AKP'nin siyasi soykırım operasyonlarını arttırdığı, Kürt demokratik hareketini tümden tasfiyeye yöneldiği, Kürt sorununda çözümü değil, tedip ve tenkili pratikleştirdiği bir dönemde kendine liberal diyen bazı yazarlar Kürt Özgürlük Hareketi'ne silah bıraktırma kampanyası başlattı. Bu ideolojik ve politik kampanyanın AKP'nin teşhir olduğu, otoriter ve faşist olmakla suçlandığı bir dönemde gündeme getirilmesi de dikkat çekiyor. En ilginci de bu ideolojik ve siyasi saldırının en ateşli savunucularından birisinin Ermeni olmasıdır. İnsanın aklına Stockholm sendromu geliyor.
Bu zatla hele de bir Ermeniyse hiçbir biçimde polemiğe girmek istemezdim. Çocukluğumda duyduğum soykırım hikayeleri bende hep Ermenilere karşı bir vicdan borcu oluşturmuştu. Çocukken birçok Ermeni komşumuz vardı. Onlara Türk-Sünni yaklaşımının ne olduğunu çok iyi görüyordum. "Ermeni tohumu” sözü bir küfür gibi söylenirdi. Bunları hiçbir zaman unutmadım. Ermenilerle ilgili unutmadığım bir trajedi de vardır. İki erkek kardeş Ermeni soykırımında bir Kürt Alevi ve bir de Avşar Türkmen tarafından kurtarılıyor. Komşu köylerde her ikisi de büyüyor. Biri Alevi Kürt oluyor, diğer ise Sünni Avşar Türkmen haline geliyor. Yılda bir iki defa görüşürlerdi. Ben Alevi Kürt haline geleni iyi tanıdım. Köyde kendisine Gavur Mehmet derlerdi. Nedendir bilinmez köyde benim en sevdiğim oydu, o da beni çok severdi. Bunları şunun için belirttim. Bir Ermeni benim için her zaman masum görünürdü. Bir Ermeni’yle polemik yapacağım, içten içe kızacağım hiç aklıma gelmezdi. Ancak son zamanlarda kraldan daha çok kralcı geçinen, sanki kendilerini kabul ettirmek için PKK'ye daha fazla saldıran yaklaşımları görünce aklıma gelmeyecek kızgınlıklar yaşadım. Belki de onlardan beklemediğim için daha fazla kızdım.
Zaman gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan son yazılarının birinde "Kürtlere Hrant Dink sorusu” başlığıyla bazı değerlendirmeler yapmış. Hrant’ın doğru sorusunu yanlış değerlendirmelerle Kürtleri suçlayan bir temaya dönüştürmüş. Hrant Dink haklı olarak Türkiye'nin demokratikleşmesi daha önceliklidir, Türkiye demokratikleşirse tarihle yüzleşir; dolayısıyla Ermeni soykırımını da kabul eder demiş. Buna hiçbir itirazımız yok. Türkiye demokratikleşmediği taktirde Ermeni soykırımını kabul etmesinin sonuçlarının ortaya çıkması da mümkün değil.
Sanki Kürtler ve Kürt hareketi Türkiye'nin demokratikleşmesini önemsemiyormuş; Kürt sorununun çözümünü demokratikleşmede görmüyormuş gibi kendine göre değerlendirme ve yorumlarda bulunmuş. Sayın Etyen bilmeli ki Kürt özgürlük hareketinin en büyük amacı Türkiye'nin demokratikleşmesidir. Hatta Ortadoğu'nun demokratikleşmesidir. Kendisi aksini iddia etse de Türkiye'nin gerçek ve esas demokratik gücü Kürtlerdir. Türkiye'yi demokratikleştirecek partinin AKP olduğunu söylemesi ise büyük bir yanılgıdır. Herhalde MHP ve CHP’yle karşılaştırarak bunu söylüyor. Kaldı ki gelinen aşamada AKP ile CHP arasında demokratik zihniyet farkı görmesi Mahçupyan’ın demokrasi ölçülerinin sorunlu olduğunu göstermektedir.
Şu anda Türkiye'nin temel sorunu 9 yıldır iktidarda olan AKP'nin demokratik karakterde olmayışıdır. PKK defalarca tek taraflı ateşkes yapmış, ama AKP bunları Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için değil, kendi iktidarını, otoritesini pekiştirmek ve bu temelde Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmek için değerlendirmiştir. Etyen Mahçupyan bunu görmüyor. Herhalde psikolojik savaş merkezi ve onun kalemşorları gibi hep iyi şeyler olacakken PKK bozdu hikayesine inanıyor.
Etyen Mahçupyan her şeyden önce Tayyip Erdoğan 2007 Mayıs’ında Yaşar Büyükanıt’la mezara götürecekleri hangi konuda anlaştı? Bunu sorgulamalıdır. Yine İlker Başbuğ ile bir yıl sonra hangi konuda mutabık sağladılar. Sayın Mahçupyan AKP'nin bugünkü Kürt politikasıyla bu görüşmeler arasında hangi bağı kuruyor merak ediyoruz. Herhalde bu görüşmelerde geyik yapmadılar.
Türkiye tarihindeki en antidemokratik tarihin 12 Eylül olduğu bilinir. 12 Eylül toplumun üzerine bir karabasan gibi çökmüştü.  Buna muhalefet edecek sol demokratik güçleri ezip geçmişlerdi. Herhalde bu dönemde en az zarar gören siyasal İslamcılar ve Gülen cemaati olmuştu. 12 Eylül rejimine karşı ilk büyük muhalefet Kürtlerden geldi. Kürt Özgürlük Hareketi direnişe geçerek 12 Eylül anayasasını da bu anayasaya dayalı sistemi de kabul etmeyeceğini ortaya koydu. 15 Ağustos’ta başlayan silahlı direnişin 12 Eylül anayasası ve onun kurduğu sisteme karşı olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. 12 Eylül rejiminin en fazla teşhir olduğu yerlerden biri de Amed zindanıdır. Bunu sağlayan da PKK tutsaklarının direnişi olduğu bilinmektedir.
AKP Kürt Özgürlük Hareketi'nin –kuşkusuz Türkiyeli demokrasi güçlerinin de payı vardır- mücadelesiyle hazırladığı demokrasi ortamını; yine dış koşulları Türkiye'nin demokratikleşmesi için değerlendirmemiştir. Aksine Türkiye haklarının ve Kürt halkının demokrasi özlemini sadece kendi iktidarını sürdürmek için kullanarak demokrasi güçlerine ihanet etmiştir. Demokrasi esas olarak da Kürtlere yaklaşımda belli olur. AKP Kürt sorununda siyasi koşullar gereği kozmetik bir iki girişim dışında hiçbir şey yapmamıştır. Tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak ve anadilde eğitim olmaz söylemi Kürt sorununa bakışın ne olduğunu göstermektedir. Bu zihniyet bile AKP'nin demokrasi gücü olmadığının, demokratikleşme diye bir derdinin olmadığının kanıtıdır.
Etyen Mahçupyan’a soralım: dünyada kim "kadın da olsa çocuk da olsa gereken yapılacaktır” demiştir? Tayyip Erdoğan'ın bu sözler söylemde kalmamış, pratiğe dökülmüş, birkaç gün içinde çoğu çocuk on beş civarında insan sokak ortalarında, evlerinin önünde, balkonlarda polis kurşunuyla katledilmiştir. Mevcut TMK yasasının Kürt halkının demokratik direnişinin bastırılması için AKP tarafından hazırlandığını da hatırlatalım.
AKP demokratik bir güç değildir. Zaten Mahçupyan da yazısında dolaylı da olsa benzer bir cümle kurmuştur. AKP on yıllara dayanan mücadeleyle birikmiş demokrasi özlemini sömürmüştür. Sol 12 Eylül tarafından ezilmişti. CHP ise derin devlet tarafından kullanılan bir güç haline gelmişti. Bu gerçekler ortadadır. PKK Kürt toplumunu ve siyasetini demokratikleştirmek istemiyor demek, Kürt gerçeğinden uzak olmak demektir. Anlaşılıyor ki Kürdistan Etyen için Merih kadar uzak. Kürt toplumu geleneksel otoriterlerde kopmuş ve demokratik devrimini yaşamıştır. Bunun somut ifadesi Kürt kadınıdır. Bugün Türkiye'deki kadın hareketini tetikleyen de Kürt kadının özgürlük mücadelesidir. Demokratik siyasetin en somut kanıtı da kadının siyasetteki yeridir. Bu konuda AKP de CHP de ancak nal toplar.
Sayın Mahçupyan, demokratik siyaset, Kürt Özgürlük Hareketi'nin temel ilkesidir. İdeolojisini de teorisini de siyaset anlayışını da demokratik siyaset ilkesi üzerine kurmuştur. Tabii ki Mahçupyan PKK'yi de Kürdistan'daki toplum gerçeğini de kaynağından değil, psikolojik savaş karargahı basınından ve onun kalemşorlarından öğrenmiştir. Bu nedenle bu konudaki yetersiz yaklaşımını anlayışla karşılamasak da anlıyoruz.
Kürdistan'da 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl önce demokratik siyaset mi vardı? Kim ağa ve bey çocuğuysa CHP ya da AP’den milletvekili olurdu. Şimdi AKP de Kürdistan'da benzer bir yol izliyor. Belki ağaların ağırlığı azaldı, yerini şimdi daha çok işverenler almış. Ama bunların toplumun demokratik temsilini yapanlar olmadığı açık. Peki, BDP de böyle mi? Böyle olup olmadığını gidip araştırır. BDP'de ancak halkın seçtikleri yönetici olur. Bunun da demokratik kültürünün ve demokrasinin gereği olduğu açık.
Herhalde özel savaşın, psikolojik savaşın PKK BDP'ye her şeyi dikte ettiriyor, herkesi PKK seçtiriyor sözlerine Mahçupyan da inanmış. Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi'nin Kürt toplumu üzerinde etkisi var. PKK Kürt toplumunun demokratikleşmesini istemiyor söylemi bir yalan ve iftiradır; gerçeği tersyüz etmektir. Etyen Kürt toplumundaki demokratik değişimin gücünü görmek istiyorsa gider Kürdistan'da yaşar. AKP mi Kürt toplumunu demokratikleştiriyor yoksa Kürt hareketi mi görür. PKK'nin silahlı direnişi olmasaymış Türkiye demokratikleşirmiş! AKP demokratikleşmeye zorlanırmış! Kürt sorunu çözülürmüş değerlendirmesi de bir yanılgı. Devlet de AKP de Kürtsüz demokrasi istiyor. Kürtler olmasa Türkiye gerçekten de demokratik olur. Çünkü tüm yasaları Kürtler yararlanmasın diye demokratik yapmıyorlar. Belki Kürtler olmazsa Türkiye'yi Almanya gibi federatif bile yapabilirler. Kürtler olmasa Türkiye demokrasi söyleminde herkese nal toplatabilir. Tayyip herkese demokrasi dersi veriyor, ama sıra Kürtlere geldiğinde maskesi düşüyor.
Demokratik olmayan ve özgürlüklere karşı ülkelere gösterilen her türlü direniş meşrudur. Demokratik olmayan otoriter rejimlere karşı silahlı direniş de meşrudur. Türkiye bugün demokratik değildir. Devleti de demokrasisi de özel savaş karakterindedir. Özel savaş demokrasisi vardır. Kürtler bu özel savaş demokrasisiyle bitirilmek isteniyor; soykırıma uğratılmak isteniyor. Son zamanlarda AKP'nin nasıl bir faşist ve otoriter rejim olduğu anlaşılmıştır. Buna karşı her türlü direniş meşrudur.
Kürtlerin silahlı direnişi bırakması gerektiği konusunda bir kampanya yürütülüyor. Etyen Mahçupyan da bunun en öndeki savunucusu. AKP hükümeti Kürt hareketini kuşatmak, yalnızlaştırmak ve ezmek istiyor. Şimdi bu konuda Etyen ve Etyen gibileri AKP'nin bu kuşatmasının gönüllü aktörleri olmuşlardır. Öyle ki, kendilerinin Kürt hareketine karşı ideolojik ve siyasi saldırıları yetmiyormuş gibi, Kürt hareketini destekleyenleri de neden destekliyorsunuz diyerek suçluyorlar. Kürt hareketini destekleyenler bu desteği bırakmalı ve Kürt hareketi yalnızlaştırılmalıdır diyorlar. Derin devletin, yeşil Türkçü Ergenekon’un, yeşil Türkçü faşizmin amacı da bu. Ne diyelim? Etyen’e hayırlı olsun! Bu yolda yürümeye devam etsin.  Bu konuda başka yanıtlarımız ve değerlendirmelerimiz olacaktır. Kim şiddetle bir halkın varlığını yok etmek istiyor, kim buna karşı direniyor bunları ortaya koymaya devam edeceğiz.