“Alevi Açılımı” “Kürt açılımı” “Ermeni Açılımı” “Roman Açılımı” Liberallerin objektifinden “Statükoyu yıkan AK Parti.”
Way lımıneeee! “Statükoyu yıkan AKP” bakın neler yapıyor! Meşru demokratik, kitlesel eylemlere gaz bombalı, coplu saldırılar! Sivil ve yoksul Kürdün “Kökünü kazımayı hedefleyen” Roboski katliamı! Madımak katliamcılarına “Zaman aşımı! Zaman aşımı kararı hayırlı uğurlu olsun!” salvoları..! KCK, Ergenekon, Balyoz, Oda Tv., Puşi takan, parasız eğitim isteyen gençlere katmerli cezalar! Kitlesel gözaltılar, tutuklamalar. Mikro ölçekte izlenen ve “Şimdilik sessiz kalınan” Alevi örgütleri! En ufak bir hak talebine acımasız faşist saldırılar. Güya “Yeni anayasa” tartışmaları! Kadın katliamları, kürtaj… KESK, EÐİTİM-SEN gibi meşruiyeti ve haklılığı asla sorgulanamayacak emek örgütlerine şafak baskınları, yöneticilerinin gözaltına alınıp tutuklanması!.. Muhteşem(!) “12 Eylül yargılaması.” Yasaklanan “Demokratik çözüm” mitingi… Tutuklu milletvekilleri… “Oslo süreci” Bir yıldır tecrit içinde tecrit yaşayan, avukatları ve yakınları ile görüştürülmeyen Öcalan ve hakkında yapılan spekülasyonlar! Vb. vb. vb…
…Veee umut eden, çırpınan, hemen her gün Başbakan tarafından azarlanan, küçük düşürülen muhalefet! Bu ağır ve yakıcı siyaset tablosuna rağmen “Kürt sorununu Başbakan R. Tayyip Erdoğan çözer!” diyen politik aktörler!.. Heba edilen zaman, bu arada yitirdiğimiz nice canlar!.. Başbakan neyi çözecek de kim engel oluyor? Başbakan hangi öz güvenden, hangi olanaktan, hangi çözüm aracından yoksun??? Türkiye toplumunu tahdit etmekte, Ortadoğu, Suriye vb. yerlere en açık göndermeleri, tehditleri yapmakta cesaret zafiyeti göstermeyen Başbakanın “Kürt sorununu çözmek” için hangi desteği ve cesareti eksik???
Siyaset atmosferine nüfuz etmiş bir “Osmanlı oyunu ve Bizans kurnazlığı” var. Türkiye ve Ortadoğu’da “Etkin güçler” tarafından yürütülen siyasetin mayası din ve liberalizmdir. Neo Liberalizm İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilik Dinlerini kuşatmış ve egemen devletlerin faşist ideolojisi çerçevesinde iğdiş etmiştir. Gerisi kolay! Kadim zamanlardan gelen etnik kimlikleri “Çatıştır! Farklı inanç kimliklerini inkar et! Durmak yok yola devam!” Senaryo hazır, uygulama iki aktör üzerinden yürüyecek! “İlk kez bir Diyanet İşleri Başkanı Fener Rum Kilisesi’ni ziyaret etti. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Fener Rum Kilisesi Papazı Bartholomeos’un Patrikhane’deki odasına gitti. Görmez, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması gerektiğini savundu.”
Güdümlü basın DİB’nın bu “Ziyareti” DİB ve Patrikhane arasında Osmanlı, Bizans ittifakıdır. İttifakın mantığı devlet dini haline getirilmiş Ortodoks Hıristiyanlık ile Hanefi Müslümanlık üzerinden sağlanıyor. Patrik ve DİB birer devlet memurudur. Devletin memuru ancak devlet dinini temsil edebilir. Gerçi DİB Devlet memurluğunu da aşarak devletin kendisi olmuştur. Öyle ki, TBMM Başkanı bile DİB’in fetvalarına bağlı kalarak “Alevilik diye bir inanç yoktur!” diyebilmektedir. Örneğin Patrik’i ziyaret eden DİB, Mor Gabriel Manastırı hakkında verilen yargı kararı karşısında duymadım/görmedim/bilmiyorum tavrı içindedir. Bu arada AKP için Ramazan iftarı hazırlayan devşirme Aleviler de DİB ve Patrik koalisyonunda kendilerine yer arıyorlar. Bazı çevreler “AKP Şeriatı getirecek!” diye dursun AKP ve DİB tipi şeriat çoktan Türkiye’deki sosyal, siyasal, kültürel, inançsal yaşamı kuşatmış durumdadır. Kürtçe yayın yapan TRT 6 tam bir DİB kanalıdır. Türk/İslam sentezini Türkler için temel düstur yapan DİB TRT 6 eliyle Kürt/İslamcılık örgütlüyor. İslam’ı DİB eliyle devlet dini haline getiren zihniyet şeriatı da DİB marifetiyle Türkiye’ye özgü devlet ve yargı şeriatı haline getirmiştir.
Ordudan, yargıya, basından, siyasete, sosyal, kültürel yaşamdan tüm yaşamsal alanlara varana kadar AKP eliyle bir Kemalist revizyon yaşanmaktadır. Devletin Sol Kemalizm’i yerine devletin Sağ Kemalizm’i AKP eliyle kurumsallaşmaktadır. Dolayısıyla ortada bir “Statüko yıkılması” yok. Aksine AKP eliyle yeni ve sarsılmaz bir statüko örgütleniyor. Bu bağlamda “Yeni anayasa” ve “12 Eylül yargılaması” yeni statükoyu örgütleyen süreçlerdir.
Siyaset kurumu ve bazı siyasal aktörlerin Sağ Kemalizm/AKP’den gerçek üstü beklentilere girip “Ancak R. Tayyip Erdoğan çözer!” demesi ve toplumda böyle bir algı yaratması zaman ve enerji kaybının yanında dayanılması imkansızlaşan can kayıplarını da beraberinde getirecektir. Ne Kürt sorunu, ne Alevi sorunu ne de Türkiye’nin çözüm bekleyen sorunları R. Tayyip Erdoğan’ın bireysel sorunları değildir. Bir demokratik Türkiye algısı olmadan Başbakanın “İyi niyeti” sorunlara çözüm olamaz. R. Tayyip Erdoğan’ın on yıllık uygulamalarında bir “Demokratik Türkiye” algısı var mı? Bu anlamda, “Ancak R. Tayyip Erdoğan çözer!” demek, sorunların çözümünde kendi sorumluluğunu ötelemek/basitleştirmek anlamına gelmiyor mu?
Umuyorum ki 14 Temmuz mitingi kuşatılmış aklın gölgesinde çürüyen siyasete bir çözüm olur.
Kuşatılmış aklın gölgesinde çürüyen siyaset!