Onların tiyatro anlayışını nasıl tanımlarız bilmiyorum ama sanatı, daha çok da tiyatroyu bir tanıma sığdırmaya kalkışmamıza da karşı çıkıyorlar. Sorduğumuzda her biri farklı bir sebepten ötürü tiyatro yaptığını söylüyor. Jean Anouilh'in "Uzlaşmalar üzerine kurulu bir dünyada doğruyu sürdürebilmenin imkansızlığı" tezinin, birkaç derece daha dik uçurumunda, "Uzlaşmalar üzerine kurulu bir dünyada doğrunun varlığının imkansızlığı" çizgisindeki tek sermayeleri bir matara suları. Memuru, öğretmeni, öğrencisi, gazetecisi, avukatıyla avazları ötesinde bağırıyorlar, Araf'ta.
Bilirsiniz kulaklar ağır. Oysa Kervan her daim yürüyor, yürüyecek. Konuyu uzatmamak, kıymetli vaktinizi almamak ve 'ufff sıktın ama haa...' dedirtmeden grubun tarihçesini kısa keseceğim.

Xana Hewêl'deyiz

Tiyatro Araf, Murad Korkmaz (hafızası hiç de kuvvetli olmayan bir adam) tarafından kuruldu. Kuruluş tarihiyle ilgili elimize net bir bilgi ulaşmış değil. Malum hafızası iyi değil. İlk olarak bundan yaklaşık olarak 7-8 yıl kadar (tahmini veriler) önce Sêrt'in Xana Hewêl (Baykan) ilçesinde İstiklal'den kopup gelen bir adam tarafından kuruldu. Bir okulun bodrum katında atölyesini yürüten Korkmaz'ın ilk kursiyerleri, çoğunlukla akrabaları veya eşi-dostuydu. Yaklaşık bir yıl süren Xana Hewêl pratiğinden sonra Sêrt'e taşınan atölyenin birikmişi sahiden taş çatlasın bir matara suyuydu.

Sêrt'e selam olsun
Sêrt'te yine tahmini 4 yıl kadar süren pratikte 50'yi aşkın mezun veren atölye, çok önemli bir şey ispatlamış oluyordu burada: Tiyatro iyidir. Şaka şaka. Grubun ispatladığı şey tiyatronun sadece İstiklal'de veya herhangi bir şehrin herhangi bir kurumu bünyesinde olmasa da yapılabildiğiydi. Annesinin bileziğini satanını mı dersin, bütün bursunu verenini mi dersin, evinin kirasını o ay ödemeyip getirenini mi dersin... Bütün bunlar hep İstiklal'den kopup gelen hafızası hiç de kuvvetli olmayan adam için. İşte böyle böyle bir mekan açıldı Sêrt'te.

Son durak Êlîh
Sêrt'e selam olsun alt başlığında bahsettiğimiz 4 yıl geçtikten sonra türlü türlü sorunlar ortaya çıkıvermez mi? E adamcağızların her şeyini açıklayıverdik, sorunları da onlara kalsın.
"Madem bu kadar kararlılar, sorunlara göğüs germe kararlılığını mı gösteremiyorlar" diye sorar şimdi birileri... Velhasıl bundan tam 3 buçuk yıl evvelinde Êlîh'e gelen Korkmaz, burada bir mekan kiralar. Mekanın temizliğini, şuyunu, buyunu yapıp bitirdikten sonra sıra gelmiş atölyede yetiştirecek 'çırak' bulmaya. Almış eline 30-40 A3 kağıdından siyah beyaz afiş, başlamış dolanmaya Êlîh sokaklarını... Soranlara hiçbir şey dememiş. Zaten kimse de sormamış ne yaptığını. Bir daha velhasıl, bu hafızası pek de kuvvetli olmayan adam kendine yetecek kadar 'çırak' bulduktan sonra (tahmini 6-7 kişi) başlamış masalın şu an devam eden kısmı.
Çeşitli psikolojik, sosyolojik, etimolojik, nümizmatik, karizmatik problemler ve gelişmelerle her yılı ortalama 6-7 mezunla kapatan Araf'takilerin en büyük talihsizliği ise, kahrolası geçim derdinin her sene sonunda mezun ettiği adamları alıp götürmesi olmuş. 'Geçim derdi' adeta bir canavar gibi saldırıyordu dört koldan. Araftakiler ne yapacağını biliyordu elbette. Arafta kalınmaya devam edilecekti. Ve yegane kurtuluş Araf'taydı.

Kolektif atölye

Peki neden Araf, neden bu inat. Sebebini bilmiyorlar ama yüksek bir ihtimalle siyasete karşı bir kılkapmışlık mevzusu... Böyle geçen 3 buçuk yılın ardından bugün 6 kursiyeri, çok sayıda mezunu ve 3-5 kişiden oluşan kadrosuyla devam eden Araf atölyesi bünyesinde temel oyunculuk, genel tiyatro tarihi, diksiyon, diyafram, seminerler, pandomim ve farkındalık çalışmaları yürütüyor. Her mezuniyet çıkarılan bir oyunla tescilleniyor. Atölye dönemini bitirdikten sonra da sanatla, özelde de tiyatroyla ilgili okumalar, araştırmalar yapılıyor.
Şu an hali hazırda Aziz Nesin'in 'Sen Gara Değilsin'ini çalışan grup, bu oyunu kendi sanat anlayışları, hayata bakış açıları ve temsiliyetlere yükledikleri anlamlarla yoğuruyor. "Kandan beslenmeyen kahraman yoktur" diyerek çıkardıkları oyunun afişinde, Aziz Nesin'den başka herhangi bir ismin olmayışı kolektif sanat bilincini ortaya koyuyor.
Oyunun dekoru, ışığı, müziği, oyunculuğu, kostümü ve yönetmenliğini dahi tek kişiymiş gibi yüklenen Tiyatro Araf, hafızası pek de kuvvetli olmayan adamlarla yaptığı işinde toplumsal belleğe üst üste aparkatlarla dalıyor.
Kısacası oynayan insana (bknz: Johan Huizinga-Homo Ludens) dönüşün doğanın dengelerini tekrardan ilk haline getireceği görüşü ağır basıyor bu atölyede.

Tiyatro Günleri başladı

 Êlîh Belediyesi tarafından "İnsanı insana insanla anlatıyoruz" sloganıyla düzenlenen 3. Êlîh Tiyatro Günleri önceki akşam başladı. 4 Mart'a kadar sürecek olan etkinliğin açılışı, yönetmenliğini Dilek Güven'in yaptığı "Bize Masal Anlatmayın" oyunuyla yapıldı. İlginin yoğun olduğu açılış gecesinde konuşan Belediye Başkanvekili Serhat Temel, yıkıcı süreçlerin travmalarını atlatmada sanatın önemli bir işlevi olduğunu söyledi. Temel, Belediyesi bünyesinde bir şehir tiyatrosu kurma çalışması başlattıkları müjdesini de verdi.


MEHMET ÜÇAR/ÊLÎH