Kürt insanlık için savaşırken Kürde alkış tutanlar, ne yazık ki Kürt kendisi için bir şey istediğinde ise 3 maymunu oynuyor. Öcalan üzerindeki tecritte sessiz kalmakta ısrar eden Avrupa, konudan sorumlu yetkili kuruluşlar ve en önemlisi Kürtlerin oyları ile seçilip Avrupa’da siyaset yapanlar, Kürdün öfkesini gün geçtikçe daha da büyütüyor.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan uluslararası komplonun 19. yılına girerken Öcalan üzerinde 18 yıldan beridir farklı şekillerde geliştirilen ağır tecrit koşulları gün geçtikçe daha da ağırlaştırılarak devam ettiriliyor. 27 Temmuz 2011’den bu yana avukatları, 11 Eylül 2016’dan beri ailesi ve 5 Nisan 2015’den bu yana da İmralı Heyeti ile görüştürülmeyen Öcalan’ın üzerindeki ağır tecrit koşullarını devam ettirmekte ısrarlı olan Erdoğan hükümetinin tutumuna karşı, uluslararası kuruluşlarında yaşanan duruma ilişkin sessizlikte ısrar etmesi, bir anlamda Öcalan’a karşı uluslararası komplo yapıldığı gibi uluslararası tecrit uygulandığını gözler önüne seriyor.

Aylardır Öcalan’dan haber almak talebiyle Avrupa kentlerini eylem alanına çeviren Kürdistanlılar ve onların dostları aynı zamanda 50 günü aşkındır Strasburg’da oturma eyleminde bulunarak, CPT’nin Öcalan görüşmesini talep ediyor. Ortaya koyulan bu talebe karşılık ise CPT kendi kuruluş amacını unutmuş olmalı ki eylemcilere konu hakkında net cevap vermekten kaçınıyor. Yine aylardır kesintisiz olarak Avrupa kentlerinde Öcalan için düzenlenen eylemlere karşılıkta ülkelerin yetkili kuruluşları hiçbir girişimde bulunmuş değil.

Uluslararası yetkili kuruluşlar ve güçler ortaya koydukları bu tavırla Öcalan üzerindeki tecridi sıradanlaştırarak veya normalleştirerek bir taraftan Türk devletinin elini güçlendirirken, diğer taraftan kendi ülkelerinde yaşayan binlerce Kürt’ün öfkesini büyüttüğü çok açık. Bu politikayla, Kürt’ün öfkesini sınamak bu güçlere ne kazandırır bilinmez ama Öcalan’ın varlığını varlık gerekçesi olarak gören Avrupa’daki milyonlarca insanın sabrı son noktaya geldiğinde ortaya nasıl bir görüntü çıkar, bunu da Kürtlerin tarihine bakıldığında görmek zor olmasa gerek… Sessiz kalarak Öcalan üzerindeki tecride ortak olmak kime kazandırır? Bu soruya en iyi cevabı Kürtlerin sabrı son noktaya geldiğinde göreceğiz. Tüm bunlar yaşanırken Kürt halkı dün olduğu gibi bugünde ısrarla egemenlerin tüm politikalarına karşı “Özgür Önderlikle Özgür Ülkeye” şiarından asla vazgeçmeyerek alanlarda “Tecrit yenilecek özgürlük kazanacak” diyor. Egemenler mi yoksa her koşul altında özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyen Kürt halkı mı kazanacak hep birlikte göreceğiz diyerek, İsviçre özeline geçmek istiyorum.

Evet, Öcalan üzerindeki tecrit, uzun dönemden beridir İsviçre’de yaşayan Kürdistanlıların ve onların dostlarının en önemli gündem konuları arasında. Öyle ki, aylardır neredeyse her gün İsviçre’nin kentlerinde düzenlenen eylem ve etkinliklerle, Öcalan’ın sağlığından duyulan endişe dile getiriliyor. Peki, ortaya konulan bu talep, İsviçre hükümeti veya yetkililerinde bir karşılık buluyor mu? diye sorarsanız ne yazık ki hayır demek zorunda kalacağım. Bu durum, bir taraftan tamamen İsviçre’nin Türkiye ile arasında olan ticaret ve diplomatik ilişkilerinden kaynaklı iken, diğer taraftan Kürtlerin ülkede ellerinde bulundurdukları gücü, İsviçre’deki siyasi partilere karşı iyi kullanamamasından kaynaklanıyor. 

Açıkça söylemek gerekirse, ani bir gelişme karşısında İsviçre’de hiçbir siyasi parti veya kuruluş bir çağrıda Kürtler gibi binlerce insanı sokağa çıkaramaz. Örgütlü olduğu kadar seçmen sayısıyla da önemli bir güç olan Kürtler, ne yazık ki İsviçre’de sadece secim dönemlerinde hatırlanır halde. İsviçre’deki Kürt göçmenlerin adını bilmediği bazı İsviçre kökenli milletvekilleri Kürtlerin taleplerini dönem dönem İsviçre Federal Parlamentosunda dile getiriyor. Bu karşı Kürtlerin veya Türkiyeli demokrat kesimlerin oylarından aldığı destekle seçilip İsviçre Federal Parlamentosuna giren Kürt Kökenli milletvekili ise ne yazık ki Kürt’ün ismini ağzına almaktan korkar durumda. Herkesin Kürtleri konuştuğu dönemde Kürdü siyaset malzemesi yapıp, Kürtlerin taleplerine kulakların kapatıldığı dönemde ise Kürdün sorunlarını ağza almaktan korkmak kime kazandırır, kime kaybettirir onun da cevabını, önümüzdeki Federal Parlamento seçimlerinde Basel’de yaşayan Kürdistanlı seçmenler verecek…