Lakin hilebaz, düzenbaz Osmanlı, Kızılbaşları kuşatmak ve bir potada eritmek için bir oyun tezgahladı. Hacıbektaş’ı kuşattı ve O’nun ağzından „Kılıcından kan damlayan Yeniçerilerine gülbanglar“ dizdi. Hacıbektaş Ocağı’na devşirme postnişinler atadı. Hacıbektaş’ı „Dünya işlerinden elini eteğini çekmiş, öbür dünya yolunda nefsini köreltmek için çile çeken bir dindar!“ görüntüsüne soktu. Padişahlar fermanlar yayınlayıp amansız bir şekilde Kızılbaşları katlederken, „Hacıbektaş diyor ki, İncinsen de incitme!“ diyen Osmanlı kendi Hacıbektaş’ını yaratmıştı. Oysa halkın dilinde Pir ve Hünkar olan Hacıbektaş „İncinsen de incitme!“ sözünü dost, can, yar, yaren olan insanlar için söylemişti. Osmanlı bununla da yetinmeyip, diğer Kızılbaş ocaklarını da kuşatma ve „Terbiye“ etmek için „Ocaklara şecere, hüccet ve beyannameler“ verdi. Bu gün bile bazı „Ocak zadeler(!)“ övünerek bilmem hangi padişahın kendi ailelerine verdiği bu „Belgeleri“ gösterirler!
Resmi tarih yalan yazıyor. Osmanlıya en çok başkaldıran Alevi Ocağı Hacıbektaş Ocağı’dır. Çünkü Hacıbektaş Yolu’ndan gidenler bu kuşatmayı asla kabul etmemişler, başkaldırmış ve direnmişlerdir.
1826 Tarihi Osmanlı’da „Yenileşme hareketleri“ Alevilerde „Yeni bir kuşatma ve kırım hareketidir.“ II. Mahmut, Hacıbektaş Ocağı’nı bir kere daha kuşatmış ve var olan özü de yok etmek için kendi „Dindarlarını“ ocağa postnişin yapmıştır. Dergaha yolunuz düşerse, oradaki „Camiye“ iyi bakın. Caminin üzerinde 1834 tarihi yazar. Bugün dergaha gidenler Hünkara niyaz için gidiyorsa „Burası müzedir. Bilet almadan giremezsiniz.“ Namaz kılmaya gidiyorsa „Ücretsizdir.“ Ve „Kültür Bakanlığı“ tarafında oraya atanan görevliler „Müzeyi“ gezerken size eşlik edip „Hacıbektaş burada namaz kılarmış!“ diyebilier..!
Tanzimat ve İttihat Terakki döneminde fiili, fikri ve inançsal kuşatma devam etmiştir. İttihatçılar „Aleviliği Orta Asya’dan getirmiş, Hacıbektaş’ı Ahmet Yesevi’ye irşat ettirmişlerdir.“ Diğer Alevi mürşit ocaklarını hiçe saymış ve Hacıbektaş Ocağı’na „Verdikleri payeyi“ ile Sünniliğe benzer melez bir inanç ocağı yapmışlardır! Geriye kalanlar ise Mustafa Kemal’in „İstiklal Harbi“ için destek istediği ve aldığı süreçten sonra ortadan kaldırılmıştır. Hacıbektaş Dergahı „Tekke ve zaviyeler kanunu gereğince kapatılmıştır.“ Yeri gelmişken belirtmekte yarar var „Tekke ve zaviyeler kanunu“ öyle Kemalistlerin ifade ettiği gibi „Dini gericiliği kaldırıp aydınlanma yaratmak“ için değil Alevi dergahlarını ve Kürt medreselerini kapatmak için çıkarılmıştır. „Tekke ve zaviyeler kanunu“ da tıpkı „Diyanet işleri Başkanlığı“ gibi halka ait olan inançsal değerlere müdahale edip bir devlet Aleviliği ve devlet Sünniliği yaratmak içindir.
Ve devlet şimdi kendi „Ruhbanlarına“ mayalattığı Sünniliği camilerde, Aleviliği de cemevlerinde kullanarak ırkçı gerici bir toplum yaratmak istiyor.
Devlete ve halka ait olmak üzere iki tane Alevilik ve Sünnilik var. Devlete ve Alevilere ait olmak üzere iki tane Hacıbektaş var. Devletin Hacıbektaş’ı „Namaz kılar, hacca gider, Yeniçeri’ye el verir, Ahmet Yesevi’nin öğrencisidir. Anadolu’yu Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için gelmiştir.“ Alevilerin Hacıbektaş’ı mürşidi kamil, pir hünkar yoksulun ve kimsesizlerin yardımcısıdır. Yetmiş iki millete bir nazarla bakar. „Oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et!“ diyen emek dostu mütevazı bir ermiştir. Hak ile Hak olmuş evliyadır, halk O’na Serçeşme der.
15-16 Ağustos’ta Pir Hünkar diyarındaydım. AKP ve CHP’nin „Post kavgası“ yaptığı, belediye başkanının iktidarın ve muhalefetin nabzına şerbet ayarladığı yerde Hünkar „Alet“ edilerek Alevilerin zihni, inancı ve bilinci kuşatılıyor. Bilim insanlarının ve Alevi aydınlarının görevlerinden biri de kuşatılmış Hacıbektaş gerçeğini Alevilere anlamak değil midir?..