi öldürmekten de geri durmamış ki! Bu neye benziyor biliyor musunuz?
ABD, Afganistan dağlarına bomba ile yiyecek paketleri atıyordu, arkasından misket bombası… Renkleri sarı karışmış. Besle sonra öldür… Ne kadar benzeşiyor değil mi? Üşüdü diye palto ver sonra da öldür.
Erdoğan’ın maskesi öylesine düştü ki! Zalimane, hasmane tutumunu istese de gizleyemiyor. Operasyon bölgelerine yürüyerek canlı kalkan olan sivil halka ateş püskürüyor. "Askerin, polisin önüne canlı kalkan olarak dikiliyorlar. Cesaretiniz, vicdanınız var da niçin teröristin, kalleş intihar bombacılarının önünde canlı kalkan olmuyorsunuz” diyor. Yetiştirdiği, "Doğu'da, Güneydoğu'da yüzlerce anne gözünü dağ yoluna dikmiş sabahtan akşama, akşamdan sabaha çocuğunun yolunu gözlüyor. Ama bu beyefendiler, hanımefendiler, bu savaş baronları 'terör örgütü değil' diyerek, 'asla teslim olmasınlar' diyerek bu annelerin acısını, hasretini ayaklar altına alarak Kürtlerin acısıyla adeta dalga geçiyorlar" diyor.
Erdoğan, "vatanımıza, bayrağımıza yönelik her türlü saldırıya misliyle cevap vereceğiz" diyerek savaş ısrarını sürdürüyor. Kine bakar mısınız?.. Peki senin vicdanın vardı da küçücük çocukları öldüren polisleri, askerleri niye hala koruyorsun, çocuğunun etlerini eteğine toplayan annenin acısını niye duymuyorsun, o silahın nerden atıldığını bulmuyorsun. Peki Pozantı'da yapılanların niye üstünden atladın, niye o çocuklar olanları anlattığında onlardan intikam alma peşinde koşuyorsun? Hukuktan ödün vermeyeceğini söylüyorsun ama, mazlumlar ve mağdurlar için, hani nerde hukuk? Kalleş miş, asıl kalleşliği sizlerin yetiştirdiği /yetiştireceği “kindar ve dindar gençler", bir de özel ve tüzel kişiler yapıyor zaten.
AKP, hukuk yerine, dini politikleştirerek toplumu gerilere götürmeye çalışıyor. Dini önerilerle toplumu yönetmeyi uygun buluyor. Biliyoruz ki dinin yoğun politizasyonu, sınıf mücadelesinin ivme kazandığı, sosyal ve ulusal mücadelelerin gündeme geldiği dönemlere rastlar. Nedeni açıktır. Kurtuluşu geciktirmek. Kurtuluşu geciktiremeyeceksin Erdoğan.
On yıllardır, Kürt sorunun çözümsüzlüğü sürüyor, bu çözümsüzlük devlet ve toplum içerisinde sadece ayrıştırıcı bir etki yapmamış, eriten hatta yok eden bir etken olarak da işlev görmüştür. ANAP'tan DYP'ye ve DSP'ye iktidara gelen güçler Kürt sorununda çözümsüzlüğün bedelini siyaset sahnesini terk ederek ödemişlerdir. Bu gerçek, sürekli oyların yarısını alarak iktidar oldum diyen AKP içinde değişmeyecektir. İmam Hatipleri yıldız yapsan da, akıncıları hortlatsan da, ülkücüleri yanına alsan da, özel ve tüzel kişileri sürekli elinin altında tutsan da, 'tek'lik sevdasıyla kavrulsan da kurtuluşu daha fazla geciktiremeyeceksin bilesin Erdoğan…
Kurtuluşu geciktiremeyecekler